(2577 S. K. m. 7, 10, 11, 31) (5018 S. K. m. 34) (2802 S. K. m. 47) (6245 S. K. m. 14)
İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul 10. İdare Mahkemesi Hakimliği’nin 3.10.2017 günlü ve E:2017/879, K:2017/1927 sayılı kararının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması, davacı tarafından istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdare Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334. maddesinin ilk fıkrasında; kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin, iddia ve savunmalarında, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilecekleri; aynı Kanunun 336. maddesinde, adli yardım talebinde bulunan kişinin, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorunda olduğu, kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebinin bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılacağı hükme bağlanmış, “Adli yardım talebinin incelenmesi” başlıklı 337. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesinde ise; adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabileceği hüküm altına alınmıştır.
Dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nca meslekten çıkarıldığı, Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu olduğu anlaşılan ve herhangi bir gelirinin olmadığını beyan eden davacının kanun yolu giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu ve adli yardımdan yararlanması için, belirtilen koşula ilave olarak itirazında haklı olduğu yolunda kanaat uyandırması şartının aranmasının, davacıyı, davasının bir mahkeme önünde görülme imkanından ve mahkemeye erişim hakkından yoksun bırakacağı, dolayısıyla AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlalinin söz konusu olabileceği anlaşıldığından, adli yardım isteminin kabulü için gerekli olan şartların gerçekleştiği sonucuna varıldığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yukarıda yer alan 334. ve 337. maddeleri uyarınca davacının adli yardım isteminin kabulüne karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçildi.
Dava, Çine Hakimi olarak görev yapmakta iken 19.04.2011 tarihli Bakan Oluru ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 47/4. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı emrinde geçici olarak görevlendirilen davacı tarafından, geçici görevlendirmesinin kaldırıldığı 25.04.2014 tarihine kadar olan dönem için 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrası ve 42. maddesinin (a) bendi uyarınca yurtiçi geçici görev yolluklarının ödenmesi istemiyle yaptığı 23.07.2015 tarihli başvurunun reddine ilişkin Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı'nın 11.08.2015 tarih ve 2539 sayılı işleminin iptali ve hak ettiği yolluğun idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İstanbul 10. İdare Mahkemesi Hakimliği’nin 3.10.2017 günlü ve E:2017/879, K:2017/1927 sayılı kararıyla; dava dosyasının incelenmesinden; davacının Aydın-Çine Hakimi olarak görev yapmakta iken 19/4/2011 tarihli Bakan Olur'u ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 47/4. maddesi uyarınca yetki yevmiyesi ve yolluk verilmeksizin Bakanlık Tetkik Hakimliğinde çalışmak üzere görevlendirildiği, 27/4/2011 tarihinde Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığında Tetkik Hakimi olarak göreve başladığı, 25/4/2014 tarihli Bakan Olur'u ile görevlendirmesinin kaldırıldığı, 14/7/2014 tarihinde görevinden ayrılarak Aydın-Çine Hakimliği görevine başladığı, geçici yetkisinin kaldırıldığı 25.04.2014 tarihine kadar görev yaptığı süre için 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrası ve 42. maddesinin (a) bendi uyarınca gündeliklerinin ödenmesi için 23.07.2015 tarihinde başvurduğu, başvurusunun, Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı'nın 11.08.2015 tarih ve 2539 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, davacının, Aydın-Çine Hakimi olarak görev yapmakta ien 19/4/2011 tarihli Bakan Olur'u ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 47/4. maddesi uyarınca yetki yevmiyesi ve yolluk verilmeksizin Bakanlık Tetkik Hakimliğinde çalışmak üzere geçici olarak görevlendirildiği, 25.04.2014 tarihinde de geçici görevinin sonlandırılıp görev yerine döndürüldüğü, geçici görevlendirme işleminde davacının yetki yevmiyesi ve yolluk verilmeksizin görevlendirildiği, bu işlemi dava konusu etmediği ve işlemin kesinleştiği görüldüğünden, davacının gündelik talebinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu öne sürmekte ve istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasını istemektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yolluk ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl işlemle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani yolluklu veya yolluksuz ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.
Öte yandan, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kuralı, idari işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılır bir biçimde duyurulması ve bu işlemlere karşı idari yollara veya dava yoluna başvurmalarına olanak sağlama amacını taşımaktadır. Bununla birlikte, idari işlemin niteliğinin ve hukuki sonuçlarının davacı tarafından bütünüyle öğrenildiği kimi davalarda, bilgi edinmenin (ıttılanın) yazılı bildirimin sonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıç alınacağı Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Ancak bu istisnai durumun kabulü, bilgi edinmenin dava açma süresine başlangıç alınması da, idari işlemin niteliği ve doğurduğu hukuki sonuç itibariyle davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması koşuluna bağlı olup; bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği açılan idari davada ancak idari yargı merciince karara bağlanabilir.
