(2709 S. K. m. 125)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, gribal enfeksiyon şikayetiyle 01.11.2016 tarihinde Kahramanmaraş N. Fazıl Devlet Hastanesi acil servisine gittiği, yapılan muayene neticesinde iğne vurulması talimatı verildiği, iğnenin kalçadan yapıldığı, iğneden sonra bacağını hissetmekte zorlandığı, sağlık durumunun kötüleştiği, durumu hastane hekimlerine söylediğinde olağan bir durum olduğunu, sorunun bir kaç gün sonra kalmayacağını söyledikleri, yattığı yerden kalkamamasına rağmen aile üyeleri aranarak hastaneden çıkarılmasının istendiği, hastaneye gelen aile üyelerine bu tarz komlikasyonların gelişebileceğinin söylendiği, 02.11.2016 tarihinde nöroloji servisine başvurduğu, 07.11.2016 tarihli hazırlanan raporda solda "sol siyattik sinir lezyonu" teşhisi konulduğu, 06.01.2017 ve 324 Sayılı engelli sağlık kurulu raporunda %38 oranında kişisel engel oranı olduğunun belirtildiği, kendisinde oluşan hastalığın komplikasyon olmadığı, iğne yanlış yapıldığından klasik tıp bilgilerine uygun bir müdahale olmadığı, idarenin hizmet kusuru bulunduğu, 13/03/2017 tarihinde davalı idareye başvurduğu halde cevap verilmediği ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile meslek hayatında uğrayacağı zarara ilişkin olarak 10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte, berberlik mesleğini 4 aydır devam ettiremediği için 8.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; idarenin hizmet kusurunun varlığı için öncelikle idarenin zarar veren bir eylemi, zarar ile eylem arasında da uygun bir illiyet bağının varlığı gereklidir. İdari yargıda müstekar hale gelen içtihatlara göre; özellikle sağlık alanında yapılan hizmetlerde diğer kamu hizmetlerinde olduğu gibi "normal kusur" değil, "ağır kusur" aranmaktadır. Bunun nedeni de sağlık alanında verilen kamu hizmetlerinin bünyesinde her zaman bir risk barındırmasıdır. Somut olayda da davacının vücut varlığında meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında açık bir illiyet bağı olmalı ve eylemin idarenin "ağır kusurundan" kaynaklanması gerekmektedir. Oysa dosyaya gelen Adli Tıp Kurumu raporunda; enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sol kommon peroneal sinir tutulumunun ön planda olduğu orta derecede siyatik nöropatinin herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonun tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline veya enjeksiyon yapılma talimatını veren hekime ve davacıya yapılan tedavide davalı idarenin bir kusuru ve ihmalinin bulunmadığı belirtildiği, dosyada bu raporun aksini kanıtlayan bir belge veya bilgi de bulunmadığından raporun hükme esas alınması gerektiği ve somut olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varıldığı, gerekçesiyle davanın reddi yolunda Kahramanmaraş İdare Mahkemesi'nce verilen 26/04/2018 gün ve E:2017/909, K:2018/541 Sayılı kararın hukuka aykırı olduğu, hastanede yapılan enjeksiyon sonucu engelli hale geldiği, olaya ilişkin adli tıp raporunun hatalı olduğu, zararda idarenin kusuru olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın redde ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, davacının gribal enfeksiyon şikayetiyle 01.11.2016 tarihinde gittiği Kahramanmaraş N. Fazıl Devlet Hastanesi acil servisinde davacıya uygulanan enjeksiyon sonucu ayağında oluştuğu öne sürülen sakatlık nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 18.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 48.000,00 TL'nin tazmini istemiyle açılmıştır.
İdare mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmı hukuka uygun olup davacı tarafından ileri sürülen hususlar, kararın maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, kararın maddi tazminatın reddine ilişkin kısmına yönelik davacının istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.
