(2709 S. K. m. 2, 5, 10, 125) (2577 S. K. m. 7, 11, 12, 13, 45, 46) (4721 S. K. m. 2)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının ….. Şube Müdürlüğünde Makine Mühendisi olarak görev yaptığı sırada "işyerinde psikolojik taciz-mobbing" olarak tanımlanabilecek eylem ve işlemler nedeniyle yaşadığı üzüntü karşılığında 50.000,00 TL manevi zararının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada; davalı idarece davacı hakkında tesis edilen kimi işlemlerin yargı yerlerince iptal edildiği görülmekle birlikte, idarece tesis olunan bir işlemin yargı kararıyla iptal edilmesinin manevi tazminat ödenmesini gerektirmeyeceği, kusur sorumluluğunda hukuka aykırılığın tazmin için yeterli olmadığı, hukuka aykırılığın idarenin kusurundan da kaynaklanması gerektiği, davacıya idarece mobbing uygulandığı hususunda davacının soyut iddiaları haricinde somut ve hukuken geçerli delil bulunmadığı, kusur sorumluluğu için gerekli olan kusur, zarar, hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağı şartlarının somut olayda bir arada bulunmadığı, davacıya psikolojik baskı ve kendisini yıldırma amaçlı mobbing uygulandığı hususunun somut bir şekilde ortaya konulamadığı, mobbingin devamlı surette sistematik baskı oluşturmaya yönelik olması gerektiği hususu da göz önüne alındığında, davacının ileri sürdüğü nedenlerin mobbing kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, davada manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda Balıkesir İdare Mahkemesince verilen 06/10/2017 tarih. E: 2016/335, K: 2017/2252 sayılı kararın; yakınmalarına konu 1 yıllık süreçte kendisine yönelik sözlü ve yazılı ifadeler, görevlendirme ve soruşturmaların içeriği, sonucu yaptırımlar, bunlara yönelik olarak açılan davalarda verilen kararlar, yakınması üzerine hazırlanan soruşturma raporu eki belgeler ve isteği dışında yapılan ataması gözönünde bulundurulduğunda, kendisine yıldırma amaçlı psikolojik taciz uygulandığının açık olduğu, aksi yönde verilen kararda hukuksal isabet bulunmadığı ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacıya yönelik bazı yaptırım işlemlerinin iptal edilmiş olmasının psikolojik taciz olarak kabulüne hukuksal olanak bulunmadığı, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf başlıklı 45. maddesinde, "2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir. " kurallarına yer verilmiş; "Temyiz” başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştayda temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinde,"!. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.
b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.
2. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.
3. Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir...." kuralına yer verilmiştir.
Dava, davacının Şube Müdürlüğünde Makine Mühendisi olarak görev yaptığı sırada "psikolojik taciz- mobbing" olarak tanımlanabilecek eylem ve işlemler nedeniyle yaşadığı üzüntü karşılığında 50.000 TL manevi zararının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin birinci fıkrasında idarenin her tür eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, böylece idarenin hukuki sorumluluğunun çerçevesi çizilmiştir.
İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdari eylem ise, idarenin işlevi sırasında temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyetlerini (fizik alanında görülen iş, hareket, tutum ve çalışmalar) veya hareketsiz kalmasını anlatır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler maddi ve fiziksel etki ve sonuçlan yanında sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar.
Uyuşmazlığın maddi ve hukuksal çerçevesi, yönetim hukuku alanında dava açma sürelerinin hukuksal niteliği ile bu anlamda yasa koyucunun dava açma süreleri bakımından yargılama yöntemine ilişkin getirdiği kuralların irdelenmesi bakımından; önümüzdeki davanın konusu maddi ve manevi zararın işlemden mi, eylemden mi kaynaklandığının belirlenmesini gerektirmektedir.
