(2709 S. K. m. 125)
İSTEMİN ÖZETİ: Diyarbakır ili, Lice İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde Jandarma Asb.Kd.Bçvş olarak olay yeri inceleme tim komutanı olarak görev yaptığı sırada 25/07/2015 tarihinde Diyarbakır-Bingöl karayolu üzerinde bölücü terör örgütü (BTÖ) tarafından yol kenarında bulunan el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu yaralanan davacı tarafından, oluştuğu iddia edilen zararlarına karşılık olmak üzere fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik 1.000,00-TL maddi ve 30.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 31.000,00-TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; ''... Yukarıda yer verilen açıklamalar ile yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, kamu görevlisi olan davacının, görevini yaparken yaralanması olayı nedeniyle uğramış olduğu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekeceği tartışmasızdır. Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, Diyarbakır ili, Lice İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde olay yeri inceleme tim komutanı olarak görev yapan Jandarma Asb.Kd.Bçvş olan davacının, 25/07/2015 tarihinde Diyarbakır-Bingöl karayolu üzerinde bölücü terör örgütü (BTÖ) tarafından yol kenarında bulunan el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu yaralandığı, Mahkememizin 01/12/2017 tarihli ara kararına verilen 29/12/2017 tarihli cevabi yazıda; mezkur olay nedeniyle yararlanan davacıya 2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 3. maddesi uyarınca Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat Komisyonu'nun 24/11/2017 tarih ve 2017/583 Sayılı kararı ile 19.514,14-TL nakdi tazminat ödenmesine karar verildiği, davacı hakkında verilen maluliyet kararının bulunmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca davacıya vazife malullüğü aylığının bağlanmadığı, 06/08/2015 tarih ve Per.1580-1244-15/ (1) dosya numaralı mesaj formunda mezkur olayın terör eylemi olması nedeniyle idari tahkikat heyetinin teşkil etmediği ve olayla ilgili olarak başlatılan adli tahkikat sonucunda kusurlu olan personelin bulunmadığı kanaatine varıldığının belirtildiği görülmektedir. Bu durumda, davacıya 2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca aldığı 19.514,14-TL nakdi tazminat tutarları dikkate alındığında, davacının aktif ve pasif dönemde maddi bir zararının bulunmadığı anlaşılmakla 2330 Sayılı Kanun'un, terör eylemlerinin veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerin neden ve etkisiyle malül olan kamu görevlilerinin veya şehit olmuş ise dul ve yetimlerinin mağduriyetini gidermeye yönelik olarak çıkarılan bu Kanun uyarınca yapılan nakdi tazminat ödemeleri dikkate alındığında davacının maddi zararının bulunmadığı sonucuna varıldığından davacı tarafından fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik talep edilen 1.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır... Davacının manevi tazminat istemine gelince; Manevi tazminat, ilgilisinin mamelekinde meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Bu ve benzeri olaylarda yaşanan üzüntü ve acının başka türlü bir giderim yolunun bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Olayın gelişimi ve sonucu dikkate alınarak ve ilgilinin durumu itibariyle, manevi zarara karşılık olarak Mahkemece takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat olayın niteliği ile idarenin bu olaydaki kusurunun niteliğini, sorumluluğunun özelliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması gerekmekte olup, davacının kamu hizmetini yürütürken görevin sebep ve tesiri ile yaralanması sonucunda davacının duyduğu ve ömür boyu duyacağı ızdırabın karşılığı olarak 30.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 17/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır...'' gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddi, manevi tazminat talebinin kabulüyle 30.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi yolunda Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 30/04/2018 gün ve E:2017/431, K:2018/758 Sayılı kararın; görevi başında iken terör saldırısı sonucu yaralanıp, sakat kalarak meslekte kazanma gücünün azaldığı, farklı bir birimde görevlendirilmiş olsa da yeni görev yerinde emsali personele göre daha fazla güç ve emek ( efor) sarf etmesi gerekeceği, 2330 Sayılı Kanun kapsamında ödenen tazminat maddi tazminat değil "nakdi tazminat" olduğu ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı tazminat hesabında dikkate alınabilirse de uğranılan maddi zararın tam karşılığı olmadığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin aynı konuda tazminata hükmettiği, AYİM kapatılmamış olsaydı davasının kabulle sonuçlanmış olacağı, manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği ileri sürülerek; davalı idare tarafından, tazminata hükmedilebilmesi için oluştuğu iddia edilen zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı bulunması gerektiği, olayda illiyet bağı bulunmadığı, idarenin üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getirdiği, tazminat şartlarının oluşmadığı, manevi tazminat miktarının yüksek belirlendiği ileri sürülerek; kararın aleyhlerine olan kısımlarının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Uyuşmazlık; Diyarbakır ili, Lice İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde olay yeri inceleme tim komutanı olarak görev yaptığı sırada 25/07/2015 tarihinde bölücü terör örgütü (BTÖ) tarafından yol kenarında bulunan el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu yaralanan davacının uğramış olduğunu iddia ettiği maddi ve manevi zararlarının tazmini isteminden kaynaklanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış bulunmaktadır. İdarenin belirtilen bu sorumluluğu hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur.
