(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2, 17)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacıların yakını .......'in zatürre olduğu şikayeti ile başvurduğu Beykoz Devlet Hastanesi'ne yatışının yapılmayarak erken müdahele imkanının ortadan kaldırıldığı ve götürüldüğü Süreyyapaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan müdaheleye rağmen vefat etmesine Beykoz Devlet Hastanesi görevlilerinin sebebiyet verdiğinden bahisle uğranılan zararın karşılığı olarak toplam 1.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi tazminatın 03.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek kanuni faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılan davada; sağlık hizmetleri hizmetten yararlananın kişisel özelliklerine ve hizmetin yürütülmesine bağlı olarak, idarenin tazmin sorumluluğu için kural olarak idarenin hizmet kusurunun ve zararla, yürütülen sağlık hizmeti arasında nedensellik bağının bulunması gerekmekte olup; olaya ilişkin olarak Mahkemece Adli Tıp Kurumu'na yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, .......'in şikayetleri ile başvurduğu Beykoz Devlet Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, akciğer grafisi çekilerek kişiye semptomatik tedavi başlandığı, tedavinin devamı veya sevk işlemleri için kişinin takibini yapan hekimle irtibat kurulmadan hastanın yakınları ile birlikte hastaneden ayrıldığının anlaşıldığı, davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı hususunun ortaya konulduğu ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay ile ilgili yapılan soruşturma sonucu Kovuşturmaya Yer Olmadığına ilişkin karar verildiği de dikkate alındığında, olayda idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından, davacıların maddi ve manevi tazminat isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin İstanbul 11. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/12/2017 tarih ve E:2016/2047, K:2017/2315 sayılı kararın; Adli Tıp Kurumu raporuna yapılan itirazlara itibar edilmediği, sadece hastane çalışanlarının ifadesine dayalı olarak yargılama yapıldığı, .......'in ölümünde ağır hizmet kusuru bulunduğu, verilen kararın hukuka aykırı olduğu iddialarıyla istinaf yoluna başvurularak, kararın kaldırılması ve maddi ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Sekizinci İdare Dava Dairesi'nce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17/2. maddesi uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
Dava; davacıların yakını .......'in zatürre olduğu şikayeti ile başvurduğu Beykoz Devlet Hastanesi'ne yatışının yapılmayarak erken müdahele imkanının ortadan kaldırıldığı ve götürüldüğü Süreyyapaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan müdaheleye rağmen vefat etmesine Beykoz Devlet Hastanesi görevlilerinin sebebiyet verdiğinden bahisle uğranılan zararın karşılığı olarak toplam 1.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi tazminatın 03.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek kanuni faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
İstinafa konu Mahkeme kararının, maddi tazminat istemine yönelik davanın reddine ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Mahkeme kararının; "manevi tazminat istemine yönelik davanın reddine" ilişkin kısmının istinaf incelemesine gelince;
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Sağlık hizmetleri bünyesinde risk taşıyan nitelikte hizmetlerden olduğundan, riskli müdahale ve operasyonlar ile sağlık hizmeti içinde yer alan ancak tıbbi operasyon kapsamına dahil edilemeyecek birtakım bakım, gözetim ve yan müdahaleler bakımından idarenin hizmet kusurunun ağırlığına farklı yaklaşılmakla birlikte bakım, gözetim ve yan müdahalelerin hiç veya gereği gibi yapılmaması ya da hastaya ilişkin tıbbi kayıtların usulüne göre tutulmaması nedeniyle oluşan zararlarda, idarenin sorumluluğundan söz edebilmek için hizmet kusurunun varlığı yeterli olmaktadır.
Bunun yanında manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta, Mahkemece; davacıların yakını .......'e konulan teşhislerde ve yapılan tedavilerde, tedaviyi gerçekleştiren doktorlara ve görevli personele ve davalı idareye yöneltilebilecek kusur, eksiklik, yanlış tedavi, yanlış teşhis ve yanlış ilaç kullanımı söz konusu olup olmadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 21.08.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun raporunda özetle, .......'in şikayetleri ile başvurduğu Beykoz Devlet Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, akciğer grafisi çekilerek kişiye semptomatik tedavi başlandığı, tedavinin devamı veya sevk işlemleri için kişinin takibini yapan hekimle irtibat kurulmadan hastanın yakınları ile birlikte hastaneden ayrıldığının anlaşıldığı, davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı hususunun ortaya konulduğu ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay ile ilgili yapılan soruşturma sonucu Kovuşturmaya Yer Olmadığına ilişkin karar verildiği de dikkate alındığında, olayda idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından, davacıların maddi ve manevi tazminat isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmış ise de;
Dosyada bulunan tıbbi belgelerde ve adli tıp raporu birlikte değerlendirildiğinde; müteveffanın ölümünün alt solunum yolu enfeksiyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu olarak gösterildiği görülmüştür.
