(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2)
İSTEMİN ÖZETİ: Sivas İdare Mahkemesi'nce verilen 28/02/2018 gün ve E: 2014/482, K: 2018/163 sayılı kararın kaldırılması istenilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
DAVA KONUSU İSTEM:
Dava; Davacı vekili tarafından, davacının ağrısı nedeniyle başvurduğu ….. Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisinde yapılan enjeksiyon nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 20.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Sivas İdare Mahkemesinin 28.02.2018 tarih, E:2014/482, K:2018/163 sayılı kararı ile; dava dosyasında bulunan Adli Tıp raporu nazara alınarak iddia edilen zarar ile davalı idareye atfedilen herhangi bir kusurun bulunmaması nedeniyle zararın hizmet kusuru ilkesi uyarınca tazmini ve kusursuz sorumluluk ilkesine göre de davalı idarenin sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
İSTİNAF EDENİN İDDİALARI:
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesi ile; davacıya yapılan uygulamanın olay tarihinde stajyer olarak çalışan sağlık personeli tarafından tek başına herhangi bir sorumlu gözetmen eşliğinde olmadan yapıldığı, bu hususun Adli Tıp raporunda belirtildiği, olayda hizmet kusuru bulunduğu, özen yükümlülüğünün yerine getirilmediği ileri sürülerek kararın, istinaf kanun yolu ile kaldırılması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:
Davalı idare savunması ile; Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca hazırlanan rapor nazara alınarak davalı idarenin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacının istinaf başvuru sebeplerinin reddi gerektiği savunulmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
Dava dosyasındaki belge ve bilgilerin incelenmesinden; .... Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okulunda hemşirelik öğrencisi olan davacının, 06.05.2011 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle .... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine müracaat ettiği, doktorun kendisine enjeksiyon yapılacağını söylediği, davacının Acil serviste bir odaya girdiği, enjeksiyon yapmak üzere odaya bir bayanın geldiği, odada yalnız oldukları, davacıya sağ kalçasından iğne vurulduğu, davacının ayağa kalktığı ancak yürüyemediği, uyuşukluğun geçmediği, 1 saat yatarak dinlendiği, şikayetinin düzelmediği, aynı gün öğleden sonra Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi bölümüne başvurduğu, yapılan kontrolde düşük ayak teşhisi konulduğu, ilaç yazıldığı, akabinde enjeksiyona bağlı siyatik sinir yaralanması tanısı konularak 10 gün yatak istirahati verildiği, tedaviler gördüğü, bu nedenle ameliyat olan davacının, tedavilerinin ve şikayetlerinin sürmesi üzerine, olayla ilgili Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, .... Savcılığının 19.07.2012 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli .... Üniversitesi Rektörlüğüne gönderildiği, Üniversite Yetkili Kurulu tarafından ilgililer hakkında soruşturma açılmamasına karar verildiği, bu kararın davacı vekiline bildirilmesi üzerine, davalı idareye 23.12.2013 tarihinde başvuruda bulunularak 20.000 TL maddi, 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 70.000,00 TL tazminat isteminde bulunulduğu, talebin davalı idarece reddi üzerine bakılan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Yapılan incelemede; men'i muhakeme kararına davacı vekilinin itirazı üzerine Danıştay 1. Dairesinin 15.01.2014 tarih, E:2014/10, K:2014/25 sayılı kararı ile; atılı suçtan şüpheliler doktor ...., hemşireler ...., .... hakkında Yetkili Kurul kararının men'i muhakemelerine ilişkin kısmın onanmasına, şüpheli ....'ın ise Üniversite personeli olmadığı, genel hükümlere göre hakkında işlem yapılması gerektiği gerekçesiyle kararın .... bakımından men'i muhakemesine ilişkin kısmın bozulmasına karar verilmesi üzerine Sivas Cumhuriyet Savcılığı tarafından .... hakkında kamu davası açıldığı, yapılan yargılamada, Sivas Asliye Ceza Mahkemesince Adli Tıp Kurumundan kusur tespiti amacıyla rapor aldırıldığı, söz konusu Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporunda özetle; her ne kadar yapıldığı iddia olunan enjeksiyona dair olay tarihi ve sonrasına ait tıbbi bir kayıt ve belge mevcut dava dosyasında bulunmamış olmasıyla birliktekişiye sağ gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığının anlaşıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime herhangi bir kusur izafe edilemediği, uygulamanın olay tarihinde stajyer olarak çalışan sağlık personeli tarafından tek başına herhangi bir sorumlu gözetmen eşliğinde olmadan yapılıp yapılmadığı hususunun ilgili mevzuata göre Mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği " hususlarına yer verildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlıkta; davacıya enjeksiyon yapan ....'ın olay tarihi itibariyle, Sağlık Meslek Lisesi 4. Sınıf öğrencisi olduğu, işi öğrenmesi için doktor ve hemşireler onayı ile o sırada Acil servise gelen davacıya iğneyi kendisinin yaptığı, ancak ....'ın olay tarihi itibariyle Acil serviste stajyer öğrenci olarak bulunmadığı, iğne yapılırken Acil serviste görevli doktor ve hemşirelerin gözetiminde iğnenin yapılmadığı görülmüştür.
