(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 16, 45, 49)
İSTEMİN ÖZETİ: ..... sınırından atılan bombanın düşmesi sonucunda davacılardan .....'in eşi, diğer davacıların annesi olan .....'in vefat etmesi sonucu oluşan zararlarının kusurlu ve kusursuz sorumluluğu ilkesi gereğince davalı idarece tazmin edilmesi gerektiğinden bahisle davacılar tarafından oluştuğu iddia edilen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000.-TL maddi (2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemi 18.04.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 113.049,25.-TL'ye çıkarılmıştır.) ve her bir davacı için ayrı ayrı 100.000.-TL olmak üzere toplam 400.000.-TL manevi zararın, olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; ''Davacıların maddi tazminat istemine ilişkin olarak; davacı .....'in maddi tazminat isteği, vefat eden eş .....'in desteğinden yoksun kalınması nedeniyle uğranılan zararın karşılığı şeklinde tanımlanmıştır. Destekten yoksun kalma tazminatıyla, ölenin (desteğin) gelecekte elde etmesi muhtemel gelirinin güncelleştirilerek, destekten yoksun kalanın ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak gelire kavuşturulması amaçlanmaktadır. Uyuşmazlık konusu olayda, Mahkememizin 05.12.2017 tarihli ara kararı uyarınca destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması için dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bilirkişi raporunda özetle; ''davacılardan eş .....'in maddi zararının, davalı idareden sulhname ile önceden alınan 15.000,00.-TL'nin düşülmesiyle 113.049,25.-TL (destekten yoksun kalma tazminatı olarak) olduğu hususuna yer verildiği görülmektedir. Bilirkişi raporuna yönelik davalı idareler tarafından yapılan itirazlar yerinde bulunmamış olup, rapor Mahkememizce hükme esas alınabilecek nitelikte görülmüştür. Dava dilekçesinde, 1.000,00.-TL maddi tazminata hükmedilmesi istenilmiş ise de, zarar hesabına yönelik bilirkişi raporunun tebliğinden sonra davacılar vekili tarafından verilen 18.04.2018 tarihli dilekçeyle maddi tazminat tutarı 113.049,25.-TL'ye yükseltilmiş olup, 2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesi hükmü dikkate alındığında bakılmakta olan davada 113.049,25.-TL maddi tazminat istemine ilişkin olarak hüküm kurulması gerekmektedir. Bu durumda; davacılardan eş Y. M. için 113.049,25.-TL maddi tazminat isteminin kabulü gerekmektedir. Davacıların manevi tazminat istemine ilişkin olarak; Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir... Buna göre, Suriye’den atılan roket sonucu vefat eden S.M'nin 01.01.1962 doğumlu olduğu, dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; davacıların manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntı karşılığı olarak takdiren davacıların talep etmiş olduğu toplam 400.000,00.-TL'nin tamamının kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır...'' gerekçesiyle davanın kabulü ile toplam 113.049,25 TL maddi ve 400.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi yolunda Gaziantep 1.İdare Mahkemesi'nce verilen 31/05/2018 gün ve E:2016/841, K:2018/610 sayılı kararın; davalı Kilis Valiliği tarafından, somut olay bakımından iddia edilen zararın oluşmasında herhangi bir istihbarat ve güvenlik zafiyeti bulunmadığından idarelerine kusur atfedilemeyeceği, olayın idarenin eylem veya işlemi sonucu meydana gelmediği, bu sebeple idarelerinin sorumluluğuna gidilmesinin hukuken mümkün olmadığı, sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında yalnızca maddi zararların karşılanabileceği, sanki hizmet kusuru varmış gibi zararın tamamının idareye yükletilmesinin hukuka aykırı olduğu, manevi miktarının fahiş olduğu ileri sürülerek; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, dava konusu zarara neden olan patlamanın davalı idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluğunu doğuracak bir olay niteliğinde bulunmadığı, terör olaylarında idarenin hizmet kusuru yoksa sosyal risk ilkesinin değerlendirilmesinin gerektiği ve sosyal risk ilkesi uyarınca da idarenin sorumluluk alanının sadece maddi zararlar olduğu, öte yandan manevi tazminatın şahısların manevi varlıklarında uğranılan tecavüz dolayısıyla duyulan derin elem ve teessürün hafifletilmesi için ödenen sembolik meblağlar olabileceği, manevi tazminatın tekliği, bölünemeyeceği ve sebepsiz zenginleşme aracı yapılamayacağı da bilinen bir gerçek olduğu ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; ..... sınırından atılan bombanın düşmesi sonucunda davacıların eş ve annesi olan .....'in vefat etmesi olayında idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğu ilkesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla eş Y. M. için 1.000.-TL maddi (2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemi 18.04.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 113.049,25.-TL'ye çıkarılmıştır.) ve her bir davacı için ayrı ayrı 100.000.-TL olmak üzere toplam 400.000.-TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik 45. maddesinin 3. fıkrasında; “Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.” hükmü yer almaktadır.
