(2709 S. K. m. 141) (2577 S. K. m. 13, 49)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacılar tarafından, .......... 91007 ve 91009 sayılı sokakların kesiştiği alanda 20.08.2016 günü saat 22:35 sıralarında yapılan düğüne terör örgütü mensuplarınca yapılan bombalı saldırı sonucu çocukları ..........'in vefat etmesi nedeniyle duyulan elem ve kedere karşılık olarak baba .......... için 100,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi, anne .......... için 100,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 200.200,00-TL tazminatın, olayın gerçekleştiği 20.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; ''...davacılar yakının vefatına neden olan olayın terör olayı olduğu, terör saldırısıyla ilgili olarak önceden alınan istihbari bir bilginin bulunmadığı, vefat eden davacılar yakının da terör örgütü ile bir ilgisinin bulunmadığı, terör saldırısından zarar gören olduğu tespit edilmiştir. Davacılar yakınının ölümüne neden olan olayla ilgili herhangi istihbari bir bilginin davalı idarelerin uhdesinde bulunmaması ve kusurlandıracak başkaca bilginin de dosyada mevcut olmaması nedeniyle davalı idarelerin kusur sorumluluğundan bahsetmeye hukuken olanak bulunmadığı tespit edilmiştir. Olayın, Devlete ve Anayasal düzeni yıkmaya yönelik olması, zarar gören bireye karşı kişisel husumetten kaynaklanmaması başka bir ifadeyle zarara uğrayan kişinin kendi kusur ve eylemleri sonucu değil toplumun bir bireyi olması nedeniyle zarar gördüğünden ortaya çıkan bu zararının özel ve olağan dışı niteliği de dikkate alınarak terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önlemeyen idarelerce sosyal risk ilkesine göre topluma pay edilmesi suretiyle tazminin hakkaniyete ve sosyal devlet ilkesine uygun olacağı açıktır...Buna göre, terör örgütü mensuplarınca düzenlenen canlı bomba intihar saldırısında öldürülen ..........'ın 23.07.2009 doğumlu ve bekar olduğu; dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntı karşılığı olarak, takdiren muteveffanın babası .......... için 50.000,00- TL, annesi .......... için 50.000,00-TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Davanın maddi tazminat istemine ilişkin kısmına gelince; Davacılardan ..........'in kendisi ve eşi .......... için yaptığı maddi tazminat ödenmesi istemli başvuru üzerine Gaziantep Valiliği Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'nın 07.02.2017 tarihli kararıyla başvuru yapan davacıların sulhname imzalamaya davet edilmesi sonucu maddi zararın 33.620,30-TL olduğu taraflarca kabul edildiği ve 09.02.2017 tarihli sulhnamenin imzalandığı tespit edilmiştir. 5233 sayılı Kanunun amacı, gerekçesi ve 12. madde metninin birlikte değerlendirilmesinden; sulhnamenin imzalanmasıyla maddi tazminat konusundaki uyuşmazlık ortadan kalktığı için davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine hükmetmek gerekmiştir...''gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile toplam 100.000,00TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat ve faiz talebi ile maddi tazminat talebinin reddi yolunda Gaziantep 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/03/2018 gün ve E: 2017/869, K: 2018/420 sayılı kararın; davacılar tarafından, 5233 sayılı Kanun kapsamında ödenen maddi tazminatın gerçek zararı karşılamaktan uzak olduğu, bakiye maddi zararın da tazmin edilmesi gerektiği, manevi tazminatın düşük belirlendiği, taleplerinin tümünün kabul edilmesi gerektiği ileri sürülerek, davalı Gaziantep Valiliği tarafından, somut olay bakımından iddia edilen zararın oluşmasında herhangi bir istihbarat ve güvenlik zafiyeti bulunmadığından idarelerine kusur atfedilemeyeceği, olayın idarenin eylem veya işlemi sonucu meydana gelmediği, bu sebeple idarelerinin sorumluluğuna gidilmesinin hukuken mümkün olmadığı, sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hali olan 3713 sayılı Kanun kapsamında yalnızca maddi zararların karşılanabileceği, sanki hizmet kusuru varmış gibi zararın tamamının idareye yükletilmesinin hukuka aykırı olduğu ve kamuyu zarara uğratacağı ileri sürülerek, davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, dava konusu zarara neden olan patlamanın davalı idarenin hizmet kusuru yada kusursuz sorumluluğunu doğuracak bir olay niteliğinde bulunmadığı, terör olaylarında idarenin hizmet kusuru yoksa sosyal risk ilkesinin değerlendirilmesinin gerektiği ve sosyal risk ilkesi uyarınca da idarenin sorumluluk alanının sadece maddi zararlar olduğu, öte yandan manevi tazminatın şahısların manevi varlıklarında uğranılan tecavüz dolayısıyla duyulan derin elem ve teessürün hafifletilmesi için ödenen sembolik meblağlar olabileceği, manevi tazminatın tekliği, bölünemeyeceği ve sebepsiz zenginleşme aracı yapılamayacağı da bilinen bir gerçek olduğu ileri sürülerek, kararın aleyhlerine olan kısımlarının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ SAVUNMASININ ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın redde ilişkin kısmının usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
DİYARBAKIR VALİLİĞİNİN SAVUNMASININ ÖZETİ: (Savunma verilmemiştir.)
