(2577 S. K. m. 7, 45) (213 S. K. m. 116, 117)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, adına kayıtlı ........ Mahallesi 190 Ada 2 ve 3 no'lu parseldeki taşınmazlar üzerinde, kapatılan ve Erdemli Belediyesine devredilen ........ Belediyesi'nin 20.06.2006 tarih ve 24 no'lu Encümen Kararı uyarınca imar uygulaması yapıldığı ve söz konusu taşınmazların 05.09.2006 tarihinde arsa vasfına dönüştüğü halde bu durumun bildirim dışı bırakıldığının tespit edildiğinden bahisle tahakkuk ettirilerek tahsil edilen toplam 8.800,70-TL emlak vergisi ve ferilerinin iadesi yolundaki başvurunun reddine dair 23/09/2016 tarih ve 11321 sayılı işlemin; Mahkemelerinin 06.10.2017 ve 31.10.2017 tarihli ara kararı uyarınca davalı Başkanlık tarafından gönderilen bilgi ve belgeler ile dava dosyasının incelenmesinden, davalı Erdemli Belediye Başkanlığı tarafından 2007 ilâ 2016 dönemi tahakkuk ettirilerek davacıdan tahsil edilen toplam 8.800,70-TL vergi ziyaı cezalı emlak vergisinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 376'ncı maddesinden faydalanarak ödemesinin ardından, düzeltme şikayet kapsamında bir başvuru yapılabilmesi için ortada bir vergi hatası bulunması gerekmekte iken, davacı tarafından başvuru dilekçesinde ileri sürülen iddialar, yukarıda anılan yasal mevzuat hükümleri içerisinde sayılan herhangi bir vergi hatasının varlığını açıkça ortaya koymadığından ve ancak tarhiyat aşamasında ileri sürülebilecek nitelikte iddialar olduğundan, hukuki yorum gerektiren bu iddialar karşısında düzeltme-şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlemde yasal isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle reddine ilişkin Mersin 2. Vergi Mahkemesi'nce verilen 17/11/2017 gün ve E:2016/1547, K:2017/1164sayılı kararın, emlak vergisine konu taşınmazın arazi olarak vergilendirilmesinin davalı idarenin kusurundan kaynaklandığı, bu kusurun tarafına yükletilmesinin yasal olmadığı, geriye dönük talep edilen emlak vergisinin ise hem en son rayiç bedel üzerinden talep edilmesinin ve hem de geriye dönük faiz talebinin yasal ve hukuki olmadığı, amme alacaklarının 5 yılda zaman aşımına uğrayacağı, tarafına herhangi bir tebligat yapılmadığı, yasal olmayan bir şekilde tarafından tahsilat yapıldığı, yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddia edilerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Uyuşmazlık konusu taşınmazların emlak beyanlarından, davacı tarafın arsa emlak beyanında bulunması ile haberdar olunduğu, beyan girişi yapıldıktan sonra geçmiş dönemlere dair vergi borcu ortaya çıktığı, vergi ziyaı cezasının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 376. maddesinden yararlanılarak ödendiği, emlak beyanı bildirimi yapıldığı gün vergi ziyaı borcu ödendiğinden vergi ceza ihbarnamesi gönderilmediği, olayda zamanaşımı süresinin dolmadığı, rıza ile ihtirazi kayıt ileri sürülmeden ödeme yapıldığı, tesis edilen işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğu, dolayısıyla istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava, davacı adına kayıtlı ........ Mahallesi 190 Ada 2 ve 3 no'lu parseldeki taşınmazlar üzerinde, kapatılan ve Erdemli Belediyesine devredilen ........ Belediyesi'nin 20.06.2006 tarih ve 24 no'lu Encümen Kararı uyarınca imar uygulaması yapıldığı ve söz konusu taşınmazların 05.09.2006 tarihinde arsa vasfına dönüştüğü halde bu durumun bildirim dışı bırakıldığının tespit edildiğinden bahisle tahakkuk ettirilerek tahsil edilen toplam 8.800,70-TL emlak vergisi ve ferilerinin iadesi yolundaki başvurunun reddine dair 23/09/2016 tarih ve 11321 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116. maddesinde vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması biçiminde tanımlanmış, Kanunun 117. maddesinde, matrah hatası, vergi miktarında hata ve mükerrer vergi istenilmesi durumu hesap hataları olarak, 118. maddesinde de, mükellefin şahsında hata, mükellefiyette hata, mevzuda hata ve vergilendirme ve muafiyet döneminde hata, vergi hataları kapsamına giren hususlar olarak sayılmış, aynı Kanun'un 