Tıbbi belgeler ve adli dosyada kayıtlı verilere göre kişinin ilk olarak 15.01.2016’da FSM Tıp Merkezine titreme, yüksek ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı, mide de ağrı yanma şikayeti ile başvuran hastanın TA: 140/80 mmHg, akciğerlerde yaygın bronşial raller, kaidelerde krepitan raller, dudaklar ve periferler hafif siyanoze olduğu, bakteriyel pnömoni, kalp yetmezliği, astım, peptik ülser, tanı kodları ile reçete verildiği, 16.01.2016’da Beykoz Devlet Hastanesinde zatürre başlangıcı ön tanısı ile PAAC grafisi istendiği, combivent ve ventolin nebul, prednol 60 mg puşe uygulandığı, ve 17.01.2016’da Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine 3 gün önce akciğer enfeksiyonu olduğu söylenerek parenteral antibiyotik verilmiş olan hastanın genel durumu kötüleşerek akut solunum yetmezliği ile acile başvurduğu, orotrakeal entübe edilerek düzey 3 SYBÜ'ne nakil alındığı, A/C PCV modunda 20/18 cm H2O basınçlarla %100 Fİ02 ile mekanik ventilatöre bağlandığı, genel durumu kötü, bilinç kapalı, Sa02:%66. Ateş:36.2 derece. TA:224/114 mmHg, Nb:128 /dk olduğu, arter kan gazında pH:7.22. PaC02:30.1, Pa02:56.5 mmHg görüldüğü, akciğer grafisinde bilateral yaygın yer yer homojene yakın dansite artışı mevcut olup %100 Fİ02 ile hipoksemik olması üzerine ARDS protokol gereği yüksek PEEP, %100 Fi02 uygulandığı, Tazocin, cipro ve tamiflu başlandığı, pofol ve midazolam infüzyonları ile sedatize edildiği ve aralıklı kürar IV uygulandığı, sağ juguler santral ven kateteri takıldığı, gün içinde hasta orotrakeal entübe A/C PCV modunda 20 / 18cmH20 basınçlarla %100 Fİ02 ile mekanik ventilatörde takip edildiği ve hipotansiyon nedeni ile ortalama arter basıncı 65mmHg olacak şekilde noradrenalin inf başlandığı, idrar çıkışı azaldığı, ateş olmadığı, medikal tedaviye devam edildiği, orogastrik sondadan enteral beslenmeye başlandığı, takiplerde saat 16:50'de kardiak arrest gelişti, CPR uygulandı, yanıt alınamayan hasta saat 17.23’te eksitus olduğu ve 15.01.2016-16.01.2016 tarihli her iki akciğer grafisinde akciğer enfeksiyonu bulgularının izlendiği, kişinin şikayetleri üzerine şikayetlerinin ikinci gününde 16.01.2016’da götürüldüğü Beykoz Devlet Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, muayene sonucuna göre semptomatik tedavi uygulandığı, kişinin yakınlarının hastayla yeterince ilgilenilmediği ve üst kuruluşa sevk edilmediği ifadesine karşı hekimlerin hasta yakınlarının uyumlu olmadığı ve ambulansla sevk kriterlerini doldurmadığı bu yüzden kendilerinin üst sağlık kuruluşuna başvurabileceği bilgisinin verildiği görülmektedir.
Olayda sorumluluğu bulunan hekimlerle ilgili olarak yapılan disiplin soruşturması sonucunda düzenlenen raporda, kişinin şikayetleri ile başvurduğu Beykoz Devlet Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, akciğer grafisi çekilerek kişiye semptomatik tedavi başlandığı, tedavinin devamı veya sevk işlemleri için kişinin takibini yapan hekimle irtibat kurulmadan hastanın yakınları ile birlikte hastaneden ayrıldığı belirtilmesine karşın hastane tarafından hastanın izinsiz ayrıldığına dair tutanak düzenlenmediği, anılan soruşturma kapsamında alınan bilirkişi görüşlerinde de müteveffanın hastane koşullarında izlem ve takibinin yapılması gerektiği, 112 eşliğinde Süreyyapaşa Hastanesine sevk edilebileceğinin belirtilmiştir.
Diğer yandan Beykoz Devlet Hastanesinde mütevefanın geldiği tarihte görevli bulunan acil servis doktorları ..... ve ..... hakkında Beykoz Cumhuriyet Savcılığının vermiş olduğu kovuşturmaya yer olmadığı yolundaki 26.10.2017 günlü,2017/7335 sayılı kararın yapılan itiraz üzerine kaldırılarak "Taksirle Ölüme Neden Olma" suçundan anılan doktorların Beykoz 2.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlandığı anlaşılmıştır.