Öte yandan; idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2.fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49.maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçelerindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın maddi tazminata ilişkin kısmının hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmakla birlikte, istinafa konu kararı veren idare mahkemesince, dava dilekçesinde fazlaya ilişin haklar saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat talep edilip, yargılama sırasında mahkemece belirlenen tutar üzerinden davacılar tarafından talep edilen tazminat miktarı 18.04.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile 113.049,25 TL olarak arttırılmasına rağmen, hükmedilen maddi tazminat miktarının tamamı için idareye başvuru tarihinden itibaren faiz işletilmesine kara verildiği görülmüş olup, 2577 sayılı Kanunun 16.maddesinin 4.fıkrasındaki, tam yargı davalarında, dava dilekçesinde talep edilen miktarın artırımına imkan tanıyan düzenleme gereğince, davanın kabul edilmesi halinde artırılan tazminat miktarı yönünden faize, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren hükmedilmesi Danıştay'ın müstekar hale gelen içtihadı olduğundan, istinafa konu kararın maddi tazminata ilişkin kısmının; hükmedilen113.049,25 TL maddi tazminatın, 1.000,00 TL'si için idare başvuru tarihi olan 27.07.2016 tarihinden, ıslah dilekçesi ile arttırılan 112.049,25 TL'si için ıslah dilekçesinin davalı idarelere tebliğ edildiği 10.05.2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi, şeklinde düzeltilmek suretiyle davalı idarelerin bu kısma yönelik istinaf başvurularının reddi gerekmiştir.
Kararın manevi tazminata ilişkin kısmı incelendiğinde;
Anayasa'nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2557 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2.maddesinde de, tam yargı davaları idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında bireylerin uğradığı özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini gerektiği idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdarenin belirtilen hukuki sorumluluğu, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin doğal sonucudur.
İdari yargıda, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davalarında idarenin tazmin borcunun doğması için ortada bir zararın ve zarara yol açan idareye yüklenebilir bir eylemin bulunması, zararla eylem arasında nedensellik bağının kurulması ve hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk esaslarına göre idare hukukuna özgü tazmin sebeplerinin olması gerekmektedir. Tam yargı davalarında idarenin tazmin sorumluluğu belirlenirken öncelikle hizmet kusurunun varlığı araştırılmalı, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağı irdelenmelidir.
İdare, Anayasanın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aranmadan tazmin etmesi gerekmektedir.
İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Ülkemizin belli yöresinde yoğunlaşan terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı, bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten ileri gelmediği bilinmekte ve gözlenmektedir.
Sözü edilen eylemler nedeniyle zarara uğrayan, terör olaylarına herhangi bir şekilde katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan bu olaylardan zarar görmektedir. Başka bir deyişle toplumun birer parçası olmak sıfatıyla zarar gören kişilerin belirtilen şekilde ortaya çıkan zararlarının özel ve olağan dışı nitelikleri dikkate alınıp nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarının önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekmektedir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idarece tazmini böylece topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği oluğu gibi sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
Öte yandan; 27.07.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş, uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan, bu haliyle alternatif çözüm yöntemi öngören ve taraflara seçimlik hak sunan idari bir usul kanunu olup; 5233 sayılı Kanun'un zarara uğrayan kişilere, uyuşmazlıklarını idari yoldan ve sulhen çözümleme konusunda seçimlik hak tanıyan alternatif çözüm yöntemi öngörüyor olması nedeniyle, uğranılan ve sosyal risk ilkesi gereği tazmini gerektiği düşünülen maddi ve manevi zarar nedeniyle hem 5233 sayılı Kanun kapsamında hem de genel hükümler uyarınca idareye başvuru hakkının bulunduğu, usul hükümlerine uyulmak kaydıyla bu şekilde yapılan başvuruların kapsam ve mahiyetinin tespitinde kişilerin iradesinin önem taşıdığı, genel hükümlere göre tazminat istenilen durumlarda, uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; ..... sınırından atılan bombanın düşmesi sonucunda davacılardan .....'in eşi, diğer davacıların annesi olan .....'in vefat etmesi olayında idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğu ilkesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla eş ..... için 1.000.-TL maddi (2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemi 18.04.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 113.049,25.-TL'ye çıkarılmıştır.) ve her bir davacı için ayrı ayrı 100.000.-TL olmak üzere toplam 400.000.-TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle İçişleri Bakanlığına yapılan başvurunun reddi üzerine istinaf incelemesine konu işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Manevi tazminat; malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda duyulan elem ve ızdırabı giderecek bir oranda olması gerekmektedir. İşte bu niteliğinden dolayı sorumluluk hukukunun genel çerçevesinde manevi tazminatın miktarı her bir olay ve birey yönünden yargı yerlerince farklı şekilde değerlendirileceğinden, manevi tazminat miktarının idare organlarınca takdir edilmesini sağlayacak şekilde yasayla belirlenmesi de müessesenin niteliği ile bağdaşmayacağından, yasa koyucunun bunu Kanunda açıkça öngörmesini beklemek de gerçekçi değildir.
