(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 45) (2942 S. K. Ek m. 1) (3194 S. K. m. 32)
İSTEMİN ÖZETİ: Ankara ili, Altındağ ilçesi, ..... Mahallesi, 883/7. Sokak, 13 numarada müstakil bahçeli binanın imar planında "yeşil alanda" kalmasına rağmen süresi içinde kamulaştırılmadığından bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 11.000,00 TL maddi, 2.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 13.000,00 TL tazminatın idareye başvuru tarihinden kararın kesinleştiği tarihe kadar yasal faiziyle, kesinleşmeden sonrası için kamu alacaklarına işletilecek en yüksek faiziyle birlikte tazmini iptali istemiyle açılan davada; 07/09/2016 tarih ve 29824 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6745 Sayılı Kanun ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasında belirlenen 5 yıllık süre dolmadan, uzlaşma ve idari başvuru süreci tamamlanmadan açılan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak Ankara 1. İdare Mahkemesince verilen 31/10/2016 tarih ve E:2015/2219, K:2016/3172 Sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesince, 2577 Sayılı Kanun'un değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, Ankara ili, Altındağ ilçesi, ..... Mahallesi, 883/7. Sokak, No:13 adresinde, 454 pafta, 3458 ada, 12 Sayılı parselde yer alan davacıların hissedarı olduğu taşınmazın imar planında yeşil alan olarak ayrılmasına karşın uzun süre kamulaştırılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu çerçevesinde kamulaştırılması isteğinin reddi üzerine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 11.000,00 TL maddi, 2.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 13.000,00 TL tazminatın faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmış olup, İdare Mahkemesince de, tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında açılan dava kapsamında kabul edilmek suretiyle, uygulama imar planlarının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde yapılması gereken imar programları veya imar uygulamalarının süresinin 6745 Sayılı Kanun ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen Ek 1. maddenin yürürlüğe girdiği 07/09/2016 tarihinden itibaren başlayacak olması nedeniyle, tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında yukarıda belirtilen Kanun hükümleri doğrultusunda işlem tesis edilmesi veya ilgililerin dava açabilmesinin, ancak bu sürenin dolmasından sonra mümkün olabileceği gerekçesiyle, davanın esası hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, Ankara ili, Altındağ ilçesi, ..... Mahallesi, 883/7. Sokak, No:13 adresinde, 454 pafta, 3458 ada, 12 Sayılı parseldeki yapının bulunduğu arsanın 3 kişinin hisseli mülkiyetinde bulunduğu, hissedarlardan M. A. tarafından bu arsaya bina yapıldığı, M. A. tarafından 14/04/1983 tarihinde, 2981 Sayılı Kanun hükümlerine göre imar affı müracaatında bulunulduğu, 2000 liralık makbuzun bulunduğu, M. A.'nın vefatı üzerine arsa payının İ. A. ile Ş. A.'ya intikal ettiği, Ş. A.'nın ölümü üzerine de payının mirasçıları tarafından K. A.'ya satıldığı, 29/05/2014 tarihli yapı tatil tutanağının düzenlendiği ve binanın ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 Sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca yıkımına ilişkin tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada, Ankara 10. İdare Mahkemesince 30/03/2015 tarih ve E:2014/1530, K:2015/332 sayı ile verilen iptal kararının davalı idarenin temyiz istemi üzerine Danıştay 14. Dairesinin 21/02/2018 tarih ve E:2015/5099, K:2018/832 sayı ile ve "....davacı tarafından inşa edilen yapının imara aykırı bulunduğu sabit olmakla birlikte, söz konusu yapı için 2981 Sayılı Kanun kapsamında af başvurusunda bulunulabilmesi için anılan Kanunda aranılan şartlara uygun bir yapı olmasının gerektiği, ancak davacıya ait gecekondunun, hisseli mülkiyetin bulunduğu arsa üzerinde inşa edildiği ve yapının işgal ettiği alanda her bir hisse sahibinin hissesi oranında mülkiyet hakkının bulunduğu, diğer hissedarlar tarafından yapının korunması hususunda davacıya muvafakat verildiğine ilişkin bir belgenin ya da davacı ve diğer hissedarların parselin ifrazı yolu ile davacının yapısının müstakil bir parselde davacının mülkiyetine terk edilmesi konusunda bir anlaşmaya vardıklarına ilişkin bir belgenin af başvurusu sırasında davalı idareye sunulmadığı görülmektedir.