Dairemizce davanın kabul koşullarına yönelik olarak yapılan değerlendirmede; davanın nedenleri, doğrudan salt manevi tazminat istemiyle açılmış tam yargı davası niteliği gözönünde bulundurularak; öncelikle "işyerinde psikolojik taciz" nedeniyle kamu görevlilerinin açacakları tazminat davalarının; kabul koşullarının "işlem ve/veya işlemler nedeniyle mi; eylem ve/veya eylemler nedeniyle mi" açıldıklarının irdelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu çerçevede; idarelerin idari faaliyetleri sırasında gerçekleştirdiği eylem ve işlemleri nedeniyle bireylerin "hak ihlalleri" sonucu uğradığı öznel maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle idari yargı yerlerinde açacakları tam yargı davalarının hukuksal kimliği; işyerinde psikolojik taciz nedeniyle açılacak davalara özgü olarak nitelenmelidir. Öncelikle; statü hukuku kapsamında, kuruluların üstlendiği kamu hizmetlerinin asli ve sürekli görevlerini belli bir yetki ve hiyerarşi içinde yürüten kamu görevlilerin yetkili merciler ve/veya üst amirleri tarafından görev, görev yeri ve çalışma koşullarının belirlenmesine yönelik işlem ve tasarruflarının kamu yararı amacı dışında amaçlarla, giderek salt kamu görevlisini "psikolojik taciz" amacıyla tesis edilmesinden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davaların; zararı doğuran işlemleri tesis eden ve tasarrufları yapan kamu görevlilerinin "görev kusuru" olarak değerlendirilmesi ve ilgili idareler aleyhine dava açılması durumunda da uyuşmazlığın idari yargı yerlerinde "tam yargı" davası olarak görülmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu kapsamda; ilgililerin kendilerine yönelik işlemlerden kaynaklanan zararlarının tazmini istemiyle açacakları tazminat davalarının "işlemden" kaynaklanan davalar olarak; zararı doğuran işlemle birlikte yada doğrudan veya işleme yönelik olarak açılan davada verilen "iptal" kararı üzerine 2577 sayılı Yasanın 7, 11 ve 12. maddeleri uyarınca dava açma süreleri içinde açılabilecekleri tartışmasızdır. Ancak sözkonusu dava, "işyerinde psikolojik taciz" nedeniyle açıldığı durumda; davanın nedenleri arasında ilgiliye yönelik "idari işlemlerin" bulunuyor olmasının; bu tür davaların salt "işlemden kaynaklanan tazminat davaları" olarak algılanması; hukuk sistemimizde yer bulmaya başlayan "işyerinde psikolojik taciz" nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davaların "maddi çerçevesi ve hukuksal niteliğine" uygun olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu tür davalar; zaman içinde fiziksel ve maddi değişikliklere de neden olan idarenin ajanları tarafından tesis edilmiş işlemler yada ilgili kamu görevlisine yönelik tasarruflar ile birlikte bunların oluşturduğu eylemli fiziksel etkiler, verdiği görüntüler ve doğurduğu algıların maddi ve manevi sonuçlarının tazmini istemiyle açılmış davalardır.
Bu bakımdan; dava açma süreleri bakımından kabul koşullarının belirlenmesi için davanın konusu hukuksal sorumluluk nedeni olan "mobbing" kavramı özellikle incelenmelidir. öncelikle davacının manevi tazminat istemine konu zararlarının nedeni olarak ileri sürdüğü; "işyerinde psikolojik taciz" (Mobbing) kavramının hukuksal olarak koşullarının ve kurucu unsurlarının manevi tazminata ve hukuksal sorumluluk koşullarına özgü olarak irdelenmesi gerekmektedir.
"İşyerinde psikolojik taciz" (mobbing) kavramı; literatürde en yoğur, biçimde referans alınan kaynak ve bu konuda ilk araştırmacılardan kabul edilen İsveçli endüstri psikologu Heinz Leymann'a göre; "sistematik olarak, bir veya daha çok kişi tarafından genelde bir kişiye yöneltilen ve kişiyi savunmasız ve yardıma muhtaç bir duruma düşürüp, süreklilik arz eden eylemler ile bu halde tutan, düşmanca ve ahlak dışı her tür iletişim" olarak tanımlanmıştır. (LEYMANN, Heinz, "The Definition of Mobbing at Workplaces”, The Mobbing Encyclopcdia,, http://www.lcymann.se/English/12100E.HTM). Amerika Birleşik Devletleri ve Kıta Avrupasında da, bireyin kişiliğine, haysiyetine, fiziksel veya psikolojik bütünlüğüne yönelik her tür saldırgan davranış olarak tanımlanan mobbingin. "sistematik ve tekrarlanan" niteliğine dikkat çekildiği görülmektedir.
