(2577 S. K. m. 45) (3713 S. K. m. 1, 3, 4)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, davacıya ait ....... plakalı aracın, Bitlis İli, Tatvan İlçesi, ....... mevkinde 23/08/2015 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce yakılması nedeniyle kullanılmaz hale gelmesinden dolayı Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'na yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin 12/01/2016 tarih ve 13/02/2016/21 sayılı işlemin; son dönemlerde terör eylemlerinin yoğunlaştığı, olay tarihinden önce ve sonra da araçların yakıldığı, oluşan zararın 5233 sayılı kanun kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülerek iptali istemiyle açılan davada, davanın reddine karar veren Van 3. İdare Mahkemesinin 06/10/2017 tarih ve E:2016/238, K:2017/1978 sayılı kararının; davacı vekili tarafından hukuka aykırı olduğu öne sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesi uyarınca incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, davacıya ait ....... plakalı aracın, Bitlis İli, Tatvan İlçesi, ....... mevkinde 23/08/2015 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce yakılması nedeniyle kullanılmaz hale gelmesinden dolayı Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'na yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin 12/01/2016 tarih ve 13/02/2016/21 sayılı işlemin; son dönemlerde terör eylemlerinin yoğunlaştığı, olay tarihinden önce ve sonra da araçların yakıldığı, oluşan zararın 5233 sayılı kanun kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülerek iptali istemiyle açılmıştır.
Mahkemesince, bu durumda davacıya ait ....... plakalı aracın, Bitlis İli, Tatvan İlçesi, ....... mevkinde 23/08/2015 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce yakılması nedeniyle kullanılmaz hale gelmesinden dolayı Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'na yapmış olduğu başvurunun, söz konusu Kanun kapsamına giren bir zarar bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin 12/01/2016 tarih ve 13/02/2016/21 sayılı Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı işleminin; yapılan incelemelerde olayın terör örgütü tarafından gerçekleştirildiğine yönelik iz veya delillere rastlanılmadığına ilişkin tespitlerin bulunması, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 01/09/2015 tarihli uzmanlık raporunda inceleme konusu bulgular üzerinde herhangi bir yangın başlatıcı ve hızlandırıcı madde kalıntısına rastlanılmadığının rapor edilmesi, olayın meydana geldiği yerde herhangi bir kamera kaydının bulunmaması, olayı gören kimsenin de bulunmaması hususu birlikte değerlendirildiğinde, davacıya ait aracın yakılması olayının, terör örgütü üyeleri tarafından gerçekleştirildiğine veya terör olayı olduğuna yönelik somut bilgi ve belge bulunmadığı sonucuna varılmış olup, dava konusu işlemde bu nedenle hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla çıkarılan ve 27.07.2004 gün ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu, “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1'inci, 3'üncü ve 4'üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı, terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar ve kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararların bu Kanunun kapsamı dışında sayılan durumlardan olduğu, 5. maddesinde; zarar görenin veya mirasçılarının başvurusu halinde bu Kanun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek, Zarar Tespit Komisyonlarının görevleri arasında sayılmış, "Başvurunun Süresi, Şekli, İncelenmesi ve Sonuçlandırılması" başlıklı 6.maddesiyle de, zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde ve herhalde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları halinde gerekli işlemlere başlanacağı, bu süreler geçtikten sonra yapılan başvuruların kabul edilmeyeceği, Zarar Tespit Komisyonunun her başvuru ile ilgili çalışmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde tamamlamak zorunda olduğu, zorunlu hallerde bu sürenin vali tarafından üç ay daha uzatılabileceği “Karşılanacak Zararlar” başlıklı 7. maddesinde ise, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararların, hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar olduğu hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan, anılan Kanunun gerekçesinde, "Kural olarak idarenin hukukî sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. Sözü edilen kuralın istisnası olarak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerekmektedir. ....Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilen zararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, ister terörle mücadele sırasında Devletçe alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararların belirtilen ilkeler uyarınca karşılanması, Devlete olan güveni pekiştirecek; vatandaş-Devlet kaynaşmasını artıracak, terörle mücadeleye ve toplumsal barışa önemli katkıda bulunacaktır. Terörle mücadelede Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin kazandığı olağanüstü başarının sosyal ve ekonomik tedbirlerle desteklenmesi zorunluluğu toplumumuzun bütün kesimlerince kabul edilmektedir." denilerek Kanunun getiriliş amacı açıklanmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanun’un "Terörün Tanımı" başlıklı 1. maddesinde; “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklinde tanımlanmış, Kanunun 3. maddesinde, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan terör suçları sayılmış, 4. maddesinde ise terör amacı ile işlenen suçlar belirtilmiştir.
Terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı yukarıda anılan 3713 sayılı Kanunda belirtilmiş olup bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten ileri gelmediğinin dikkate alınması gerekmektedir. Terör eylemleri nedeniyle zarara uğrayan, bu eylemlere herhangi bir şekilde katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan bu olaylardan toplumun bir parçası olması sıfatıyla zarar görmektedir. 5233 sayılı Kanunun terör eylemleri sonucu zarar görenlerin zararların karşılanmasına yönelik olduğu, nakdi tazminat ödenmesi için bir maddi zararın oluşması, zararın 3713 sayılı Kanunun 1, 3, 4 maddeleri kapsamında yer alan eylemlerden veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılması gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre, terör veya terörle mücadelede kapsamında yürütülen faaliyetlerden kaynaklanmayan zararların 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanması hukuken olanaklı değildir.
Ancak, uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi, zararın varlığı konusunda çekişme olmamakla birlikte zararın kaynağının kesin olarak tespit edilemediği durumlarda zararın karşılanıp karşılanamayacağı hususunun ayrıca incelenmesi gereklidir.
Dava dosyanın incelenmesinden; davacının Bitlis İli, Tatvan İlçesi, .......'n de kendisine ait ....... plakalı aracının 23/08/2015 tarihinde saat 03.48'de yandığı, olayla ilgili olarak itfaiye ekiplerince düzenlenen "Yangın Raporu"nda hasar durumunun tespiti yapılarak yangın çıkış nedeni olarak bilinmeyen neden ile yakıldığı hususunun kaydedildiği, Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın halen devam ettiği, yangını çıkaran kişi yahut kişilerin kimler olduğunun bilinmediği, elde edilen delillerde gerçekleşen olayın terör olayı olup olmadığı konusunda herhangi bir delile rastlanılmadığının belirtildiği, davacı tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında uğradığı zararın tazmini istemiyle davalı idareye başvurulduğu; Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu tarafından, davacının başvurusunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle talebin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Olayda; 23.08.2015 günü saat 03.48 de davacıya ait ....... plakalı aracının yakılması olayından dolayı Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 2015/2046 soruşturma nolu dosyası ile soruşturma başlatıldığı ve yine aynı gece ....... adlı kişiye ait olan ....... plakalı aracında yakılması nedeniyle de 2015/2047 soruşturma nolu dosyası ile soruşturma başlatıldığı, bir hafta içinde ilçede protesto gösterileri ile birlikte ilçede toplam 5 aracın yakıldığı, öte yandan, PKK/KCK terör örgütünde Bitlis Kırsalında faaliyet yürütürken örgütten kaçarak 09.09.2015 tarihinde Tatvan İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerine teslim olan ....... isimli şahsın ifadelerinde, teslim olmasından 15 gün önce kırsalda yanında ismini bilmediği fakat gördüğü takdirde teşhis edebileceği zayıf, hafif kambur, 26-27 yaşlarında bir şahsın gelerek, araç yakma eyleminde bulunduğuna ilişkin ifadesinin bulunduğu görülmektedir.
Bu durumda; araba yakılması olayı ilgili olarak Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı'nca başlatılan soruşturmalar ile ifade veren terör örgütü üyesinin yargılamaları sonucunda verilecek kararlar ile davacının herhangi bir kişisel husumetinin bulunup bulunmadığı hususları için gerekli inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra hukuki sebepler ve gerekçesi ortaya konulmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu verilen komisyon kararında ve mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Danıştay 15.Dairesinin 09.02.2017 tarih, E:2013/8021, K:2017/610 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Van 3. İdare Mahkemesinin 06/10/2017 tarih ve E:2016/238, K:2017/1978 kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan ilk derece ve istinaf aşamasına ait toplam 266,50.-TL yargılama giderleri ile karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.362,00.-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin taraflara mahkemesince resen iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45/6. maddesi uyarınca kesin olarak, 11.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)