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: (Savunma verilmemiştir.)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacılar tarafından, .......... 91007 ve 91009 sayılı sokakların kesiştiği alanda 20.08.2016 günü saat 22:35 sıralarında yapılan düğüne terör örgütü mensuplarınca yapılan bombalı saldırı sonucu çocukları ..........'in vefat etmesi nedeniyle duyulan elem ve kedere karşılık olarak baba .......... için 100,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi, anne .......... için 100,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 200.200,00-TL tazminatın, olayın gerçekleştiği 20.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2.fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49.maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçelerindeki iddiaların incelenmesinden; istinafa konu kararın manevi tazminata ilişkin kısmı hukuka uygun olup, kaldırılmasını gerektiren bir neden olmadığından, manevi tazminatın kabul ve reddedilen kısımlarına yönelik tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Kararın, maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmına yönelik davacıların istinaf başvurusu incelendiğinde;
27.7.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş, uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan, bu haliyle alternatif çözüm yöntemi öngören ve taraflara seçimlik hak sunan idari usul kanunu olup; Yasanın 7. maddesi ile, meydana gelen olaylar nedeniyle, yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararların ve tedavi ve cenaze giderlerinin tazmini istemiyle 60 gün içinde yapılacak başvuru üzerine zararların sulh yoluyla çözümlenmesi olanağı getirilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde, bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği hükme bağlanmıştır.
5233 sayılı Yasa, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen "illiyetsiz sorumluluk (sosyal risk)" ilkesinin yasalaşmış hali olduğundan, anılan Yasanın uygulama alanı yalnızca "sosyal risk ilkesi" uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; idari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri ile içtihadi sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gereken davalarda, 2577 sayılı Yasanın 13. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Olayda, 5233 sayılı Kanun'un zarara uğrayan kişilere, uyuşmazlıklarını idari yoldan ve sulhen çözümleme konusunda seçimlik hak tanıyan alternatif çözüm yöntemi öngörüyor olması nedeniyle, uğranılan ve sosyal risk ilkesi gereği tazmini gerektiği düşünülen zarar nedeniyle hem 5233 sayılı Kanun kapsamında hem de genel hükümler uyarınca idareye başvuru hakkının bulunduğu, usul hükümlerine uyulmak kaydıyla bu şekilde yapılan başvuruların kapsam ve mahiyetinin tespitinde kişilerin iradesinin önem taşıdığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamında zararın gideriminin istenilmesi halinde uyuşmazlığın yalnızca 5233 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çözümleneceği, genel hükümlere göre tazminat istenilen durumlar da ise, yine uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde çözümleneceği ve fakat 5233 sayılı Kanun kapsamında kişilere ödeme yapılmış olması halinde, bunu aşan gerçek ve gerçekleşmiş zararların genel hükümler çerçevesinde tazmini sırasında, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan bu ödemelerin zarar hesabından düşüleceği ve uyuşmazlıkların kendi usul hükümleri çerçevesinde çözümleneceği kuşkusuzdur.
1982 Anayasasının "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari yargı yerlerinde açılacak davalar arasında sayılmış; 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış, (b) bendinde, davacının ileri sürdüğü olayların ve dayandığı hukuki sebeplerin özeti ve istem sonucu, (e) bendinde ise kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün, tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarının, kararda belirtileceği vurgulanmıştır.
Yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.
