(2709 S. K. m. 141) (2577 S. K. m. 2, 13)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacılar tarafından, murisleri adına kayıtlı Diyarbakır ili, Sur ilçesi, .......... Mahallesinde kain 215 ada, 8 parsel ve 289 ada, 15 parsel sayılı taşınmazlar ile .......... Mahallesinde kain 670 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın, aynı ilçede gerçekleştirilen terörle mücadele operasyonları sırasında yıkıldığından bahisle oluştuğu iddia edilen zararlarına karşılık olarak fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 50.000,00.-TL maddi ve 45.000,00.-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; "... Davacılar murisine ait, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, .......... mahallesinde kain 215 ada, 8 parsel ve 289 ada, 15 parsel sayılı taşınmazlar ile .......... mahallesinde kain 670 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın terörle mücadele operasyonları sırasında güvenlik güçlerince yıkıldığına dair somut bir bilgi içermediği; sonuç olarak, dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, kamu hizmeti niteliğini haiz olan güvenlik hizmetinin, Sur ilçesinde yaşanan terörle mücadele faaliyetleri özelinde kusurlu olarak icra edilmesi suretiyle davacılar murisine ait taşınmazlara güvenlik güçlerince zarar verildiğini ve meydana geldiği ileri sürülen zarar ile idarenin eylemleri arasında illiyet bağı bulunduğunu gösterir somut bir bilgi ya da belgenin mevcut olmadığı; dolayısıyla somut olayda idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı görülmektedir. Öte yandan, her ne kadar davacılar murisine ait taşınmazların zarar görmesinde idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu bulunmamakta ise de, varlığı iddia olunan zararın meydana geliş biçimi ve zamanı ile dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde, taşınmazlardan birinin bulunduğu .......... mahallesinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş olduğu nazara alındığında; İçişleri Bakanlığınca gereği yapılmak üzere Diyarbakır Valiliğine yönlendirilmiş olan başvurunun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla çıkarılan ve yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilerek, davacılar murisine ait taşınmazların terör ya da terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle zarar görüp görmediğinin, bu işle görevli komisyonlar marifetiyle tespit edilmesi ve şayet böyle bir zarar var ise, zararın tazminine karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, davacılar murisine ait, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, .......... mahallesinde kain 215 ada, 8 parsel ve 289 ada, 15 parsel sayılı taşınmazlar ile .......... mahallesinde kain 670 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın, aynı ilçede gerçekleştirilen terörle mücadele operasyonları sırasında zarar gördüğü ileri sürülerek yapılan ve İçişleri Bakanlığınca gereği için Diyarbakır Valiliğine yönlendirilen başvuru üzerine herhangi bir işlem tesis edilmemiş olduğu da göz önünde bulundurularak, başvurunun zarar tespit komisyonunca incelenmek suretiyle, ortada terör veya terörle mücadeleden kaynaklanan bir zararın bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve şayet zarar var ise, komisyonca parasal karşılığının hesaplanarak davacılara ödenmesi gerektiği görülmekle, bu aşamada davacıların tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varıldığı ..."gerekçesiyle davacıların tazminat istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 06/06/2018 gün ve E:2016/1501, K:2018/999 sayılı kararın; .......... Mahallesinde sokağa çıkma yasağı uygulanmadığı yönündeki gerekçenin gerçeği yansıtmadığı, Fatihpaşa Mahallesinin tapuda .......... Mahallesi olarak geçtiği, adı geçen mahallede sokağa çıkma yasağı uygulandığı, bahsi geçen taşınmazların terörle mücadele operasyonları sırasında güvenlik güçlerince yıkıldığı ve molozları dahi atılarak zemin haline getirildiği, maddi ve manevi zararlarının karşılanması gerektiği ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık; davacılar murisi adına kayıtlı Diyarbakır ili, Sur ilçesi, .......... Mahallesinde kain 215 ada, 8 parsel ve 289 ada, 15 parsel sayılı taşınmazlar ile .......... Mahallesinde kain 670 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın, aynı ilçede gerçekleştirilen terörle mücadele operasyonları sırasında yıkıldığından bahisle oluştuğu iddia edilen zararlarına karşılık olarak fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 50.000,00.-TL maddi ve 45.000,00.-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi isteminden kaynaklanmıştır.
27.7.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş, uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan, bu haliyle alternatif çözüm yöntemi öngören ve taraflara seçimlik hak sunan idari usul kanunu olup; Yasanın 7. maddesi ile, meydana gelen olaylar nedeniyle, yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararların ve tedavi ve cenaze giderlerinin tazmini istemiyle 60 gün içinde yapılacak başvuru üzerine zararların sulh yoluyla çözümlenmesi olanağı getirilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde, bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği hükme bağlanmıştır.
