(2577 S. K. m. 46)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 12/03/2014 tarihinde Adana Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi'ne bel ağrısı şikayetiyle başvurusu sonrasında doktorun talimatıyla hemşire tarafından kendisine yapılan iğne sonucunda sağ bacağında uyuşma ve ağrı oluştuğu, ilerleyen zamanda ağrıların arttığı ve bacağının şeklinde değişme meydana geldiği, ayağındaki hasar sebebiyle günlük faaliyetlerini yerine getiremediği ve etraftaki kişilerden yardım aldığı, bu durumun oluşmasında yanlış iğne yapılmasının sebep olduğu ve idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 1.000,00-TL maddi ve 150.000,00-TL manevi tazminatın tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; olayın bir komplikasyondan ibaret olduğu, uygulanan tedaviye atfı kabil ağır bir ihmal veya kusur bulunmadığı, oluşan zarara kişide saptanan L4-L5 seviyesindeki fıtıklaşmanın da neden olabileceği Adli Tıp Kurumu'nca da belirlendiği anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat isteminin yasal dayanağının bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle, maddi ve manevi tazminat talebiyle açılan davanın reddine karar veren Adana 1.İdare Mahkemesi'nin 26/10/2017 gün ve E:2015/1467, K:2017/1233 sayılı kararının, davacı vekili tarafından; İdare Mahkemesinin hiçbir hukuki denetim ve inceleme yapmadan, Adli Tıp Raporu doğrultusunda davacının itirazlarını dikkate almadığı, Adli Tıp Kurumu raporunda uygulama sonucu oluşan sakatlığın neden komplikasyon olduğuna dair en ufak bir bilgi ve açıklama yapılmadığı, idare mahkemesinin eksik ve hatalı inceleme yaptığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Usul ve yasaya uygun mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, davacı tarafından, 12/03/2014 tarihinde Adana Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi'ne bel ağrısı şikayetiyle başvurusu sonrasında doktorun talimatıyla hemşire tarafından kendisine yapılan iğne sonucunda sağ bacağında uyuşma ve ağrı oluştuğu, ilerleyen zamanda ağrıların arttığı ve bacağının şeklinde değişme meydana geldiği, ayağındaki hasar sebebiyle günlük faaliyetlerini yerine getiremediği ve etraftaki kişilerden yardım aldığı, bu durumun oluşmasında yanlış iğne yapılmasının sebep olduğu ve idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 1.000,00-TL maddi ve 150.000,00-TL manevi tazminatın tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Mahkeme kararının değerlendirilmesinden, davacının maddi tazminata ilişkin ileri sürdüğü hususlar kararın kaldırılmasını gerektirir nitelikte olmadığı görüldüğünden davacının maddi tazminata ilişkin istinaf isteminin reddi gerekmektedir.
Davacının manevi tazminata ilişkin istinaf istemine gelince;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler(Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair 11 Nisan 1928 tarihli ve 1219 sayılı Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde ise “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." denilmektedir.
01.08.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 08.05.2014 tarihli değişiklikten önceki haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı, 31. maddesinde de “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafından, bel ağrısı şikayetiyle 12/03/2014 tarihinde Adana Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesine başvurulduğu, buradaki muayenesi sırasında davacıya enjeksiyon yapıldığı, enjeksiyon sonrasında davacının sağ bacağında uyuşma ve ağrı meydana geldiği, akabinde sağ ayakta incelme ve şekil değişikliği oluştuğu, aynı Hastaneye tekrar başvurmasına rağmen sorunun çözülemediği, hatalı enjeksiyon ve bu nedenle hizmet kusuru sebebiyle oluştuğundan bahisle maddi ve manevi zararın tazmini edilmesi istemiyle davalı idareye başvuru yapıldığı, başvuruya cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu olaya ilişkin olarak, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu'nca hazırlanan ve İdare Mahkemesi'nce de hükme esas alınan 15/05/2017 tarih ve 3121 sayılı raporda özetle; " Kişiye ait grafilerin Kurulumuzda incelenmesinde 17.03.2014 tarihli lomber MR da L4-L5 düzeyinde sağ nöral forameni inferiorda daraltan foraminal herni görüldüğü, 13.04.2017 tarihli pelvik MR incelemesinde siyatik sinir trasesinde anatomik varyasyon tespit edilmediği, dava konusu olayda kişiye sol gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığının belirlendiği, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur veya ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığı, ayrıca kişide saptanan L4-L5 seviyesindeki fıtıklaşmanın benzer şikayetlere neden olabileceğinin tıbben bilindiği cihetle tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime ve idareye herhangi bir kusur izafe edilemediği" tespitlerine yer verilmiştir.
Dairemizin 12.12.2018 tarih ve E:2018/68 sayılı ara kararı ile, davalı idareden, davacı K1'a 12.03.2014 tarihinde muscoril ve dicloron ampul intramuskuler enjeksiyonu uygulandığında, iğne yapılmadan önce davacının onay vermesine ilişkin onama formunun istenilmesine rağmen gönderilmediği anlaşılmaktadır.
Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
Enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınmış olacağı ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağından davacıya 30.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının maddi tazminata ilişkin istinaf isteminin reddine, davacının manevi tazminata ilişkin istinaf isteminin kısmen kabulüne, istinaf konusu Adana 1.İdare Mahkemesi'nin 26/10/2017 gün ve E:2015/1467, K:2017/1233 sayılı kararının " dava konusu 150.000,00-TL manevi tazminat talebinin reddine" ilişkin kısmının kaldırılmasına, 30.000,00-TL manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin kısmın reddine, dava kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlandığından yargılama giderlerinin yeniden dağıtılmasına, 1533,50-TL nispi harcın mahkemesince müzekkere yazılarak davacıya tamamlattırılmasına, davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan hükmedilen manevi tazminattan dolayı 3.600,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan reddedilen manevi tazminattan dolayı 3.600,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 2.049,30-TL nisbi karar harcının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, aşağıda dökümü yapılan 944,80-TL yargılama giderinin 472,40-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, geriye kalan 472,40-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta avansı ile bilirkişi avansının kararın kesinleşmesinden sonra mahkemesince taraflara iadesine, 2577 sayılı Kanun'un 46/b maddesi uyarınca bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 28/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)