Uluslararası Çalışma örgütü'ne göre de mobbing; bir çalışana veya bir grup çalışana intikamcı, acımasız veya kötü niyetli girişimlerle adaletsiz ve sürekli negatif tavır ve eleştiriler, sosyal ortamından izole etme, hakkında dedikodu yapma veya yanlış söylentiler yayma yoluyla zayıflatmak ya da aşağılamak amacını güden eziyet edilmeyi içeren bir psikolojik taciz şeklidir.
Bu durumu ile kamu görevlilerinin statü hukukunun gereği olarak, ancak belli bir hiyerarşi içinde ve idare hukukuna özgü yetki kurallarına dayanılarak ilgililerin çalışma yaşamı ve koşullarına ilişkin olarak tesis ettiği işlemlerin kendi maddi ve hukuksal sonuçlarının, işlemlerle ortaya koyulmayan ve/veya koyulamayan tasarrufların ötesinde; "zaman içinde", "tekrarlanan" ve işlemlerin ve/veya ilgiliye yönelik eylemli tasarrufların neden ve amaç unsurlarından bağımsız olarak kişiye yönelik kişisel psikolojik taciz biçiminde değerlendirilecek öznel etkilerinin ilgilisinde yarattığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davaların; kabul koşullarının da işlemlere özgü olarak değil, bu işlemlerin kendilerinden bağımsız olarak ilgilisinde yarattığı fiziksel ve ruhsal etkilerine dönük davalar olarak "eylemden" kaynaklanan tazminat davası niteliğinde açıldığının ve ilgililerin bu yönde salt tazminat istemlerine ilişkin olarak yapılmış başvuruların 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi kapsamında yapılmış bir "ön başvuru" olduğunun kabulü gerekmektedir. (Bu değerlendirmede; Danıştay Beşinci Dairesinin 08.06.2016 tarih, E:2016/3154, K:2016/3688 sayılı salt disiplin cezası ve soruşturmalar nedeniyle açılan davanın, işlem üzerine açılmış dava olduğu, ön başvuru yolu aranmayacağı yolundaki kararı da Dairemizce gözönünde bulundurulmuştur.)
Bu durumda, davacının belli bir süreç içinde kendisine yönelik işlem ve işyeri uygulamalarının psikolojik taciz niteliğinde olduğunu ileri sürerek, bu durumun önlenmesi ve uğradığı manevi zararın 50.000,00 TL ile tazmini istemiyle yaptığı 22.12.2015 tarihli ön başvurusunun reddi üzerine 26.02.2016 tarihinde açtığı davanın, 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca süresi içinde açıldığının kabulü gerekmektedir.
Davacının başvurusunun esasının incelenmesine gelince;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı. Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini. Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartlan hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi yada manevi zararlarının karşılanabilmesi için aranılan koşullan, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, kural olarak hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.
Bu kapsamda; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Bu çerçevede, idarelerin işlemlerinden kaynaklanan maddi zararlarının tazmini bakımından işlemlerin hukuka aykırı olarak tesis edilmeleri, bu işlemlerden kaynaklanan gerçek maddi zararlardan hukuksal olarak sorumluluk bakımından yeterli olmakla birlikte; yerleşik yargısal içtihatlarla işlemlerin neden olduğu manevi zararlardan idarelerin hukuksal olarak sorumlu tutulabilmeleri için salt işlemlerin hukuka aykırı olmaları yeterli görülmemiş; hukuka aykırılıkların "ağır hizmet kusuru" oluşturması bir koşul olarak kabul edilmiştir.
Diğer yandan manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir.
Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekir.
Bu çerçevede, öncelikle davacının manevi tazminat istemine konu zararlarının nedeni olarak ileri sürdüğü; "işyerinde psikolojik taciz" kavramının hukuksal olarak koşullarının ve kurucu unsurlarının manevi tazminata ve idare hukukuna özgü hukuksal sorumluluk koşulları gözönündc bulundurularak irdelenmesi gerekmektedir.