5233 sayılı Kanun, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen "illiyetsiz sorumluluk (sosyal risk)" ilkesinin yasalaşmış hali olduğundan, anılan Kanunun uygulama alanı yalnızca "sosyal risk ilkesi" uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; idari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri ile içtihadi sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gereken davalarda, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
5233 sayılı Kanun'un zarara uğrayan kişilere, uyuşmazlıklarını idari yoldan ve sulhen çözümleme konusunda seçimlik hak tanıyan alternatif çözüm yöntemi öngörüyor olması nedeniyle, uğranılan ve sosyal risk ilkesi gereği tazmini gerektiği düşünülen zarar nedeniyle hem 5233 sayılı Kanun kapsamında hem de genel hükümler uyarınca idareye başvuru hakkının bulunduğu, usul hükümlerine uyulmak kaydıyla bu şekilde yapılan başvuruların kapsam ve mahiyetinin tespitinde kişilerin iradesinin önem taşıdığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamında zararın gideriminin istenilmesi halinde uyuşmazlığın yalnızca 5233 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çözümleneceği, genel hükümlere göre tazminat istenilen durumlar da ise, yine uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde çözümleneceği ve fakat 5233 sayılı Kanun kapsamında kişilere ödeme yapılmış olması halinde, bunu aşan gerçek ve gerçekleşmiş zararların genel hükümler çerçevesinde tazmini sırasında, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan bu ödemelerin zarar hesabından düşüleceği ve uyuşmazlıkların kendi usul hükümleri çerçevesinde çözümleneceği kuşkusuzdur.
1982 Anayasasının "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari yargı yerlerinde açılacak davalar arasında sayılmış; 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış, (b) bendinde, davacının ileri sürdüğü olayların ve dayandığı hukuki sebeplerin özeti ve istem sonucu, (e) bendinde ise kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün, tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarının, kararda belirtileceği vurgulanmıştır.
Yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.
İdari yargı yerlerinde açılan tam yargı davalarında, istemle bağlılık ilkesi ile resen araştırma ilkesi nedeniyle idarenin sorumluluk sebepleri yönünden ayrı ayrı denetim yapılarak hüküm kurulması, bu arada davacının isteminin de gözetilmesi ve özellikle davacının sorumluluk sebebi olarak gösterdiği hususlara yönelik inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, idare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlara karşı açılan tam yargı davalarında, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri ile bilimsel ve yargısal içtihatlarla benimsenip geliştirilen "sosyal risk" ilkesi gereği tazmin sorumluluğu bulunup bulunmadığı irdelenecek, ancak eğer zarar terör veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyet nedeniyle meydana gelmiş ise; bu durumda genel hükümlerin yanı sıra 5233 sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde sorumluluk irdelemesi yapılarak hüküm oluşturulacaktır. Bu şekilde gerekçelendirilmeyen ve hüküm kurulmayan durumlarda, idare mahkemesi kararının gerekçeli olduğundan bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; davacılar tarafından, murisleri adına kayıtlı Diyarbakır ili, Sur ilçesi, .......... Mahallesinde kain 215 ada, 8 parsel ve 289 ada, 15 parsel sayılı taşınmazlar ile .......... Mahallesinde kain 670 ada, 4 parsel sayılı taşınmazın, aynı ilçede gerçekleştirilen terörle mücadele operasyonları sırasında yıkıldığından bahisle oluştuğu iddia edilen maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle davalı İçişleri Bakanlığına 23.06.2016 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddi üzerine fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 50.000,00.-TL maddi ve 45.000,00.-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bakılan davada; davacılar tarafından davalı İçişleri Bakanlığına başvurularak 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca genel hükümlere göre maddi ve manevi tazminat talep edildiği, bu başvurunun reddi üzerine maddi ve manevi tazminat talebiyle açılan davada idare mahkemesince, davacıların maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında genel hükümlere göre hukuki irdeleme yapılıp karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir inceleme yapılmaksızın, maddi tazminat talebi bakımından; davalı idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluğunun bulunmadığı, maddi tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kaldığı ve davalı idarece dilekçenin Diyarbakır Valiliğine yönlendirildiği, Komisyonca değerlendirme yapılacağından bahisle maddi tazminat talebi hakkında karar verilmediği, manevi tazminat talebi hakkında ise hiçbir hüküm kurulmadığı görülmektedir.
Davacılar tarafından, oluştuğu iddia edilen maddi ve manevi zararlarının mahkemece tazminine karar verilmesi istemiyle doğrudan tam yargı davası şeklinde ikame edilen işbu davada; mahkemece her türlü inceleme (ve gerekirse mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi) yapılmak ya da yaptırılmak suretiyle davacıların tazminat talebi hakkında hüküm kurulması yargısal denetimin bir sonucu ve gereğidir.
Bu itibarla, doğrudan tam yargı davası şeklinde açılan işbu davada, idare mahkemesince davalı idarenin sorumluluk türü (hizmet kusuru-kusursuz sorumluluk-sosyal risk ilkesi) belirlenerek maddi tazminat talebinin gerekirse mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tayin ve tespit edilmesi, manevi tazminat talebinin de yine tazminat sorumluluğunun nevine göre olayda manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı hususunda hukuki irdeleme yapılmak suretiyle maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davacıların maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmemesine ilişkin istinafa konu idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
Öte yandan; ilk derece mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlığa bakan idare mahkemesince davacıların talebi gözardı edilerek, davanın konusu olan tazminat talebi hakkında karar verilmemiş olması, kararın oluşumunu etkileyen esaslı bir noksanlık olduğundan, Dairemizce işin esasına girilmesi mümkün görülmemiş ve kararın, uyuşmazlığın esası hakkında hüküm kurulmamış olması yönüyle bozularak, 2577 sayılı Kanunun 45/5. maddesi gereği yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi için dosyanın mahkemesine iade edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 06/06/2018 gün ve E:2016/1501, K:2018/999 sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı Kanun'un 45/5. maddesi uyarınca yukarıdaki hususlar gözetilerek işin esası hakkında mahkeme heyetince yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 26/04/2019 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)