(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 13)
İSTEMİN ÖZETİ: Hatay İli, Dörtyol İlçe Devlet Hastanesine 28.02.2013 tarihinde soğuk algınlığı şikayeti ile başvuran davacının, yapılan ağrı kesici iğne sonucunda sağ bacağının felç kalmasında, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, uğradığını ileri sürdüğü 10.000-TL maddi, 100.000-TL manevi zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi ile davacı tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca yapılan ön başvurunun zımnen reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle açılan davada; "...Dava konusu olayda; dosya içerisinde yer alan ve adli, tıbbi belgeler, davacının teşhis ve tedavi geçmişi ile yukarıda açıklanan bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacının sağ bacağında oluşan incelme ve güçsüzlüğün, 28.02.2013 tarihinde yapılan enjeksiyon uygulamasından kaynaklanmadığı, davacının uğradığını iddia ettiği zarar ile zararın kaynağı olduğu ileri sürülen tıbbi müdahale arasında illiyet bağının bulunmadığı anlaşıldığından, idarenin tazminatla sorumlu tutulmasına olanak bulunmamaktadır. Davacının, ilk kez adil tıp raporuna itiraz aşamasında ileri sürdüğü ve yapılan enjeksiyonun türü, etki ve yan etkileri konusunda hiç bir şekilde bilgilendirilmediği ve aydınlatılmış onamının alınmadığı yönündeki itirazı değerlendirildiğinde ise; davacıya yapılan enjeksiyon için aydınlatılmış bir onam belgesinin bulunmadığı açık ise de; hekimin aydınlatma yükümlülüğünün amacının, yapılan tıbbi müdahalelerde doğabilecek komplikasyonlara karşı hastanın bilgilendirilmesi ve hastaya anılan tıbbi müdahaleye rıza gösterip göstermeme hususunda seçim hakkı tanınmasının sağlanması olduğu dikkate alındığında, yukarıda açıklandığı üzere, davacının uğradığını ileri sürdüğü zararla, yapılan enjeksiyon arasında nedensellik bağının, oluşan zararın davacıya tıp kurallarına uygun olarak yapılan enjeksiyon nedeniyle oluşan komlikasyondan kaynaklanması nedeniyle değil, zararın, yapılan enjeksiyondan kaynaklanmaması nedeniyle bulunmadığı, dolayısıyla anılan eksikliğin zararın oluşumuna etkisi olmadığı anlaşılmakta olup; davalı idarenin tazminatla sorumlu tutulmasına olanak bulunmadığı..." gerekçesiyle davanın; maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin kısmı yönünden reddine; davacı tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca yapılan ön başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemine ilişkin kısmı yönünden ise, incelenmeksizin reddi yolunda Hatay 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/12/2017 gün ve E:2013/2272, K:2017/3094 Sayılı kararın; davacılar tarafından, hukuka aykırı olduğu, iğne yapılmadan önce onam formu imzalatılmadığı, adli tıp kurumunun da onam formu olmamasını irdelemediği, acil servise yürüyerek gelip sakat şekilde çıktığı ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın redde ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce, işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; Hatay İli, Dörtyol İlçe Devlet Hastanesine 28.02.2013 tarihinde soğuk algınlığı şikayeti ile başvuran davacının, yapılan ağrı kesici iğne sonucunda sağ bacağının felç kalmasında, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, uğradığını ileri sürdüğü 10.000-TL maddi, 100.000-TL manevi zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi ile davacı tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca yapılan ön başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İdare mahkemesi kararının; ön başvurunun zımnen reddi için verilen incelenmeksizin reddi kısmı ile maddi tazminata ilişkin kısmı hukuka uygun olup davacı tarafından ileri sürülen hususlar, kararın incelenmeksizin redde dair kısmı ile maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, kararın maddi tazminatın reddine ve zımni ret işleminin incelenmeksizin reddine ilişkin kısmına yönelik davacının istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.