İdarenin, bir eylem veya işlemden dolayı tazminatla yükümlü kılınabilmesi için o olayda hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunması gerekmektedir. İdarenin kamu hizmetlerinin görülmesi sırasında bir görevle ilgili olarak veya yüklendiği hizmetin bünyesinde meydana gelecek olan riskli durumlarla, tehlikeli sonuçlardan dolayı genel külfetler dışında fertlere verilen özel ve olağan dışı zararların, eylemle zararlı sonuç arasında nedensellik bağının bulunması koşuluyla objektif sorumluluk esaslarına göre ayrıca idarenin kusuru dahi aranmadan tazmin edilmesi gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmiştir. Kusursuz sorumluluk hukukunda yer alan bu durum hukukun genel ilkeleri ile hakkaniyet ve nesafet kuralları gereğidir. Aksi halde hizmetin yürütülmesi sırasında oluşan bu türlü zararlar bir veya birkaç kişi üzerinde kalmış olur ki, buna hakkaniyet kuralları izin vermez.
Bilindiği üzere; idarenin malî sorumluluğunun türlerinden birisi olan kusurlu sorumluluk, hizmet kusuru kavramı ile açıklanmaktadır. Buradaki kusur kavramı ise özel hukuktaki kast, ihmal, dikkatsizlik gibi öznel unsurlar ile tanımlanmamakta, idare tarafından yürütülen bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işletilmesindeki bozukluk ve aksaklık şeklinde nesnel bir tanımlama yapılarak, (kişiselleştirilebilen bir kusurun varlığı aranmaksızın) hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi hâllerden doğan zararların tazmininde idarenin kusurlu sorumluluğu ilke ve esasları uygulanmaktadır. Dolayısıyla bir olayda idarenin kusurlu sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, öncelikle ortada hizmet kusuru teşkil eden bir durumun varlığı gerekmektedir. Ancak hizmet kusurunun bulunması yeterli olmayıp, genel sorumluluk koşullarının da somut olayda gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bu koşullar ise, idarî bir işlem ya da idareden sadır olan ihmalî veya icraî bir eylemin varlığı, tazmin isteminde bulunanın maddî veya manevî bir zararının bulunması ve söz konusu zararın idarenin işlem veya eyleminin bir sonucu olması, yani zarar ile idarî davranış arasında kurulabilen bir illiyet bağının mevcudiyetidir.
Kusurlu sorumluluk dışında idarenin, kamu görevlilerinin ve özellikle güvenlik personelinin görevlerini yerine getirdikleri sırada yaralanmaları ya da şehit edilmeleri nedeniyle uğranılan zararlardan da "meslekî risk" ilkesi gereğince kusursuz sorumluluk ilke ve esaslarına göre sorumlu olduğu yerleşik Danıştay içtihatları ve öğretide kabul edilmiştir. Bu gibi durumlarda idare, zarar ile idarî eylem arasında nedensellik bağı aranmadan zarardan kusursuz olarak sorumludur.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, Diyarbakır ili, Lice İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde Jandarma Asb.Kd.Bçvş rütbesiyle olay yeri inceleme tim komutanı olarak görev yaptığı sırada 25/07/2015 tarihinde Diyarbakır-Bingöl karayolu üzerinde bölücü terör örgütü (BTÖ) tarafından yol kenarında bulunan el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu yaralandığı, görmüş olduğu tedavi ve istirahat sonrası önce il içi atama ile Çınar İlçe Jandarma Komutanlığı Harekat Eğitim Kısım Amirliği emrine, sonrasında GATA Sağlık Kurulunca hakkında "Kıta Komutanlığı olmayan uygun kadro görev yerlerinde görev yapar." şeklindeki rapor dikkate alınarak 2016/Ağustos genel atama döneminde Sivas ili, Yıldızeli İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş ve İstihbarat Kısım Amirliğine atanan davacı tarafından, olay nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle 17/11/2016 tarihinde davalı Jandarma Genel Komutanlığına yapılan başvurunun reddi üzerine fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik 1.000,00-TL maddi ve 30.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 31.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada Diyarbakır 3.İdare Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile maddi tazminat talebin reddine, manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi sonrasında taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar ve maddi olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde; kamu görevlisi olan davacının, görevini icra ederken yaralanması şeklinde oluşan vakıada idareye atfı kabil hizmet kusuru bulunmamakla birlikte güvenlik görevlisi olarak vazifesini ifa ettiği esnada meydana gelen terör saldırısı sonucu yaralanması nedeniyle uğramış olduğu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmin edilmesi gerekeceği tartışmasız olup, uyuşmazlık tazmini gereken bir maddi zarar bulunup bulunmadığı noktasında toplanmıştır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığında meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarar olup, bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün kısmen veya tamamen yitirilmesi nedeniyle elde edilecek gelirde meydana gelen azalmayı veya güç ( efor) kaybını ifade etmektedir.
