(2577 S. K. m. 3, 14, 15, 16, 45) (2576 S. K. m. 4, 5, 7)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 12.10.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Bağlar ilçesi, 5 Nisan Mahallesi, .... Sk. .... Apartmanı K:1, No:12 adresinde bulunan konutunun önünde iken güvenlik güçleri tarafından, yaşanan terör olaylarına müdahale edilmesi esnasında kullanılan plastik merminin sağ spakula altına isabet etmesi suretiyle ağır bir şekilde yaralandığından bahisle uğranıldığı iddia edilen 200.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 30.100,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; "... Davacının yaralanması ile davalı idare görevlilerince toplumsal olaylara müdahale edilmesi sırasında plastik mermi kullanılması arasında, daha açık bir ifade ile "zarar" ile "idari eylem" arasında bir illiyet bağının kurulamadığı, dolayısıyla tazminat istemine konu zararın "idari bir eylem" nedeniyle gerçekleştiği hususunun somut, şüpheden uzak, kesin deliller ile ortaya konulamadığı anlaşıldığından, davacının yaralanma olayında oluşan zarardan davalı idarenin sorumlu tutulmasına yasal olanak bulunmadığı, bu durumda davacının dayanaktan yoksun bulunan tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı...'' gerekçesiyle davanın reddi yolunda Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 11/04/2018 gün ve E:2016/1347, K:2018/572 Sayılı kararın; 12.10.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Bağlar ilçesi, 5 Nisan Mahallesi, .... Sk. .... Apartmanı K:1, No:12 adresinde bulunan konutunun önünde iken güvenlik güçleri tarafından, yaşanan terör olaylarına müdahale edilmesi esnasında kullanılan plastik merminin sağ spakula altına isabet etmesi suretiyle ağır bir şekilde yaralandığı, oluşan zararının karşılanması gerektiği ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMASININ ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülerek, istinaf başvurularının reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacının, 12.10.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Bağlar ilçesi, 5 Nisan Mahallesi, .... Sk. .... Apartmanı K:1, No:12 adresinde bulunan konutunun önünde iken güvenlik güçleri tarafından, yaşanan terör olaylarına müdahale edilmesi esnasında kullanılan plastik merminin sağ spakula altına isabet etmesi suretiyle ağır bir şekilde yaralandığından bahisle uğradığını iddia etiği 200.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 30.100,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminden kaynaklanmıştır.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "istinaf" başlıklı 45. maddesinde, "1.İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.", (...) "5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir" hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan kanun hükmü ile istinaf incelemesi sırasında davaya görevsiz ve/veya yetkisiz hakim tarafından bakılmış olması, kararın kaldırılmasını gerektiren nedenler arasında sayılmıştır.
Öte yandan; 2577 Sayılı Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde, "tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın" gösterilmesi gerektiği düzenlemiş; 14 ve 15. maddeleri bu yönde eksikliği "dilekçe ret" nedenleri arasında saymış; 13.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun'un 4. maddesiyle anılan kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına eklenen ikincisi cümlesi ile "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." kuralı getirilmiştir.
Anılan kanun hükümlerinin birlikte incelenmesinden; tam yargı davalarında tazminat istemine konu uyuşmazlık konusu tutarların dava dilekçelerinde gösterilmesi zorunluluğu getirilmiş ancak ilgililere yargılama süreci içinde nihai karar verilinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere dilekçede gösterilen tutarın arttırılması imkanı tanınmıştır. Sözkonusu düzenleme ile ilgililere başlangıçta, "tutarı belli olmayan tam yargı davası" açma imkanı getirildiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu durumda; özellikle oluşan zararın dava açma tarihinde ilgililerce kesin olarak belirlenebilmesi imkanı bulunmayan, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak başlangıçta harca esas alınabilecek bir tazminat tutarı gösterilerek açılan davalarda; uyuşmazlığın "heyetle mi, tek hakimle mi" çözümlenmesi gerektiği açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu çerçevede; 2576 Sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun "İdare ve Vergi Mahkemelerinin oluşumu" başlıklı 4. maddesinde, "İdare ve vergi mahkemelerinde birer başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Mahkeme kurulları, başkan ile iki üyeden oluşur. Başkanın yokluğunda kıdemli üye başkana vekillik eder." hükmü; "İdare Mahkemelerinin görevleri" başlıklı 5. maddesinde, "İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki:
a-) İptal davalarını,
b-) Tam yargı davalarını,
c-)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklardan hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları,
d-) Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler.