Kararın manevi tazminata ilişkin kısmı incelendiğinde;
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdare Hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararının tazmini, ancak idarenin ağır hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilecektir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İstinaf dosyasının incelenmesinden; davacının 28.02.2013 tarihinde Dörtyol Devlet Hastanesi Acil Servisine soğuk algınlığı şikayeti ile başvurduğu, yapılan ağrı kesici iğne sonucu sağ bacağının felç kaldığı ve diğer vücut fonksiyonlarının işlevini yitirdiği ileri sürülerek sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletildiğinden bahisle davacı tarafından maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davada İdare Mahkemesince; olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı, şayet davalı idarenin hizmet kusuru var ise kusur oranının ne olduğunun tespiti amacıyla dosyanın gönderildiği Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 14.04.2017 tarih ve 2666 karar numaralı raporda özetle; " ...25/03/2010 tarihinde lumbago teşhisi olduğu, lomber lordoz düzleşmiş, T12 L1 minimal bulging olduğu kayıtlı olduğu, 28/11/2011 tarihinde kas ağrısı şikayeti ile Diklojik amp reçete edildiği, 21/02/2013 tarihinde bel ağrısı şikayeti ile Diklojik amp, Muscoril amp reçete edildiği, 22/02/2013 de acilde lumbago tanısı ile Diklojik, Muscoril, Novopyrine medikal tedavisi uygulandığı, beyin cerahisinden lumbar ve intervertebral disk bozuklukları tanısıyla reçete verildiği, Dörtyol Devlet Hastanesine 28/02/2013 tarihinde boğaz ağrısı, öksürük şikayetleri ile başvurduğu, tonsiller hiperemik, ateş mevcut olduğu, akut tonsillit tanısı ile Novopyrine amp, Dramamine amp İM enjeksiyon yapıldığı, gözlem altında serum uygulandığı, genel durumu iyileşen hasta önerilerle taburcu edildiği, 22/03/2013 tarihinde kilo kaybı, genel güçsüzlük ve halsizlik şikayeti ile Vit B12 eksikliği tespit edildiği, 01/04/2013 tarihinde tahlil ve tetkikleri sonucu sağ alt lomber ve sağ iliyak kısımdan inguinal bölgeye yayılan zona lezyonları ve alt eksremitede güç kaybı 3/5, ağrıya sekonder (kas yalnızca yerçekimine karşı koyabilir) olduğu tespit edildiği, 17/04/2013 tarihinde lumbosakral kök bozuklukları ve postzoster nevralji (zona sonrası sinir ağrısı) tanısı konduğu, M. K. Üniversitesi‘ne sevk edildiği, Osmaniye Devlet Hastanesinin 25/04/2013 tarihli emg raporunda sağ peroneal sinir iletisi saptanmadığı, İğne emg de tibialis anterior ve gastroknemius kasında istemli kası saptanmadığı, denervasyon potansiyeli ve nörojenik mup izlenmediği, ön planda perenoal dalın etkilendiği, siyatik injuryi düşündürür elektrofizyolojik bulgular saptandığı, M. K. Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi 12/04/2013 tarihli anamnez raporunda, bel ağrısı ve sağ ayakta tutmama şikayeti olduğu, hematolojik sorunu olmadığı, beyin cerrahisine yönlendirildiği, 1 aydır bel ağrısı mevcut olduğu, iğne başlandığı, iğne tedavisi sonrası sağ bacağının tutmadığını iddia ettiği, belirtileri egzejere ediyor gibi olduğunun kayıtlı olduğu, 04/06/2013 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda alt ekstremite motor güç 0/5 (tam felç) lomber MR L4-S1, L5-S1, diffuz distal bulging (bel fıtığı) belirtildiği, 03/03/2014 tarihli sağlık kurulu raporunda, sağ kalça fleks: 0 diz ext: 0 ayak bileği df: 0 olduğu, 10/03/2014 tarihli EMG raporunda sağ comm peroneal sinirin motor amplitüdü sola göre düşük bulunduğu, her iki tibial sinir yanıtları normal bulunduğu, iğne EMG incelemesinde tib ant bic fem kaslarında denervasyon bulgusu saptandığı, sağda siyatik sinirin parsiyel aksonal hasarı ile uyumlu bulgular olduğu, EMG sonucu ile klinik bulgular uyuşmamakta olduğu, 14/04/2016 tarihli muayenesinde sağ alt extremite kas gücü 0-1/5 sol alt extremite kas gücü 5/5 sağ patella dtr hipoaktif sağ ayak plantar ve dorsifleksiyonda kısıtlılık, sağ bacak oraklayarak yürüme olduğu, EMG sonucunun ön boynuz lezyonunu düşündürdüğü bildirilen Hacı A. oğlu 1978 doğumlu Z. Arı hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerde yukarıya kaydedilen bilgi ve tüm klinik, radyolojik, elektrofizyolojik bulgular birlikte değerlendirildiğinde; kişide dava konusu olayda, sağ kalçadan yapıldığı iddia edilen enjeksiyon ve ardından gelişen sağ bacakta incelme ve güçsüzlüğün, söz konusu enjeksiyon ile illiyeti olmadığı, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilmediği..." yönünde görüş sunulduğu, söz konusu rapor hükme esas alınarak, davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı tarafından istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ısdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir.