Kararın manevi tazminata ilişkin kısmı incelendiğinde;
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdare Hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararının tazmini, ancak idarenin ağır hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilecektir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İstinaf dosyasının incelenmesinden; davacının, gribal enfeksiyon şikayetiyle 01.11.2016 tarihinde gittiği Kahramanmaraş N. Fazıl Devlet Hastanesi acil servisinde davacıya uygulanan enjeksiyon sonucu ayağında sakatlık oluştuğu, yapılan tıbbi müdahalede idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilerek maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine uğranıldığı ileri sürülen 10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada İdare Mahkemesince; olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı, şayet davalı idarenin hizmet kusuru var ise kusur oranının ne olduğunun tespiti amacıyla dosyanın gönderildiği Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu'nun 23.02.2018 tarih ve 145 karar sayılı raporunda özetle; "01.11.2016 tarihinde yapılan intramuskuler enjeksiyon sonrası enleksiyon nöropatisi geliştiği bildirilen A. oğlu 10.05.1994 doğumlu Onur Doğan hakkında düzenlenmiş ve tıbbi belgelerde bulunan veriler değerlendirildiğinde;
Her ne kadar damar yolu açık kişilerde genellikle damar yolu ile uygulanabilen ağrı kesiciler tercih edilmekte ise de, bazen etki süreleri daha uzun olduğu için ağrı kesicilerin intramuküler de uygulanabileceğinin tıbben bilindiği, kişiye uygulanan enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hastalıklarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyon tekniğine uygun yapılması durumunda da öngörülemeyecek ve önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, dolayısıyla enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sol kommon peroneal sinir tutulumunun ön planda olduğu orta derecede siyatik nöropatinin herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonun tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline veya enjeksiyon yapılma talimatını veren hekime ve davacıya yapılan tedavide davalı idarenin bir kusuru ve ihmalinin bulunmadığı oybirliği ile mütalaa olunur..." şeklinde görüş sunulduğu, söz konusu rapor hükme esas alınarak, davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı tarafından istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ısdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir.
Diğer taraftan, idarenin, sunduğu sağlık hizmetinden sorumluluğu noktasında, maddi tazminat talepleri için doğrudan tıbbi uygulama neticesinde meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında doğrudan illiyet bağının varlığı gerekli ise de, manevi tazmin noktasında böyle bir gereklilik bulunmadığı, manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmetindeki bir takım eksikliklerin yeterli olacağı da tartışmasızdır.
Olayda; Adli Tıp Kurumu raporunda, kişide mevcut şikayetlerin enjeksiyon nedenli olarak değerlendirildiği, her ne kadar hastanede yatmakta olan ve damar yolu açık kişilerde genellikle damar yolu ile uygulanabilen ağrı kesiciler tercih edilmekte ise de, bazen etki süreleri daha uzun olduğu için ağrı kesicilerin intramüsküler de uygulanabileceği, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına sebep olabileceğinin tıbben bilindiğinin, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması halinde de daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiğinin, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabileceğinin, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünde tıbbi bir delil de tanımlanmadığının belirtildiği, dolayısıyla iğne (enjeksiyon) uygulamasının hatalı uygulanmadığı hususunda yeterli açıklıkta bir tespitin yapılamadığı görüldüğünden, bu süreçteki olaylarla ilgili olarak davacının maddi gerçeğe tam olarak hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu bu hususta kuşku duyacak olması karşısında, sağlık hizmeti sunumundaki bu eksikliklerin sonuca doğrudan etkisi olmasa da davacıdaki elem ve ızdırabı arttıracağı açık olduğundan, davacıda oluşan elem ve ızdırabı giderecek ve sebebsiz zenginleşmeye yol açmayacak, bununla birlikte davalı idarenin olaydaki etkisini ortaya koyacak uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmakla, olayın oluş şekli ve zararın derecesi ve niteliği dikkate alınarak, yaşanan elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla %38 oranındaki engellilik durumu da dikkate alınarak davacı için 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüştür.
Durum böyle olunca, istinaf başvurusuna konu Mahkeme kararının, manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-)Kahramanmaraş İdare Mahkemesi'nce verilen 26/04/2018 gün ve E:2017/909, K:2018/541 kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı hukuka uygun bulunduğundan, davacının kararın bu kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine,
2-) İstinaf başvurusunun kısmen kabulüyle kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüyle 20.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 13.03.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine,
3-)Dava kısmen kabul ve kısmen retle sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan 979,85-TL yargılama giderinin davadaki haklılık oranına göre belirlenen 406,10.-TL'sinin, hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 1.366,20 TL nisbi karar harcının (davacı tarafından ödenmesi halinde) ve kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13. maddeleri uyarınca belirlenen 3.000,00.-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-)Aynı Tarife hükümleri uyarınca reddedilen manevi tazminat için belirlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13. maddeleri uyarınca belirlenen maktu 1.700,00.-TL ve ilk derece mahkemesince reddedilen maddi tazminat dolayısıyla belirlenen 1.090,00 TL olmak üzere toplam 2.790,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5-)Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 1.366,20 TL nisbi karar harcından dava açılırken peşin ödenen 165,00 TL harcın mahsubu sonucu kalan 1.201,20 TL harcın davacıya tamamlattırılması için Mahkemesince ilgili merciye müzekkere yazılmasına, artan posta gideri avansının davacıya iadesine,
SONUÇ: Davacının idareye başvuru dilekçesi toplam 400.000,00 TL tazminat talebini içerdiğinden, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/6. maddesi uyarınca, Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 05/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)