Dosyanın incelenmesinden; Çine Hakimi olarak görev yapmakta iken 19.04.2011 tarihli Bakan Oluru ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 47/4. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı emrinde geçici olarak görevlendirilen davacının, geçici görevlendirmesinin kaldırıldığı 25.04.2014 tarihine kadar olan dönem için 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 14. maddesinin 1. fıkrası ve 42. maddesinin (a) bendi uyarınca yurtiçi geçici görev yolluklarının ödenmesi istemiyle 23.07.2015 tarihinde davalı idareye başvurduğu, başvurunun Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı'nın 11.08.2015 tarih ve 2539 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine bu işlemin iptali ve hak ettiği yolluğun idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının geçici görevlendirilmesine ilişkin işlemde "yevmiye ve yolluk verilmeksizin" ibaresine yer verildiği anlaşılmakta olup, bu işlemin davacıya hangi tarihte tebliğ edildiği dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılamamakta ise de, söz konusu ibarenin Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün davacının geçici görevlendirildiği Strateji Geliştirme Başkanlığına gönderdiği 20.4.2011 tarih ve 4133/24332 sayılı yazıda belirtildiği de göz önünde bulundurulduğunda, bu işlemden en geç geçici görevine başladığı 27.4.2011 tarihinde haberdar olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, yolluk ödenmesi talebiyle sonradan yapılan başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliği taşıdığından, bu konuda çıkan uyuşmazlıkta geçici görevlendirme işleminin öğrenildiği tarihin dava açma süresi için başlangıç olarak alınması ve dava açma süresinin hesaplanmasında 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Olayda, davacının yolluksuz ibaresini de içeren 19.4.2011 tarihli geçici görevlendirme işlemini öğrendiğinin kabulü gereken 27.4.2011 tarihini izleyen günden itibaren yolluksuz ibaresinin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı yolluğun ödenmesine hükmedilmesi istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük dava açma süresi içinde doğrudan veya aynı Kanun'un 11. maddesi uyarınca dava açma süresi içinde davalı idareye başvurması ve bu başvurusuna verilecek cevabın sonucuna göre (başvuruya kadar geçen süre de gözetilerek) dava açması gerekirken, bu süreler geçirildikten sonra sona ermiş bulunan dava açma süresini canlandırmayacağı açık olan 23.7.2015 tarihli başvurusunun reddi üzerine açtığı davada süre aşımı bulunmaktadır.
Öte yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 34. maddesinin üçüncü fıkrasında, ilgili olduğu mali yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde alacaklıları tarafından geçerli bir mazerete dayanmaksızın, yazılı talep edilmediğinden veya belgeleri verilmediğinden dolayı ödenemeyen borçların zamanaşımına uğrayarak kamu idareleri lehine düşeceği öngörülmüş olup, bir alacağın zamanaşımına uğramasının uyuşmazlığın esasıyla ilgili bir husus olduğu, başka bir deyişle, 5018 sayılı Yasa'da belirtilen sürelerin, dava açma sürelerinin hesaplanmasında uygulanacak mevzuat niteliğinde olmadığı, işbu davanın süresinde açılıp açılmadığının 2577 sayılı Yasa çerçevesinde irdelenmesi gerektiği olduğundan, davacının dava konusu alacak yönünden başvuru ve dava süresinin 5 yıl olduğu yönündeki iddiası yerinde bulunmamaktadır.
Bu durumda, 2577 sayılı Kanun'un 7 ve 11. maddeleri uyarınca süresinde açılmayan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmekte ise de, doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından davanın süre veya esas yönünden reddine ilişkin kararlar arasında herhangi bir fark bulunmadığından, istinaf başvurusuna konu kararda sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, İstanbul 10. İdare Mahkemesi Hakimliği’nin 3.10.2017 günlü ve E:2017/879, K:2017/1927 sayılı kararı sonucu itibariyle hukuka uygun bulunduğundan, istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine, adli yardım kararından dolayı ertelenen 85,70.-TL istinaf başvurma harcı ve 40,50.-TL posta ücretinin davacıdan tahsili için mahkemesince ilgili mercie müzekkere yazılmasına, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu Mahkemeye gönderilmesine, 14.02.2018 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)