Davacının, olayın üzerinden uzun zaman geçmesi ve rahatsızlığının devam edip etmediğinin tespiti ile son durumun belirlenmesi amacıyla Gazi Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim dalı Başkanlığından davacının bu rahatsızlığı nedeniyle, vücut fonksiyon kaybı var ise kayıp oranının tespit edilerek bildirilmesi istenilmiş olup, gelen rapordan, sağda siyatik sinirin ağır parsiyel nöropatisi tespit edilerek %25 oranında vücut fonksiyon kaybının bulunduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu olayda, Adli Tıp Kurumu raporunda da belirtildiği üzere, uygulamanın olay tarihinde stajyer olarak çalışan Sağlık Personeli tarafından tek başına herhangi bir sorumlu gözetmen eşliğinde olmadan yapılıp yapılmadığı hususunun ilgili mevzuata göre Mahkemece değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş belirtilmiş, dava dosyasında bulunan belgelerden, enjeksiyonu yapan Sağlık Meslek Lisesi 4. Sınıf öğrencisi olduğu, olay tarihinde Acil serviste stajyer olarak bulunmadığı ve yetkisiz olduğu halde doktor ve hemşire gözetiminde olmaksızın enjeksiyon yapıldığı dosyadaki bilgi ve belgeler nazara alınarak kabul edilmiştir.
Her ne kadar, hükme esas alınan Adli Tıp raporunda, davacıda oluşan arazın enjeksiyon uygulamalarının belirlenebilir bir komplikasyon olduğu belirtilerek, uygulanan tıbbı işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, doktor tarafından düzenlenen enjeksiyon uygulamasının yetkili bir sağlık personelince veya onun gözetimi ve denetimi altında yapılması gerekirken, bu uygulamanın yetkisiz öğrenci tarafından, Sağlık görevlilerinin denetimi ve gözetimi olmadan yapılması, sunulan sağlık hizmetinin özensiz ve denetimsiz biçimde kusurlu olarak işletildiğini göstermekte ve oluşan zararın İdarece tazmin edilmesini gerekli kılmaktadır.
Davacının efor kaydı da nazara alınarak re'sen Dairemizce davacının maddi zararlarının tespiti amacıyla bilirkişi dinlenilmiş, bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve ek rapor taraflara tebliğ edilmiş olup, düzenlenen raporun Danıştay İçtihatlarına ve İlmi verilere uygun olduğu görülerek hükme esas alınabileceği ve davalı idarenin raporlara itirazlarının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı idarenin olayda ve zararın meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunduğu kabul edildiğinden, davacının maddi zararının davalı idarece ödenmesine karar verilmesi yoluna gidilmiştir.
Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır.
Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerektir.
Manevi tazminata hükmedilirken ilgililerin sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak olay nedeniyle duyduğu elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini ifade edecek, idarenin hukuka aykırılığını ortaya koyacak ve hukuka aykırılığı özendirmeyecek bir miktarın belirlenmesi gerekmektedir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de, hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin manevi zarar ile verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır.
Hükmedilecek bu para zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı ve sebepsiz zenginleşmeye yol açmamalıdır.
Bu nedenle; davacıya bu olay nedeniyle yaşadığı elem ve üzüntü karşılığı olmak üzere takdiren 1.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi yoluna gidilmiştir.
KARARIN SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2-Sivas İdare Mahkemesi'nin 28/02/2018 gün ve E:2014/482 K:2018/163 sayılı kararın KALDIRILMASINA,
3-2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun değişik 45/4.maddesi uyarınca yeniden incelenen davada; davacının maddi tazminat isteminin KABULÜNE, manevi tazminat isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
4-Davacıya 459.656,00-TL maddi tazminatın, 20.000,00-TL'si için idareye başvuru tarihinden, kalan 439.656,00-TL'si için ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 19.04.2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ÖDENMESİNE,
5- Davacıya takdiren 1.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin REDDİNE,
6-Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 31.467,41-TL nispi karar harcından, dava açılışında peşin olarak alınan 2.302,16-TL nispi karar harcının mahsubu ile kalan 29.165,25-TL nispi karar harcının davacıya tamamlattırılmasına, 31.467,41-TL nispi karar harcının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
7-Davadaki haklılık oranına göre, aşağıda dökümü yapılan mahkeme ve istinaf safhalarına ait 1.456,90-TL yargılama giderinden 114.37-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 1.342,53-TL yargılama gideri ile yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 40.032,80-TL vekalet ücreti ile yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/2.maddesi uyarınca kabul edilen manevi tazminat için 1.000,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
8-Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 10/2.maddesi uyarınca ret edilen manevi tazminat için 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
9-Posta gider avansından artan miktarın davacıya iadesine,
10-2577 sayılı Yasanın değişik 46.maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 11/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)