Hukukumuzda, işyerinde psikolojik taciz kavramı Anayasal düzlemde doğrudan tanımlanmamış olsa da, özellikle Anayasanın; “Devletin Temel Amaç ve Görevleri" başlıklı 5'inci maddesinde; “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlamak" devletin görevleri arasında sayan düzenleme, 10'uncu maddede, “Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine yer verilmiş olması ve devletin bu eşitliği sağlamak üzere gerekli tedbirleri alacağı vurgusu, 12. maddedeki; “Herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilemez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu” düzenlemesi ve yine “herkesin yaşama, maddi ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu” yolundaki 17’inci madde düzenlemesi psikolojik tacizin ulusal ve uluslararası hukukta kişilik haklan temelinde yapılan tanımı kapsamında değerlendirilebilecek kurallardır.
Medeni Kanunun. İdare Hukuku alanında da uygulanma olanağı olan "Dürüst davranma" başlıklı 2. maddesinde; herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüsttük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı kuralı bulunmaktadır.
19.03.2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) önlenmesi konulu 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesinde; Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin, çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği belirtilmiş, kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesinin gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemli olduğu vurgulanmış, bu doğrultuda çalışanların psikolojik tacizden korunması amacıyla birtakım tedbirler alınmıştır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca işyerinde psikolojik taciz kavramı; işyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifıze etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlamıştır.
Yukarıda anılan tanım ve yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde; psikolojik tacizin mevcut gücün ya da pozisyonun kötüye kullanılarak; sistematik olarak psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, aşağılama, tehdit vb. şekillerde yansıyan duygusal bir saldın, kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlayıp; işverenin ima ve alay ile karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeyi de içeren saldırgan bir ortam yaratarak onu işten çıkmaya zorlayan yaş. cinsiyet, ırk ayrımı olmaksızın kişiyi iş yaşamından dışlamak amacı ile kasıtlı olarak yürütülen bir süreç olarak tanımlandığı, sistematik tespitinin yapılması için minimum altı aylık bir sürece yayılmış olması, belli periyotlarda tekrar eden, birtakım evreler içinde geçmiş olan, tekrarlama sıklığı, uzun süre devam etmesi ve davranış tarzlarının kişiye kötü muamele şeklinde olması şeklinde belirtiler göstermesinin arandığı, bu bağlamda anlık stresten kaynaklanan sorunlar ve yukarıda belirtilen şartlan taşımayan çatışmalar ve anlaşmazlıkların ise psikolojik taciz olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede; idare hukuku alanında hukuksal sorumluluk nedeni olarak "işyerinde psikolojik taciz" ve bundan kaynaklanan hukuksal sorumluluğa ilişkin normatif bir kural bulunmamakla birlikte; özellikle idare ile statü hukuku kapsamında ilişkisi bulunan kamu görevlilerine yönelik olarak statü hukukundan kaynaklanan hiyerarşi ve yetkiler uyarınca tesis edilen işlem ve eylemlerin ilgilinin manevi değerlerine yönelik olumsuz sonuçlarının manevi tazminat yoluyla giderilmesi bakımından "işyerinde psikolojik taciz"; idari yargı yerleri tarafından kabul edilegelen "ağır hizmet kusuru" koşulunun özgü ve özellikli bir nedeni olarak kabul edilmelidir.