Tazminat hukukunda çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek, beden gücü kaybına uğrayan kişinin zararını, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası kabul edilmiştir.
Ancak, kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, idarece bedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirinde bir azalma olmamış ise, yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile kamu görevlisi olan davacının yasal emeklilik yaşına kadar yeni görev yerindeki aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
Uyuşmazlık konusu olayda; istinafa konu kararı veren ilk derece mahkemesince, davacının Jandarma Astsubaylık görevinin halen devam ettiği, hakkında maluliyet kararı bulunmadığından SGK tarafından maluliyet aylığı bağlanmadığı ve olay nedeniyle 2330 Sayılı Kanun kapsamında 19.514,14-TL nakdi tazminat ödendiği, dolayısıyla davacının uğramış olduğu somut bir maddi zararı bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmişse de, bu sonuca varılabilmesi için öncelikle davacının olay nedeniyle engelli hale gelip gelmediğinin (işgücü kaybına uğrayıp uğramadığının), engelli hale gelmişse bu durumuna uygun idari (geri) bir göreve atanıp atanmadığının, engel durumu (oranı) ile olay öncesi ve sonrası yaptığı görevlerin; işin güçlüğü, yoğunluğu, yapılış biçimi ve mesai saatleri dikkate alınarak, eski görev yerinde sarf etmesi gereken emek ve güce (efora) kıyasla yeni görev yerinde sarf edeceği emek ve gücün (eforun) nisbi olarak ne kadar azaldığının ve bu azalmanın meslekte kazanma gücünde meydana gelen azalmayı ne oranda telafi ettiğinin ve ayrıca yeni görev yeri ile eski görev yeri arasında maaşında bir düşüş meydana gelip gelmediğinin araştırılmak ve tespit edilmek suretiyle davacının işgücü (meslekte kazanma gücü) kaybı dolayısıyla uğradığı zararın belirlenmesi gerekirken, bu yönde bir araştırma ve inceleme yapılmadan afaki verilere ve varsayımlara dayalı olarak hüküm kurulduğu görülmüştür.
Nitekim davacının, görev yaptığı Sivas ilinde başvurduğu Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca düzenlenen 25.04.2018 tarihli ve 93596471-650/735 Sayılı Sağlık Kurulu Raporunda; %13 oranında engelli olduğu belirlenmiştir.