124. maddesinde, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına, bu madde gereğince il özel idare vergileri hakkında valiliğe ve belediye vergileri hakkında belediye başkanlığına müracat edebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Diğer yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 378. maddesinin 2. fıkrasında, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları, bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümlerinin mahfuz olduğu hüküm altına alınmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, arazi vergisi mükellefi olan davacı tarafından 26.05.2016 tarihinde arsa beyannamesi verilerek, aynı gün idareye başvuruda bulunulduğu (idare kayıtlarına 27.05.2016 tarihinde giren başvuru dilekçesi); söz konusu başvuruda arazi vergisi olarak ödeme yapmasının kendi kusurundan kaynaklanmadığı, bu kusurun tarafına atfedilemeyeceği, geriye dönük talep edilen emlak vergisinin ise hem en son rayiç bedel üzerinden talep edilmesinin ve hem de geriye dönük faiz talebinin yasal ve hukuki olmadığı ileri sürülerek, bu hususların dikkate alınarak tarafına bilgi verilmesinin talep edildiği; idare kayıtlarına 26.05.2016 tarihinde giren dilekçe ile de adına kesilen vergi ziyaı cezasını 213 sayılı Kanun'un 376. maddesinden yararlanarak ödemek istediği yönünde başvuru yapıldığı; diğer yandan 30.05.2016 tarihinde amme alacaklarına ilişkin ödemede bulunulduğu, bu ödemelere ihtirazi kayıt konulduğuna ilişkin bir bilgi ise bulunmadığı, akabinde 02.06.2016 tarihinde idareye yeni bir başvuru yapıldığı ve 26.05.2016 tarihli dilekçesine cevap verilmediği belirtilip, ilk başvurudaki itirazların tekrar edilerek, ek olarak zaman aşımı itirazında bulunulduğu, yine tarafından alınan tutarın iadesi, aksi halde dava açılacağının bildirilerek, bu hususların dikkate alınarak tarafına bilgi verilmesinin talep edildiği; idare tarafından 27.05.2016 tarihli başvuru dilekçesi ilgi tutularak tesis edilen 08.06.2016 tarihli cevabi yazı ile taşınmazların 2006 tarihinden önce arazi vasfında olduğu, 05.09.2006 tarihinde arsa vasfına dönüştüğünün, 26.05.2016 tarihinde davacının bizzat yapmış olduğu başvurunun incelenmesi sırasında anlaşıldığı ve tarafına izahat yapılarak tahakkukların vasıf değişikliğine göre güncellendiği, iddia edildiği gibi tahakkukların rayiç bedel üzerinden değil, taşınmazın vasıf değişikliği olduğu yıldan itibaren gerçekleştirildiğinin belirtildiği; yine idare tarafından tesis edilen 17.06.2016 tarihli işlem ile davacının 02.06.2016 tarihli başvurusu ilgi tutularak, dilekçede bahsi geçen hususlara cevap verilebilmesi için en kısa zamanda İmar Müdürlüğü ile yapılacak yazışma neticesinde tarafına bilgi verileceğinin belirtildiği; nihayetinde idare tarafından tesis edilen 23.09.2016 tarih ve E.11321 sayılı işlem ile (17.06.2016 tarihli davalı idare yazısı ile 02.06.2016 tarihli davacı başvurusu ilgi tutularak) davacının talebinin reddedildiği ve bunun üzerine 07.10.2016 tarihinde mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile bakılmakta olan davanın açıldığı görülmüştür.
Mükelleflerin vergi, resim ve harçların tarh, tahakkuk ve tahsili üzerine süresi içinde vergi mahkemesinde dava açma hakları bulunduğu gibi, tarhiyatta vergi hatası bulunduğunun iddia edilmesi halinde Vergi Usul Kanununun 116. ve müteakip maddelerine göre vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde düzeltme ve şikayet yoluna başvurmak suretiyle vergi hatasının giderilmesini yetkili idari mercilerden istemek ve isteğin reddi halinde bu işleme karşı dava açma hakları da bulunmaktadır. Ancak belirtilen kanun hükümlerine göre, dava açma süresi geçtikten sonra ve ancak kanunda belirtilen durumlarla sınırlı olarak, hukuki ihtilaf içermeyen basit ve açık hataların düzeltme ve şikayet yolu ile dava konusu edilmesi mümkündür. Aksi takdirde, her türlü uyuşmazlığın düzeltme zamanaşımı içinde dava konusu edilebilmesi söz konusu olur ki, bu da dava açma sürelerine ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin konuluş amacına uygun düşmeyecektir.
