(3713 S. K. m. 1, 3, 4)
İSTEMİN ÖZETİ: Bitlis İli, .... adresinde ikamet eden davacı tarafından; 23.09.2015 tarihinde yaşanan terör olayları nedeniyle evinin kundaklandığından bahisle uğradığı zararının 5233 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde tazmin edilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyon Başkanlığı'nın 29/02/2016 tarih ve 13/02/2016/40 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada, davanın reddine karar veren Van 3. İdare Mahkemesinin 25/09/2017 tarih ve E:2016/1100, K:2017/1926 kararının; davacı vekili tarafından hukuka aykırı olduğu öne sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesi uyarınca incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; Bitlis İli, .... ikamet eden davacı tarafından; 23.09.2015 tarihinde yaşanan terör olayları nedeniyle evinin kundaklandığından bahisle uğradığı zararının 5233 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde tazmin edilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin Valiliği Zarar Tespit Komisyon Başkanlığı'nın 29/02/2016 tarih ve 13/02/2016/40 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Mahkemesince, davacının evinin terör eylemi nedeniyle yakıldığına ilişkin kesin kanıtlar olmadığı gibi davacı tarafından da somut bilgi ve belgenin dosyaya sunulamadığı, davacının evinin yakılmasından doğan zararın, idarenin kusuruyla meydana geldiği veya terör eylemi sonucu oluştuğuna ilişkin kesin bir tespitin bulunmadığı, bu durumda, idarenin söz konusu zararın tazmininden sorumlu tutulmayacağı sonucuna varılarak dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla çıkarılan ve 27.07.2004 gün ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu, “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1'inci, 3'üncü ve 4'üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı, terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar ve kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararların bu Kanunun kapsamı dışında sayılan durumlardan olduğu, 5. maddesinde; zarar görenin veya mirasçılarının başvurusu halinde bu Kanun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek, Zarar Tespit Komisyonlarının görevleri arasında sayılmış, "Başvurunun Süresi, Şekli, İncelenmesi ve Sonuçlandırılması" başlıklı 6. Maddesiyle de, zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde ve herhalde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları halinde gerekli işlemlere başlanacağı, bu süreler geçtikten sonra yapılan başvuruların kabul edilmeyeceği, Zarar Tespit Komisyonunun her başvuru ile ilgili çalışmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde tamamlamak zorunda olduğu, zorunlu hallerde bu sürenin vali tarafından üç ay daha uzatılabileceği “Karşılanacak Zararlar” başlıklı 7. maddesinde ise, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararların, hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar olduğu hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan, anılan Kanunun gerekçesinde, "Kural olarak idarenin hukukî sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. Sözü edilen kuralın istisnası olarak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerekmektedir. ....Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara ugramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilen zararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, ister terörle mücadele sırasında Devletçe alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararların belirtilen ilkeler uyarınca karşılanması, Devlete olan güveni pekiştirecek; vatandaş-Devlet kaynaşmasını artıracak, terörle mücadeleye ve toplumsal barışa önemli katkıda bulunacaktır. Terörle mücadelede Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin kazandığı olağanüstü başarının sosyal ve ekonomik tedbirlerle desteklenmesi zorunluluğu toplumumuzun bütün kesimlerince kabul edilmektedir." denilerek Kanunun getiriliş amacı açıklanmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanun’un “Terörün Tanımı “ başlıklı 1. maddesinde; “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklinde tanımlanmış, Kanunun 3. maddesinde, Türk Ceza Kanun’unda yer alan terör suçları sayılmış, 4. maddesinde ise terör amacı ile işlenen suçlar belirtilmiştir.
Terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı yukarıda anılan 3713 sayılı Kanunda belirtilmiş olup bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten ileri gelmediğinin dikkate alınması gerekmektedir. Terör eylemleri nedeniyle zarara uğrayan, bu eylemlere herhangi bir şekilde katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan bu olaylardan toplumun bir parçası olması sıfatıyla zarar görmektedir. 5233 sayılı Kanunun terör eylemleri sonucu zarar görenlerin zararların karşılanmasına yönelik olduğu, nakdi tazminat ödenmesi için bir maddi zararın oluşması, zararın 3713 sayılı Kanunun 1, 3, 4 maddeleri kapsamında yer alan eylemlerden veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılması gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre, terör veya terörle mücadelede kapsamında yürütülen faaliyetlerden kaynaklanmayan zararların 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanması hukuken olanaklı değildir.
Ancak, uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi, zararın varlığı konusunda çekişme olmamakla birlikte zararın kaynağının kesin olarak tespit edilemediği durumlarda zararın karşılanıp karşılanamayacağı hususunun ayrıca incelenmesi gereklidir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacıya ait evin 23.09.2015 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce yakılması sonucu oluşan zararların karşılanması için davalı idareye yapmış olduğu başvurunun; Zarar Tespit Komisyonu tarafından 29.01.2016 tarihli ve 2015/2831 sayılı Bitlis Cumhuriyet Savcılığı dosyasında yer alan olayın terör olayı olduğuna dair herhangi bir delil ve bulguya rastlanmadığına dair yazısına binaen olayın kanun kapsamına girmediğinden bahisle reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda: aynı yangında davacının evi ile beraber davacının komşusu olan babası ....'e ait ev ve .... plakalı araç ile ....'e ait .... plakalı aracın da yandığı, yangının davacının evi ile beraber yakında bulunan başka üç eve de sıçradığı, davacının savcılıktaki ifadesinde, kişisel bir husumetinin bulunmadığını saat 02:00 sularında uyandığı sırada aracının ve ikametinin yandığını görmesi üzerine polis ve itfaiye ekiplerine haber verdiğini ifade ettiği, itfaiye ekiplerince yangının 03:10'da söndürüldüğü, dava dosyasında bulunan aynı güne ilişkin 06;30 saatli polis tutunağında"23.09.2015 günü saat 02:00 sıralarında haber merkezinin .... Mah. ....okulunun molotofla yakıldığını anons etmesi üzerine olay yerine .... kod nolu ekip olarak olay yerine gidilmek istenmiş, Ancak bölgemizde yaşanan terör olayları çerçevesinde yola bombalı tuzak kurma olasılığı nedeni ile .... kod nolu ekibimiz ile olay yerine intikal edilememiş, sorumlu müdürün talimatı ile 112 aracı ile olay yerine saat 04:30 sıralarında gidilmiş." şeklinde ifadelerin bulunduğu, davacının ikametinin de .... Mahallesinde bulunduğu, yine aracın yanmasına ilişkin olarak Bitlis Sulh Hukuk Hakimliği tarafından hazırlattırılan bilirkişi raporunda özetle "yangının, aracın benzin deposundan, motor kısmından ve lpg tesisatından kaynaklı olmadığı, yangının başka bir yanıcı maddeyle çıktığı" şeklinde görüş ve kanaatlerin belirtildiği, dava dosyasında bulunan polis tutanağında yer alan ifadelerden olayın olduğu gece başka terör olaylarının da meydana geldiğinin açık olduğu görülmektedir..
Bu durumda; davacının herhangi bir kişisel husumetinin bulunup bulunmadığı, olayın meydana geldiği 23.09.2015tarihinde ve yakın tarihlerde benzer nitelikte araç kundaklama eylemlerinin bulunup bulunmadığı, varsa söz konusu olaylarda faillerin yakalanıp yakalanmadığı ve olayların terör eylemi olarak nitelendirilip nitelendirilmediği hususları araştırıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu verilen komisyon kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.
Danıştay 15.Dairesinin 09.02.2017 tarih, E:2013/8021, K:2017/610 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Van 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 25/09/2017 tarih ve E:2016/1100, K:2017/1926 sayılı kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan ilk derece ve istinaf aşamasına ait toplam 305,90.-TL yargılama giderleri ile karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1362,00.-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin taraflara mahkemesince resen iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45/6. maddesi uyarınca kesin olarak, 28.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)