Bu itibarla; davacılardan .....'in eşi, diğer davacıların annesi olan .....'in toplumun bütününe yönelik gerçekleştirilen terör eylemi sonucu vefat etmesi sonucu yaşadıkları elem ve ızdırap nedeniyle maruz kaldıkları özel ve olağanüstü nitelikteki manevi zararlarının yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesi gereğince karşılanması gerekmekte olup, bu yönüyle istinafa konu idare mahkemesi kararının gerekçesi yerinde görülmüş ise de, zarara yol açan olayın oluş şekli, davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunmaması (tazminat sorumluluğunun nedeninin sosyal risk ilkesi olması), davacıların iktisadi ve toplumsal durumları ile ölen kişilere olan yakınlıkları birlikte değerlendirildiğinde, idare mahkemesince hükmedilen manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açacak şekilde yüksek belirlendiği; buna göre, manevi tazminatın amaç ve niteliği ile yukarıda belirtilen ölçütler dikkate alındığında, .....'in vefatı nedeniyle duyulan acı, üzüntü ve manevi sarsıntının kısmen de olsa karşılanması amacıyla eşi için 50.000,00.-TL, çocuklarının her biri için ayrı ayrı 50.000,00-TL olmak üzere toplam 200.000,00.-TL manevi tazminat Dairemizce takdir edilerek, belirlenen bu tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin tazminat talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-Davalı idarelerin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile Gaziantep 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 31/05/2018 gün ve E:2016/841, K:2018/610 sayılı kararın manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına,
2-Davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile toplam 200.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 27.07.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine, davacıların fazlaya ilişkin manevi tazminat talepleri ile davalı idarelerin kabul edilen manevi tazminat tutarına yönelik istinaf başvurularının reddine,
3-Davalı idarelerin maddi tazminata ilişkin istinaf başvurularının, hükmedilen113.049,25 TL maddi tazminatın, 1.000,00 TL'si için idare başvuru tarihi olan 27.07.2016 tarihinden, ıslah dilekçesi ile arttırılan 112.049,25 TL'si için ıslah dilekçesinin davalı idarelere tebliğ edildiği 10.05.2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi, şeklinde düzeltilmek suretiyle reddine,
4-Dava kısmen kabul, kısmen retle sonuçlanmakla, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti yönünden yeniden hüküm kurulması gerektiğinden, aşağıda dökümü yapılan 1.333,50.-TL yargılama giderinin tarafların haklılık durumuna göre belirlenen 813,43 TL'sinin, hükmedilen tazminat miktarı üzerinden Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 21.384,40.-TL nisbi karar harcının ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13.maddeleri uyarınca hükmedilen maddi tazminat üzerinden hesaplanan 11.793,94 TL ve hükmedilen manevi tazminat üzerinden hesaplanan 17.950,00 TL olmak üzere toplam 29.743,94 avukatlık ücretinin tek olmak üzere davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı idarelerce yapılan 69,60 TL yargılama giderinin davadaki haklılık durumuna göre belirlenen 27,00 TL'sinin ve reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10.maddesi uyarınca belirlenen 17.950,00 TL avukatlık ücretinin tek olmak üzere davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davalı idareler üzerine bırakılmasına,
6-Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 21.384,40.-TL nisbi karar harcından dava açılırken peşin ödenen 1.781,82-TL karar harcının mahsubu sonucu kalan 19.602,58 TL harcın ve Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olmaları sebebiyle davalı idarelerden tahsil edilmeyen toplam 196,20 TL istinaf başvurma harcının idarelerin haklılığı nisbetinden belirlenen 76,52 TL'sinin davacılara tamamlattırılması için Mahkemesince müzekkere yazılmasına,
7-Artan posta gideri avansının kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-b maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihini izleyen (30) gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 18/04/2019 tarihinde oybirliği ile olarak karar verildi. (¤¤)