Diğer taraftan, idarenin, sunduğu sağlık hizmetinden sorumluluğu noktasında, maddi tazminat talepleri için doğrudan tıbbi uygulama neticesinde meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında doğrudan illiyet bağının varlığı gerekli ise de, manevi tazmin noktasında böyle bir gereklilik bulunmadığı, manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmetindeki bir takım eksikliklerin yeterli olacağı da tartışmasızdır.
Olayda; Adli Tıp Kurumu raporunda, kişide sağ bacakta incelme ve güçsüzlüğün enjeksiyondan sonra geliştiğinin değerlendirildiği halde, enjeksiyonun ardından gelişen sağ bacakta incelme ve güçsüzlüğün söz konusu enjeksiyonla illiyeti olmadığı değerlendirilmesinin yapıldığı, raporda yapılan enjeksiyon sonucu bacakta meydana gelen şikayetlerin neden kaynaklandığının ortaya konulamadığı, ayrıca enjeksiyon uygulamasının hatalı uygulanmadığı hususunda yeterli açıklıkta bir tespitin yapılamadığı görüldüğünden, bu süreçteki olaylarla ilgili olarak davacının maddi gerçeğe tam olarak hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu bu hususta kuşku duyacak olması karşısında, sağlık hizmeti sunumundaki bu eksikliklerin sonuca doğrudan etkisi olmasa da davacıdaki elem ve ızdırabı arttıracağı açık olduğundan, davacıda oluşan elem ve ızdırabı giderecek ve sebebsiz zenginleşmeye yol açmayacak, bununla birlikte davalı idarenin olaydaki etkisini ortaya koyacak uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmakla, olayın oluş şekli ve zararın derecesi ve niteliği ile %65 oranındaki engellilik durumu da dikkate alınarak, yaşanan elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla davacı için 25.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüştür.
Durum böyle olunca, istinaf başvurusuna konu Mahkeme kararının, manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-) Hatay 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/12/2017 gün ve E:2013/2272, K:2017/3094 Sayılı kararın maddi tazminat isteminin reddi ile zımni ret işleminin incelenmeksizin reddine ilişkin kısmı hukuka uygun bulunduğundan, davacının kararın bu kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine,
2-) İstinaf başvurusunun kısmen kabulüyle kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüyle 25.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 25.09.2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine,
3-) Dava kısmen kabul ve kısmen retle sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan 1.282,28 TL yargılama giderinin davadaki haklılık oranına göre belirlenen 291,72-TL'sinin, hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 1.707,75 TL nisbi karar harcının (davacı tarafından ödenmesi halinde) ve kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13. maddeleri uyarınca manevi tazminat için belirlenen 3.750,00.-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4-) Aynı Tarife hükümleri uyarınca reddedilen manevi tazminat için belirlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13. maddeleri uyarınca belirlenen 3.750,00.-TL ve ilk derece mahkemesince reddedilen maddi tazminat dolayısıyla belirlenen 990,00 TL olmak üzere toplam 4.740,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5-) Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 1.707,75 TL nisbi karar harcının ve dava açılırken adli yardım kapsamında davacıdan alınmayan 1.282,28 TL tutarındaki aşağıdaki yargılama giderlerinin davacıya tamamlattırılması için Mahkemesince ilgili merciye müzekkere yazılmasına
6-) Davalı yanında müdahil Dr. M. F. G. tarafından yatırılan 27,70 TL başvurma harcı ile yatırdığı posta ücretinden kullanılan 14,00 TL, toplamda 41,70 TL nin, haklılık oranına göre 32,22 TL sinin davacıdan alınarak müdahile verilmesine,
SONUÇ: Davacının başvuru dilekçesinde tazminat talebi 500.000 TL olduğundan 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/6. maddesi uyarınca 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 19/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)