Bu durumu ile işyerinde psikolojik taciz nedeni olarak ileri sürüten işlem ve uygulamaların; yetki, şekil, konu, neden ve amaç unsurları bakımından hukuksal olarak sakat olmaları yanında; aynı zamanda bu hukuka aykırılıkların ilgiliye yönelik olarak yıldırma yoluyla iş yaşamından dışlamak amacıyla ayrımcı, özel bir saikle tekrarlanarak ve kamu yararına yabancı, kişiye zarar verme amacıyla uyumlu belli bir süre ile tesis edilmiş olmaları gerektiği kabul edilmelidir. Bu bakımdan idarelerin yetkili merci yada personelinin; statü hukukundan kaynaklanan hiyerarşik yetkilerini kullanırken ve görevlerini yerine getirirken; hizmetin niteliği ve gerekleri bakımından yetkili ve görevli oldukları konularda, hizmetin niteliği, gerekleri ve işleyişinin gerektirdiği kabul edilebilir amaçlarla ve yetki kuralının öngördüğü konularda tesis ettikleri işlemlerde yada işyeri uygulamalarında hukuksal sakatlıkların; salt ilgililerinin öznel değerlendirmeleri nedeniyle doğurduğu algı ve manevi zararların "işyerinde psikolojik taciz" olarak kabul edilmesine hukuksal olanak bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının davalı idarenin Müdürlüğünde sözleşmeli personel olarak statü hukuku kapsamında "makine mühendisi" olarak 01.08.2011 tarihinde göreve başladığı, teknik işler servisinde görev verildiği, 22.12.2015 tarihli dilekçesi ile 16.03.2015 tarihinde Şube Müdürü ile aralarında yaşanan bir olay sonrasında kendisine yönelik olarak psikolojik taciz uygulandığı yolunda bir başvuruda bulunduğu, yaşadığı üzüntü ve acı nedeniyle uğradığı manevi zararının 50.000,00 TL olarak tazminini istediği, önümüzdeki davanın bu başvurusunun reddi üzerine açıldığı, ilk derece mahkemesinin davacının yakınmasına konu uygulama ve işlemlerin psikolojik taciz olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmektedir.
Olayda; davacının ilk kez 16.03.2015 tarihinde işyerindeki işleyişe yönelik yapılmış bir yakınma başvurusunun kendisi tarafından yapıldığı değerlendirilerek yapılan toplantıda şube müdürünün kendisini "yalancılıkla" suçladığı, servisin çalan telefonlarına bakmaması nedeniyle şube müdürünün uyarısı üzerine servis şefinin bu nedenle kendisini uyarırken kendisine "geri zekalı" dediği, şubenin hurda demirbaşlarının satışı ihalesinde usulsüzlük yapıldığı yolunda yakınmaları ile birlikte ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduğu, ilgililer hakkında açılan davada bir örneği Uyap sisteminden elde edilen … Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile "beraat" kararı verildiği, 16.03.2015 tarihli bir yazı ile "üzerindeki işlerin kontrol ve denetimi ile takibinde gereği gibi davranmadığı, bunun yerine dedikodu yaptığı, çalışma arkadaşlarını kışkırtıcı ifadeler kullandığı, sözlü uyanlara karşın yöneticilerin kararlarını personelin yanında sorguladığı, kurum yöneticilerinin karar ve uygulamalarını eleştirdiği yolunda ikaz edildiği, bu yazıya itirazı üzerine de 20.03.2015 tarihli yazı ile ikaz edildiği, davacının 29.07.2017 tarihli servis şefinin telefonlara bakmamasını ileri sürerek kendisine hakaret niteliğinde ifadelerine ilişkin yakınması üzerine de 10.08.2015 tarihli ikaz edildiği, 16.03.2015 tarihli ikaz yazısına itirazına ilişkin 19.03.2015 tarihli başvurusu üzerine yapılan soruşturma sonrasında 26.05.2015 tarihli iki ayrı işlemle "uyarma" ve "kınama" cezaları ile cezalandırıldığı, anılan cezaların konusu fiilleri nedeniyle davacının savunmalarının gereği