2. Özel Kanunlarda Danıştayın görevli olduğu belirtilen ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile idare mahkemelerinin görevli kılınmış bulunduğu davaları çözümler." hükümlerine; "Tek hakimle çözümlenecek davalar" başlıklı 7. maddesinde, "1. Uyuşmazlık miktarı yirmibeşbin Türk Lirasını aşmayan; a) Konusu belli parayı içeren idari işlemlere karşı açılan iptal davaları, b) Tam yargı davaları, idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir..." hükümlerine yer verilmiş, ek 1. maddesinde de, "Bu Kanunun tek hakimle çözümlenecek davalara ilişkin 7. maddesindeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; kural olarak idari mahkemelerinin bir başkan, iki üyeden oluşan heyet halinde çalışacak mahkemeler olduğu, ancak bu kurala bir istisna olmak üzere kanunla sınırları belirlenmiş mahdut bir alanda "tek hakim" olarak karar verilebileceği, 2576 Sayılı Kanun'un 7. maddesinin davaların görüleceği mahkemenin oluşumu bakımından getirdiği istisnai kuralın "görevli ve yetkili hakimi" belirleyen kamu düzenine yönelik "bir usul kuralı" olduğu ve bu kural ile getirilen temel ölçütün ise konusu para ile ifade edilen uyuşmazlıkların miktarının ''yasada belirtilen ve her yıl yeniden değerleme oranında güncellenen parasal tutarı aşmaması" olduğu ve anılan kuralda bu ölçüt bakımından getirilmiş istisnai bir durumun da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak; konusu belli parayı içeren idari işlemlere karşı iptal davası açılabileceği gibi iptal davası ile birlikte veya ayrı olarak belli bir miktar paranın ödenmesini veya iadesini içeren tam yargı davası açılabileceği; bu gibi uyuşmazlıkların tutarının tek hakim tarafından çözümlenecek uyuşmazlıklara ilişkin parasal sınırın üzerinde olduğunun dosya kapsamından anlaşılması halinde, uyuşmazlığın heyet tarafından çözümlenmesi gerekmektedir.
Olayda; davacı tarafından davalı idareye yapılan başvuruda 200.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi zararı olduğu belirtilerek, tazminat talebinde bulunulduğu, bu başvurunun reddi üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 100,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 30.100,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle işbu davanın açıldığı, bu haliyle uyuşmazlık konusu parasal tutar, tek hakim tarafından çözüme kavuşturulacak uyuşmazlıklara ilişkin kanunda belirlenen parasal sınırın üstünde olmasına rağmen, davanın tek hakim tarafından karara bağlandığı görülmüştür.
Bu durumda; uyuşmazlık konusu parasal tutarın, tek hakim tarafından çözüme kavuşturulacak uyuşmazlıklara ilişkin kanunda belirlenen parasal sınırın üstünde olması sebebiyle yargılamanın mahkeme "heyeti" tarafından yapılması gerekirken, "tek hakim" tarafından verilen istinafa konu idare mahkemesi kararında usul hükümlerine uyarlık bulunmamıştır.
Öte yandan; davacının terör olaylarının yaşandığı ve bu olaylara güvenlik güçlerinin müdahale ettiği bir zaman diliminde ikametinin bulunduğu binanın önünde plastik mermi ya da gaz fişeği ile sağ kürek kemiğinden yaralandığı hastane ve polis kayıtları ile olay sonrası savcılığa verilen ifadeler ile sabit olup, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davacının eylem yapan kişiler arasından olup olmadığının ortaya konulması, davacının eylemciler arasında bulunduğuna ilişkin somut ve hukuken kabul edilebilir herhangi bir bilgi ve belge bulunmaması halinde ise öncelikle olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru tespit edilememesi halinde kusursuz sorumluluk (sosyal risk ilkesi) gereğince varsa davacının yaralanması nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının karşılanması gerekeceği açıktır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüyle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 11/04/2018 gün ve E:2016/1347, K:2018/572 Sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 Sayılı Kanun'un 45/5. maddesi uyarınca yukarıda belirtilen hususlar gözetilmek suretiyle uyuşmazlık hakkında mahkeme heyetince yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 17/01/2020 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)