Bu durumda, 2981 Sayılı Kanun gereğince imar affı başvurusu yapılan, ancak anılan Kanun hükümlerinden yararlandırılmasına yasal olanak bulunmadığı görülen yapının, mevcut imar planına göre park ve imar yolu üzerinde kaldığı ve davacıya tapulu hissesi karşılığında başka yerden arsa verildiği hususu da dikkate alındığında, yıkımına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, İdare Mahkemesince aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmediği" gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği, bu kez davacılar tarafından hissedarı olduğu taşınmazın imar planında yeşil alanda kaldığı ve uzun süre kamulaştırılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle taşınmazın kamulaştırılması ve uzlaşma amacıyla yapılan başvuruların reddedilmesi üzerine taşınmazın kamulaştırma bedeli karşılığı 11.000,00 TL maddi, 2.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 13.000,00 TL tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında ise; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
3194 Sayılı İmar Kanunu'nun ''Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılar'' başlıklı 32. maddesinde ''Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) (3) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir. Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir" hükmü yer almaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edilmesi için ortada bir zararın bulunması ve bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması başka bir deyişle zararla idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren durumlardan birisi de hizmet kusurudur. İdarenin hizmet kusurunu oluşturan eylemi nedeniyle uğranılan gerçek zararı tazminle yükümlü olduğu idare hukuku ilkelerindendir. İdarenin hukuki sorumluluğunun bir sonucu olan tam yargı davalarındaki amaç, idarenin bir eylemi ya da işlemi nedeni ile uğranılan zararın giderilmesidir. Bu türden bir uyuşmazlığın çözüme bağlanabilmesi için, zararın kesin ve gerçek bir zarar olması, idari hizmetin eksik ya da kusurlu işlemesi ile oluşması gerekmektedir.
Öte yandan; idarenin manevi tazminatla yükümlü kılınabilmesi ise, yine idarenin bir eylem ya da işlemi nedeniyle kişinin manevi ve ruhsal açıdan hissettiği büyük üzüntü ve elemin adaletin sağlamış olması duygusu ile azaltılması ve telafi edilmesi amacına yönelik olabileceği de açıktır. Başka bir anlatımla, manevi tazminat partrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi sonucu ağır bir elem ve üzüntü duymuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekmektedir.
Olayda; davacıların hissedar olduğu taşınmaz üzerinde bulunan ve diğer hissedarlarından muvafakat alınamadığı için 2981 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmayarak ruhsata bağlanmamış olan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle yıkımı yolunda alınan belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davada Ankara 10. İdare Mahkemesince 30/03/2015 tarih ve E:2014/1530, K:2015/332 sayı ile verilen iptal kararının davalı idarenin temyiz istemi üzerine bozulmasına ilişkin Danıştay 14. Dairesinin 21/02/2018 tarih ve E:2015/5099, K:2018/832 Sayılı kararı ile yıkıma ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı; öte yandan, anılan yapının üzerinde bulunduğu taşınmazı kapsayan alanda yapılan parselasyon işlemi ile davacılara başka bir parselden hisse verildiği anlaşılmakta olup, ortada "tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında açılmış bir dava" bulunduğundan söz etmeye hukuken olanak yoktur.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında, davacıların idarenin hukuka aykırı bir eylem ya da işleminden kaynaklanan zararının bulunmadığı sonucuna varıldığından koşulları gerçekleşmeyen, maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerekmektedir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurularının KABULÜNE, Ankara 1. İdare Mahkemesince verilen 31/10/2016 tarih ve E:2015/2219, K:2016/3172 Sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda DAVANIN REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan, toplamda 336,30 TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, koşulları bulunmadığından fazladan yatırıldığı görülen 903,20 TL tamamlama harcının davacılara iadesine; istinaf safhasına ait 138,70 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı Altındağ Belediye Başkanlığı'na ödenmesine, yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.090,00 TL vekalet ücretinin ise davacılar tarafından davalı idarelere ödenmesine, fazladan alınan 31,40 TL karar harcının Altındağ Belediye Başkanlığına ve posta gideri avansından artan miktarın istenilmesi halinde istinaf başvurusunda bulunan taraflara iadesine, 24/10/2018 tarihinde oybirliğiyle 2577 Sayılı Kanun'un değişik 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olarak karar verildi. (¤¤)