gibi değerlendirilmediği, anılan ikaz yazılarının iptali istemiyle açılan davalarda ilgili Mahkemelerce iptal kararı verildiği, uyarma ve kınama cezasının da iptal edildiği, bu süreçte …… Şube Müdürlüğünün personel gereksiniminin karşılanması için 22.10.2015 tarihli işlemle Batman'da görevlendirildiği, davacının eşinin annesinin sağlık sorunları nedeniyle görevlendirmeye itirazının idarece kabul edilmediği, açılan davanın reddedildiği, ancak görevlendirmenin idarece sona erdirildiği, davacının bütün bu süreci anlatarak kendisine yönelik psikolojik tacizin sonlandırılması ve manevi zararının tazmini istemiyle yaptığı 22.12.2015 tarihli başvurunun Şube Müdürlüğünün 23.12.2015 tarihli yazısı ile davalı Genel Müdürlüğe iletildiği, anılan yazıda davacıya yönelik olarak olumsuz tutum ve davranışlarını düzeltmesi için yazılmış ikaz yazılarının tebliği üzerine konuları çarpıtarak idareyi sindirmek, korkutmak amaçlı ve hukuksal tehdit içeren uzun bir dilekçe yazdığı, kontrolör aracılığıyla yapılmış soruşturma sonucunda getirilen birçok ceza önerisine karşın iyiniyetle bir uyarma, bir de kınama cezası ile cezalandırıldığı, kendisine iyiniyetle yazılan yazıları yargı mercilerine taşıyarak ilgili makamları gereksiz yere meşgul ettiği, idareye karşı kin, husumet ve iftira dolu yazılar yazmaya devam ettiği, işini yapmaktan çok işyerinde internet ortamında hukuksal incelemeler yaptığı, sürekli haksızlığa uğradığı düşüncesi ile kurum personeline kuruma karşı olumsuz etki ve yönlendirmelerde bulunduğu yolunda değerlendirmeler yapıldığı, aynı günlü işlemle davacının mevcut birimi dışında "beton siloda görevlendirildiği, davalı idarece gerek davacının 22.12.2015 tarihli başvurusuna konu ettiği, yakınmaları, gerekse anılan yakınmalar üzerine davacıya yönelik değerlendirmeleri içeren Şube Müdürlüğünün 23.12.2015 tarihli yazısındaki hususların incelenmesi ve soruşturulması için 18.01.2016 tarihli olurla soruşturmacı görevlendirildiği, soruşturmacının hazırladığı 20.07.2016 tarihli rapor ile Şube Müdürlüğünün ve yöneticilerinin davacıya yönelik sorumsuz, kışkırtıcı, uyumsuz olduğu değerlendirmelerinin dayanağı olarak ileri sürülen olaylarla ilgili kişileri dinlediği ve davacının davranışları yönünden bir işlem yapılmaması, ancak yaşananlar karşılığında davacının görev yerinin değiştirilmesi önerisinde bulunduğu, davacının kendisine yönelik uygulamalara ilişkin yakınmalarının konusu olanlarla ilgili olarak ilgilileri dinlediği ve üçüncü kişilerin tanıklık ve değerlendirmelerine başvurduğu, raporun 1. bölümündeki bu hususların "arızi, tek seferlik, birden çok tekrarlansa bile strese ve doğal iş yoğunluğuna bağlanabilecek süreklilik arz etmeyen olumsuz tutum, davranış ve çekişmelerden kaynaklandığı, işyerinde psikolojik taciz olarak nitelendirilemeyeceği değerlendirmesinde bulunduğu, davacının yakındığı yöneticiler tarafından düzenlenen 2015 yılı performans değerlendirmesine yönelik olarak açılan davada Mahkemenin red kararının İstinaf aşamasında davacının başvurusu kabul edilerek kaldırıldığı ve işlemin iptaline karar verildiği, davacının 2016 sicil değerlendirmesi yönünden yaptığı başvurusu üzerine Kamu Denetçiliği Kurumunun yukarıda değinilen davacının yakınmalarına konu süreci de değerlendirerek, davacının sicilinin yakındığı kamu görevlileri tarafından düzenlenmiş olması yönünden "tavsiye" kararı aldığı, anılan sicile yönelik olarak açılmış davanın reddedildiği görülmektedir.