Olayda, 26.05.2016 tarihinde verilen arsa beyannamesi ile aynı tarihte başvuru yapılmak suretiyle beyannamenin bir nevi ihtirazi kayıtla verildiği; ancak 26.05.2016 tarihinde verilen beyanname nedeniyle yapılan tahakkuklar üzerine süresi içerisinde dava açma yoluna gidilmediği gibi, 30.05.2016 tarihinde yapılan ödeme üzerine de kanuni süresi içerisinde dava açılmadığı, buna göre verilen beyanname ve yapılan tahakkuk veya ödeme üzerine dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, bu süreler geçirildikten sonra açılan davanın esasının incelenme olanağı bulunmadığından davanın bu suretle reddi gerektiği, bu bilgiler ışığında vergi mahkemesi kararında sonucu itibariyle yasal isabetsizlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf talebinde bulunulan mahkeme kararı sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olduğundan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/3. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine, istinaf aşamasında davacı tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen 176,90-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin istinaf başvurusunda bulunan davacıya iadesine, kesin olarak, 24/01/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde, iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış olup, idari işlem, idari makamlar tarafından bir kamu hizmetini yürütmek üzere kendilerine tanınan kamu gücü kullanılarak, tek yanlı iradeyle tesis edilen ve tesis edildikleri alanda bulunan kişilerin menfaatini doğrudan etkileyen, onların hak ve menfaatleri ile yükümlülüklerinde değişiklik yapan veya yenilik doğuran her türlü irade açıklaması olarak ifade edilmektedir.
Anayasanın 125'inci maddesinde ve 2577 sayılı Kanunun 7'inci maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin hesabında başlangıç tarihi olarak yazılı bildirimin esas alınacağı kurala bağlanmış, yine Anayasanın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36'ncı maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş, "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40'ıncı maddesine 4709 sayılı Kanunun 16'ncı maddesiyle eklenen ikinci fıkrada ise, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." düzenlemesi yer almış, bu ek fıkranın gerekçesinde," Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmaktadır. Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmiştir." açıklaması yapılmıştır.
Olayda, vergisi uyuşmazlık konusu taşınmazın, kapatılan ve davalı Erdemli Belediyesi'ne devredilen ........ Belediyesi'nin 20.06.2006 tarih ve 24 no'lu Encümen Kararı uyarınca imar uygulaması yapılması sonucu arsa vasfına dönüştüğünün anlaşıldığı, arazi mükellefi olan ve yükümlülüklerini bu mükellefiyet kapsamında yerine getiren davacı tarafından, araziye ilişkin vasıf değişikliğinden davalı idarenin durumu haricen bildirmesi ile haberdar olunduğu, bu suretle yeni bir beyanname verildiğinin iddia edildiği, idare tarafından ise kapatılarak davalı Belediye'ye devredilen ........ Belediye Başkanlığı'ndan teslim alınan evraklar içinde dava konusu taşınmaza ilişkin emlak beyanları bulunmadığı, davacının verdiği arsa beyannamesi ve başvuru ile durumun anlaşıldığının ileri sürüldüğü, davalı idarenin bu hususu bilmediğinin kabulünün ise hukuken kabul edilebilir olmadığı, gelinen bu noktada davacının verdiği beyanname üzerine geçmişe etkili olacak biçimde adına tahakkuklar yapılması, vergi ziyaı cezası kesilmesi ve faiz hesaplanması karşısında, olayın oluş biçimi ile niteliği ve safahati değerlendirildiğinde, olayda kesin işlemin 23.09.2016 tarihli davalı idare işlemi ile (17.06.2016 tarihli ve bilgilendirme mahiyetli davalı idare yazısı ile 02.06.2016 tarihli davacı başvurusu ilgi tutularak tesis edilen işlem) tesis edilmesi ve daha önce tesis edilen işlemlerde Anayasa'nın yukarıda yer verilen bağlayıcı kuralı gereğince usulüne uygun bir bilgilendirme ve tebliğ bulunmaması dikkate alındığında, idarenin kesin ve net iradesini ortaya koyduğu işlem üzerine uyuşmazlığın yargı yerinin önüne getirilmesinin mümkün olduğu, davacı tarafından da söz konusu işlem üzerine dava açma süresi içerisinde dava açıldığı hususları karşısında, istinafa konu mahkeme kararının esası yönüyle incelenerek bir karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)