Bu veriler ışığı altında Merhumun 16.01.2016 tarihinde zatürre başlangıcı ön tanısı ile Beykoz Devlet Hastanesi acil servisine başvurduğu halde disiplin soruşturmasındaki bilirkişi görüşlerinde de belirtildiği üzere müteveffanın hastane koşullarında izlem ve takibinin yapılması gerektiği halde yatışının yapılmadığı, aynı gün içinde müteveffanın yakınları tarafından götürüldüğü Süreyyapaşa Hastanesine girişinden kısa bir süre sonra da vefat ettiği, 16.01.2016 tarihindeki klinik durumu tam olarak bilinememekle birlikte tanımlanan bulgulara göre ambulans ile sevk edilmesinin mutlak gerektiğine dolayısıyla ambulanssız sevk edilmesinin risk taşıdığına ait bulgu olmadığından idareye kusur atfedilemesi mümkün olmamakla birlikte, bu durumun merhumun ambulanssız sevk edilmesi için klinik durumunun yeterli olduğu anlamını içermediği ve aslında hastanın ambulans ile veya ambulanssız nakline yönelik yeterli verinin hasta dosyasında olmadığı ve bunun bir eksiklik olduğu, müteveffa ve davacıların davalı idarenin yürütmekle sorumlu olduğu kamu hizmetini yeterince etkin bir şekilde yürütmemiş olması nedeniyle hastaneden ayrıldıkları ve Süreyyapaşa Hastanesine imkânlarıyla ulaşmaya çalıştıkları açıktır.
Her ne kadar 21.08.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunun sonuç kısmında .......'e yapılan müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş ise de, zatürre başlangıcı ön tanısı ile Beykoz Devlet Hastanesi acil servisine başvuran müteveffanın yatışının yapılarak izlem ve takibinin gerçekleştirilmediği ve üst sağlık kuruluşuna sevk sürecinde organizasyon kusurunun var olduğu sonucuna varıldığından sağlık hizmetinin bu yönlerden eksiksiz ve kusursuz yürütüldüğünden bahsedilemeyeceği açıktır.
Bu durumda davacının hastaneye yatışının yapılmaması hasta ambulansı ile doktor refakatinde sevk edilmemesi ile ölümü arasında kesin bir illiyet bağı kurulamadığından maddi tazminata hükmedilmesi mümkün değilse de, belirtilen eksiklikler nedeniyle olayda sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği kabul edilerek davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulü yönünde bir karar verilmesi gerekmekte olup, mahkememizce olayın oluş şekli davacıların .......'e olan yakınlık derecesi ile ölüm nedeniyle duydukları ağır bir elem, üzüntü dikkate alınarak takdiren, anne .....'a 50.000,00-TL, kardeş .....'a 25.000,00-TL olmak üzere toplam 75.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden (11.08.2016) itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin kabulü, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin ise reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların istinaf başvurusunun maddi (1.000,00-TL) tazminat yönünden reddine, manevi (925.000,00-TL) tazminat yönünden kısmen reddine, kısmen kabulüne, İstanbul 11. İdare Mahkemesi'nin 22/12/2017 tarih ve E:2016/2047, K:2017/2315 kararının kısmen kaldırılmasına, (anne.....'a 50.000,00-TL, kardeş .....'a 25.000,00-TL olmak üzere) toplam 75.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden (11.08.2016) itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin kabulüne, davacıların adli yardım talebi kabul edilmesi nedeniyle hükmedilen miktar üzerinden hesaplanan 5.123,25-TL nispi karar harcının davalı idareden tahsili için müzekkere yazılmasına, aşağıda dökümü yapılan 920,50.-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre hesaplanan 67,53-TL'sinin davalı idareden alınıp davacılara ödenmesine, davacılar üzerinde bırakılan 852,97-TL'lık kısmının adli yardımdan yararlanan davacılardan tahsili için ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 8.600,00-TL nispi vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. Maddesi uyarınca reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan vekalet ücreti davacı adına hükmedilen vekalet ücreti miktarını geçemeyeceğinden 8.600,00-TL vekalet ücreti ile maddi tazminat yönünden de 990.00-TL vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalı idareye verilmesine, artan posta ücretinin karar kesinleştikten sonra ilgilisine iadesine, 2577 sayılı Kanunun 46. maddesinin (b) bendi uyarınca Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 09/05/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Zatürre ön tanısı ile hastaneye başvuran müteveffanın hastaneye yatırılarak takibinin yapılmaması sonrasında ölümüyle verilen sağlık hizmeti arasında uygun illiyet bağı bulunmamakla birlikte; yaşam riski bulunan hastanın hastane koşullarında takibinin yapılmaması nedeniyle, yakınları olan davacıların(anne ve kardeş); müteveffanın hastaneye yatırılması durumunda yaşama ihtimalinin ne olacağına dair kuşkudan kaynaklı ömür boyu yaşayacakları üzüntü ve sıkıntının, olayın ölümle neticelenmiş olmasından kaynaklı büyüklüğü karşısında, anne için 200.000,00.- TL, kardeş için de 100.000,00.- olmak üzere toplam 300.000,00.- TL manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine dair verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına ve toplam 300.000,00.- TL manevi tazminat isteminin kabulüne karar karar verilmesi, manevi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmı ile maddi tazminat ödenmesi isteminin reddine ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun da reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle, karara katılmıyorum. (¤¤)