Bu durumda: davacının kendisine yönelik yapılmış ikaz yazılarının içeriği, içeriğinde davacının tutum ve davranışlarının nitelendirilmesi sırasında kullanılan ifadeler, ceza yargılamasına da konu edilmiş, şüpheliler bakımından beraatle sonuçlansa da davacıya yönelik olarak kuruman yöneticileri tarafından sarfedilmiş "yalancı", "geri zekalı" gibi sözler, ikaz yazılarının iptal edilmiş olması, davacının kendisine yönelik işlemlere yönelik olarak hak arama özgürlüğü kapsamında yaptığı başvurular sonrasında da ikaz edildiği yazılarda davacının kişiliğine, kamu görevlisi olarak güvenilirliği, mesleki sorumluluğu kurumun işleyişine yönelik olarak olumsuz değerlendirmeler, "kışkırtıcı", "kamplaştırıcı" gibi ifadeler, olayların davacının birimindeki telefonlara bakmaması nedeniyle başlayan çekişmelerde yöneticilerin davacıya yönelik ikaz yazılarının sayısı, aynı nedenle hakkında disiplin soruşturması yapılması, soruşturma sonucunda getirilen önerilerle davacının uyarma ve kınama cezaları ile cezalandırılması, bu cezaların yargı yerince iptal edilmiş olması, davacının aile içinde sağlık sorunlarına karşın görev yerinden çok uzakta Batman'da görevlendirilmesi, birim içinde görev yerinin değiştirilmesi, 2015 yılı sicil değerlendirmesinin aynı yöneticiler tarafından önceki yıllardan daha düşük (B) düzeyinde verilmesiyle 2015 yılının Şubat ayından davacının başvurusu tarihi 22.12.2015 tarihine kadar yaşanan süreç gözönündc bulundurulduğunda: davacının görev yaptığı ….. Şube Müdürlüğü yöneticilerinin davacıya yönelik işlemleri, işyeri uygulamaları, takındıkları tutum ve sarfettikleri sözlerin: belli bir dönemde süregelen bir biçimde baskıcı, dışlayıcı ve davacıyı yıldırmaya yönelik haksız uygulamalar olarak işyerinde psikolojik taciz niteliği gösterdiği: bu nedenle davalı idarenin davacının uğradığı manevi zarardan hukuksal sorumluluğunun bulunduğunun kabulü gerektiğinden: aksi yönde verilen başvuruya konu kararda hukuksal isabet bulunmamaktadır.
Davacının 50.000,00 TL manevi tazminat isteminin incelenmesine gelince;
Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır.
Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, takdir edilecek tutarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir ağırlıkta olması gerekmektedir.
Manevi tazminat, evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuru da ön plana alınmaktadır.
Gelişen hukuktaki bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde, tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır.
Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.
Bu durumda: davacıya yönelik uygulamaların sürdüğü dönemin uzunluğu, tekrar edegelen işlem ve işyeri uygulamaları, bunların davacının kişiliğine, sosyal ve iş ilişkileri ile aile ilişkilerine etkileri, davacının yaşadığı ruhsal sorunlar ve davacıya yönelik işyerinde psikolojik tacizden kaynaklanan hizmet kusurunun ağırlığı gözönündc bulundurulduğunda: davacının manevi tazminat isteminin 10.000,00 TL kısmının kabulü, fazlaya ilişkin kısmının ise reddi gerekmektedir.
Davacının manevi tazminata faiz istemine gelince; faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında: kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren I yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almakta olup; anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi itibariyle yasal faiz uygulanması, Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Bu durumda; davacının davalı idareye başvuru tarihi olan 22.12.2015 tarihinden, hükmedilen manevi tazminat tutarının davacıya ödendiği tarihe kadar hesaplanacak yasal faizin de davalı idarece davacıya ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle: davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Balıkesir İdare Mahkemesinin davanın reddi" yolundaki 06/10/2017 tarih. E; 2016/335, K: 2017/2252 sayılı kararının kaldırılmasına, davacının tazminat isteminin 10.000,00 TL kısmının kabulüne: tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine: tazminine karar verilen 10.000,00 TL’nin 22.12.2015 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar davalı idarece hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine: aşağıda ayrıntısı gösterilen ilk aşama ve istinaf aşaması toplamı 335,85 TL yargılama giderinin davada haklılık durumu dikkate alınarak 267,85 TL kısmının davacı üzerinde bırakılmasına: 68,00 TL kısmının davalı idarece davacıya ödenmesine, hükmedilen tutar üzerinden hesaplanan 683,10 TL nispi karar harcının davalı idarece davacıya ödenmesine, hükmedilen nispi karar harcı tutarının davacıdan peşin alınan 853,38 TL karar harcından indirilmesi ile artan 170,28 TL harcın istemesi durumunda davacıya geri verilmesine, davalı idare vekili için ilk aşamada Mahkemesince takdir edilen avukatlık ücreti yönünden mükerrerlik oluşturmamak üzere karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/2 maddesi uyarınca belirlenen 1.200,00 TL nispi avukatlık ücretinin davacı tarafından davalıya ödenmesine, peşin alman posta gideri avansının artan tutarının Mahkemesince davacıya geri verilmesine, 06.09.2018 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)