İdari yargı yerlerinde açılan tam yargı davalarında, istemle bağlılık ilkesi ile resen araştırma ilkesinin bulunması nedeniyle, davacı istemlerinin tamamına kararda yer verilmesi ve her bir istem ile bu isteme yönelik idarenin sorumluluk sebepleri yönünden ayrı ayrı denetim yapılarak ve bu arada davacının isteminin de gözetilmesi ve özellikle davacının sorumluluk sebebi olarak gösterdiği hususlara yönelik inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekmektedir. Bu şekilde oluşturulmayan, gerekçelendirilmeyen ve hüküm altına alınmayan durumlarda, davacı istemlerinin bir kısmının karşılanmayacak/gerekçelendirilemeyecek olması nedeniyle idare mahkemesi kararının 24. maddeye uygun ve gerekçeli olduğundan bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Olayda, davacılar tarafından, 02/03/2017 tarihli dilekçe ile davalı İçişleri Bakanlığına başvurularak 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca genel hükümlere göre maddi ve manevi tazminat talep edildiği, bu başvurunun reddi üzerine maddi ve manevi tazminat talebiyle açılan davada idare mahkemesince, davacının maddi tazminat istemi hakkında genel hükümlere göre hukuki irdeleme yapılıp karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir inceleme yapılmaksızın sulhnamenin imzalanması ile maddi tazminata ilişkin kısmın karşılanarak uyuşmazlığın maddi tazminat açısından sona erdiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddedildiği görülmekle, eksik irdeleme ve gerekçeden oluşan kararın bu kısmının belirtilen eksiklik yönüyle irdelenip hüküm kurulması gerektiğinden, kararın bu kısmı yönüyle kaldırılıp dosyanın mahkemesine iadesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; tarafların manevi tazminatın kabul ve reddedilen kısımlarına yönelik istinaf başvurularının reddine, davacıların kararın maddi tazminata ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Gaziantep 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/03/2018 gün ve E:2017/869, K:2018/420 sayılı kararın maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, 2577 sayılı Yasanın 45/5. maddesi uyarınca davanın maddi tazminata ilişkin kısmı hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, Dairemizce istinaf başvurusu reddedilen kısım da gözetilerek Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-b maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihini izleyen (30) gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 26/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun45.maddesinin 3.fıkrasında;''Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.'' hükmüne, 4.fıkrasında;''Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.'' hükmüne, 5.fıkrasında ise; ''Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu olayda; davacılar tarafından, 20.08.2016 .......... yapılan düğüne terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu çocukları ..........'in vefat etmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle genel hükümlere göre davalı İçişleri Bakanlığına yapılan başvurunun sevk edildiği Diyarbakır Valiliğince reddi üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 2.000-TL maddi ve 200.000-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle işbu davanın açıldığı, İdare Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; manevi tazminat talebinin sosyal risk ilkesi gereğince kısmen kabulüne, maddi tazminat talebinin ise aynı olay nedeniyle davacıların 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvuru üzere önerilen tazminatı kabul ederek, taraflar arasından sulhname imzalandığı ve uyuşmazlığın maddi tazminat açısından sona erdiği gerekçesiyle reddedildiği görülmüştür.
Olayda, 5233 sayılı Kanun'un zarara uğrayan kişilere, uyuşmazlıklarını idari yoldan ve sulhen çözümleme konusunda seçimlik hak tanıyan alternatif çözüm yöntemi öngörüyor olması nedeniyle, uğranılan ve sosyal risk ilkesi gereği tazmini gerektiği düşünülen zarar nedeniyle hem 5233 sayılı Kanun kapsamında hem de genel hükümler uyarınca idareye başvuru hakkının bulunduğu, usul hükümlerine uyulmak kaydıyla bu şekilde yapılan başvuruların kapsam ve mahiyetinin tespitinde kişilerin iradesinin önem taşıdığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamında zararın gideriminin istenilmesi halinde uyuşmazlığın yalnızca 5233 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çözümleneceği, genel hükümlere göre tazminat istenilen durumlar da ise, yine uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde çözümleneceği ve fakat 5233 sayılı Kanun kapsamında kişilere ödeme yapılmış olması halinde, bunu aşan gerçek ve gerçekleşmiş zararların genel hükümler çerçevesinde tazmini sırasında, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan bu ödemelerin zarar hesabından düşüleceği ve uyuşmazlıkların kendi usul hükümleri çerçevesinde çözümleneceği açıktır.
Uyuşmazlık konusu olayda; idare mahkemesince, hatalı bir hukuki yorum ile 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan tazminat ödemesi, genel hükümlere göre hesaplanması gereken gerçek zararın tazmin edilmesi önünde hukuki bir engel olarak görülmüş ve uyuşmazlığın maddi tazminata ilişkin kısmı bu gerekçe ile reddedilmiştir.
2577 sayılı Kanunun 45.maddesinde istinaf mercilerinin hangi durumlarda yeniden bir karar verilmek üzere dosyayı mahkemesine geri gönderebileceği açıkça sayılmış ancak sayılan bu hususlar arasında, mahkemenin eksik inceleme ve/veya hatalı hukuki yorum ile karar vermesi durumuna yer verilmemiştir.
Öte yandan; mahkemece maddi vakanın tespit ve değerlendirmesi ile hukuki tavsifinde hataya düşülmüş olması, verilen kararın gerekçesiz olduğu anlamına da gelmemektedir.
Bu itibarla; davacının genel hükümlere göre maddi tazminat talebinin idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde istinaf mercii olarak Dairemizce incelenip, davanın esastan karara bağlanması hukuken mümkün ve gerekli olduğundan, maddi tazminat talebi hakkında eksik irdeleme ve gerekçe ile hüküm kurulduğundan bahisle işin esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesi yönündeki Dairemiz kararına katılmamaktayım. (¤¤)