Bu rapora istinaden Dairemizce, davacının olay öncesi ve sonrası bulunduğu kadro yerlerinin ve yaptığı görevlerin; işin güçlüğü, yoğunluğu, yapılış biçimi ve mesai saatleri dikkate alındığında, arasındaki farkların neler olduğu ile yeni atandığı görev yerinde aldığı maaş ile eski görev yerinde emsali personelin aldığı maaş durumu davalı idareden sorularak, konuya ilişkin gerekli bilgi ve belgeler temin edildikten sonra 06/12/2019 tarihli ara kararı ile davacının %13 oranında engelli olduğu ve davalı idarece durumuna uygun idari bir göreve atandığı dikkate alınarak, eski görev yerinde sarf etmesi gereken emek ve güce (efora) kıyasla yeni görev yerinde sarf edeceği emek ve gücün (eforun) nisbi olarak ne kadar azaldığının ve bu azalmanın meslekte kazanma gücünde meydana gelen azalmayı ne oranda telafi ettiğinin tespit edilmesi suretiyle davacının işgücü (meslekte kazanma gücü) kaybı dolayısıyla uğradığı zararın belirlenmesi amacıyla konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 27.02.2020 tarihli nihai bilirkişi raporunda özetle; davacının eski (kıta) görevi ile yeni (karargah) görevi arasında Çalışma Saatleri, Sosyal Haklar, Terör (Hayati Tehlike)Riski, İş Kazası, Trafik Kazası Riski, Beden ve Ruh Sağlığı, Adli ve İdari Soruşturma Riski, Ailevi Düzen, Çalışma Temposu, Güç Sarfı-Fiziksel Efor ve Askeri Performans olmak üzere 10 (on)kıstas üzerinden yapılan karşılaştırmalı değerlendirmeye göre eski (kıta) görevi 100 (yüz) birim puan üzerinden değerlendirildiğinde, yeni (karargah) görevinin 65 puan olarak değerlendirildiği, yeni görev yerinin iş güçlüğünün (risk oranının), eski görevine göre %35 daha az olduğu, diğer bir deyimle eski görev yerindeki harcayacağı eforu 100 kabul ettiğimizde yeni görev yerinde harcanacak eforun 65 olacağı, maluliyet oranı ( iş gücü kaybı oranı) %13 olduğundan, davacının, yeni görev yerindeki efor kaybının %100: %65 : %13 = %8,45 ( yüzde sekiz virgül kırkbeş) olacağı, ayrıca davacının yeni görev yerinde elde ettiği maaş gelirinin eski görev yerinde elde ettiği maaş gelirinden daha az olduğu, bu nedenle önceki ve sonraki görev yerleri arasında maaş farkının ödenmesi gerektiği, buna göre davacıya ödenmesi gereken tazminat miktarı hesaplandığında; olayın meydana geldiği tarihte 38 yaşında olan davacının TRH 2010 ortalama yaşam tablosuna göre bakiye ömrünün 36 yıl 9 ay 22 gün olduğu, olay sonrasında 270 gün boyunca tedavi ve istirahat raporu kullandığı süre boyunca %100 malul sayılması gerekmekle birlikte, kamu görevlisi olması sebebiyle bu süre zarfında gelirinde bir azalma olmaması ve ilgili sürede çalışmadığı için efor kaybına bağlı herhangi bir zararının da oluşmaması sebebiyle çalışma gücünün geçici kaybı dönemine ilişkin tazminat tutarı hesaplanmadığı, davacının yaşadığı yaralanma neticesinde çalışma gücünün sürekli kaybı nedeniyle işlemiş faal (aktif) dönem zararının 4.251,69 TL, işleyecek faal (aktif) dönem zararının 125.477,16 TL ve pasif (emeklilik) dönemi zararının 65.838,17 TL olduğu; yaşadığı yaralanma neticesinde uğradığı maaş kaybının ise 51.326,97 TL olduğu; buna göre toplam zararının 246.893,99 TL olarak hesaplandığı, Nakdi Tazminat Komisyonu kararı ile ödenen net 19.514,14 TL nakdi tazminat düşülerek davacının uğradığı zararın 246.893,99 TL - 19.514,14 TL = 227.379,85 TL olarak hesaplandığı görülmüştür.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporu Dairemizce hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlikte bulunmuş, bu rapora istinaden davacı tarafından talep edilen tazminat miktarı da dosyaya sunulan 28/02/2020 tarihli ıslah dilekçeyle 227.379,85 TL'ye çıkarılmıştır.
Bu durumda; davacının görevini ifa ederken yaralanıp, sakat kalması nedeniyle uğradığı tespit edilen 227.379,85 TL maddi zararın davalı idarelerce tazmin edilmesi gerektiğinden, yazılı gerekçe ile maddi tazminat talebini reddeden idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
Davacının 30.000,00 TL manevi tazminat talebi ile bu talebi kabul eden idare mahkemesi kararına yönelik davalı idarenin istinaf başvurusu incelendiğinde;
Manevi tazminat; malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda duyulan elem ve ızdırabı giderecek bir oranda olması gerekmektedir. İşte bu niteliğinden dolayı sorumluluk hukukunun genel çerçevesinde manevi tazminatın miktarı her bir olay ve birey yönünden yargı yerlerince farklı şekilde değerlendirileceğinden, manevi tazminat miktarının idare organlarınca takdir edilmesini sağlayacak şekilde yasayla belirlenmesi de müessesenin niteliği ile bağdaşmayacağından, yasa koyucunun bunu Kanunda açıkça öngörmesini beklemek de gerçekçi değildir.
Kişilik değerlerinde ortaya çıkan eksilmenin para ile ölçülmesi, başka bir ifadeyle ekonomik bir değer olarak hesaplanması mümkün değildir. Bu nedenle; manevî tazminatın tayin ve hesaplanmasında hâkimin geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Hâkim, ihlâl edilen kişilik değerinin türü, ihlâli oluşturan eylemin niteliği ve olayın oluş şekli, manevî zarar olarak nitelendirilen acı ve üzüntü ile kusurun ağırlığı, özellikle yaşam hakkını sona erdiren ölüm olayında zarar görenle öldürülen kişi arasındaki yakınlık ilişkisi ile ilgililerin toplum içindeki konumu ve statülerini göz önünde tutarak zarar görene maktu bir miktarın ödenmesine karar verecektir. Hesaplanan ve ödenmesine karar verilen manevî tazminat miktarının, zarara neden olan eylemin ağırlığı ile hukuka aykırılığın ve kusurun derecesini karşılar nitelikte bir miktar, davacı bakımından ise zenginleşmeye yol açmayacak bir düzeyde olması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu olayda; davalı idareye atfı kabil herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı ancak terör olaylarının meydana geldiği Diyarbakır ili kırsalında, Anayasal düzene, Devlete ve toplumun bütünlüğüne yönelik bulunan terör eylemleri nedeniyle genel güvenlik ve asayişi sağlamak, toplumun can ve mal güvenliğini korumak, terör olaylarını önlemekle yükümlü olan davalı idarenin bu görevlerini yerine getirirken istihdam ettiği personelinin görevi nedeniyle ve görevi sırasında yaralanması-sakatlanması nedeniyle uğradığı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmin etmesi gerektiği sonucuna varılmakla birlikte, zarara yol açan hadisenin oluş şekli, doğurduğu etkiler ve yaralanmanın düzeyi (engellilik oranı) ile davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmaması (tazminat sorumluluğunun nedeninin kusursuz sorumluluk olması) hususları birlikte değerlendirildiğinde, idare mahkemesince hükmedilen manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açacak şekilde yüksek belirlendiği sonucuna varılmıştır.
Buna göre, manevi tazminatın amaç ve niteliği ile yukarıda belirtilen ölçütler dikkate alındığında, davacının görevi esnasında yaralanması nedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve manevi sarsıntının kısmen de olsa karşılanması amacıyla 25.000,00.-TL manevi tazminat Dairemizce takdir edilerek, belirlenen bu tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebi ile faiz talebinin ise reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
1-)Davacının, maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; davalı idarelerin, manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 30/04/2018 gün ve E:2017/431, K:2018/758 Sayılı kararın kaldırılmasına,
2-)Davacının maddi tazminat talebinin kabulüyle 227.379,85 TL maddi tazminatın, 1.000,00-TL'si için idareye başvurunun yapıldığı 17/11/2016 tarihinden itibaren, miktar arttırım dilekçesi ile arttırılan 226.379,85 TL'si için miktar arttırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 06/03/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine,
3-)Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüyle 25.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvurunun yapıldığı 17/11/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, manevi tazminatın kabul edilen kısmına yönelik davalı idarelerin istinaf başvurusu ile davacının manevi tazminat için işletilecek faizin başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun reddine,
4-)Aşağıda dökümü yapılan 1.782,00.-TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına ( ve davalı idarelerin yaptığı masraftan haklılık durumuna göre davacı üzerinde bırakılan 3,00 TL'nin mahsubu sonucu) belirlenen 1.743,00 TL'sinin; hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 17.240,00.-TL nisbi karar harcının (davacı tarafından ödenmesi halinde) ve kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13. maddeleri uyarınca hükmedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 24.366,59 TL ve hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 3.750,00 TL olmak üzere toplam 28.116,59.-TL avukatlık ücretinin (tek olmak üzere) davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-)Davalı idarelerce yapılan 152,40.-TL yargılama giderinin, (davadaki haklılık oranına göre davalı idarelere ödenmesi gereken tutar yukarıda davacının alacağı tutardan mahsup edilmiş olduğundan) tamamının davalı idareler üzerinde bırakılmasına, aynı Tarife hükümleri uyarınca reddedilen manevi tazminat miktarı nedeniyle maktu olarak belirlenen 1.700,00.-TL avukatlık ücretinin ( tek ücret olmak üzere) davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
6-)Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 17.240,00.-TL nisbi karar harcından dava açılırken ve ıslah dilekçesi ile peşin ödenen 916,90 TL harcın mahsubu sonucu kalan 16.323,10 TL harcın davacıya tamamlattırılması için Mahkemesince ilgili merciye müzekkere yazılmasına,
SONUÇ: 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-b maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihini izleyen (30) gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 31.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)