(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Mardin 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 24/05/2018 gün ve E:2017/2628, K:2018/1746 sayılı kararın; dilekçede belirtilen nedenlerle ve 2577 sayılı Kanun'un 45.maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, Şırnak 6. Piyade Tugay Komutanlığı emrinde Piyade Er olarak askerlik hizmetini yerine getirdiği Güçlükonak Gümüşyazı Üst Bölgesi'nde 23/12/2014 tarihinde darp edilmesi sonucunda akli dengesinin yitirdiği ve gördüğü tedaviler sonrasında askerliğe elverişli olmadığı yönünde sağlık raporu düzenlendiği, uğradığı zararlardan da davalı idarenin sorumlu olduğundan bahisle maluliyet oranının belirlenerek sürekli iş göremezlik nedeniyle 300.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi tazminatın 24/12/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; olayda davacı tarafından, Şırnak 6. Piyade Tugay Komutanlığı emrinde Piyade Er olarak askerlik hizmetini yerine getirdiği Güçlükonak Gümüşyazı Üst Bölgesi'nde 23/12/2014 tarihinde darp edilmesi sonucunda akli dengesinin yitirdiği ve gördüğü tedaviler sonrasında askerliğe elverişli olmadığı yönünde sağlık raporu düzenlendiği ileri sürülmüş ise de davacı hakkında 24/12/2014 tarihinde Şırnak Devlet Hastanesi'nce düzenlenen genel adli muayene raporundan, davacının yalnızca sol göz çevresi ve sol el bileğinde hafif ekimoz olduğu, rahatsızlığının basit tıbbi müdahale ile giderilerek taburcu edildiğinin belirtildiği ve davacının "askerliğe elverişli değildir" raporu almasına sebep olan rahatsızlığı hakkında "Organik olmayan psikoz" teşhisi konulduğu dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen zararların meydana gelmesinde idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, dava konusu olay, kusursuz sorumluluk ilkesine göre incelendiğinde ise; davacının söz konusu hastalığa yakalanmasında yürüttüğü askerlik hizmetinin bir etkisinin bulunmadığı, dolayısıyla yürütülen kamu hizmeti ile uğranıldığı ileri sürülen zarar arasında nedensellik bağının bulunmadığı ve uğranılan zararın kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazminine karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafça; Şırnak Devlet Hastanesince düzenlenen raporda davacının akli dengesine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, bu nedenle nedensellik bağının bulunmadığı şeklindeki değerlendirme hukuka aykırı olduğu, davacının akli dengesini kaybetmesinde darp olayının etkili olduğu, davacının sağlıklı olarak askere kabul edildiği ileri sürülerek istinaf incelemesiyle kararın kaldırılması istenilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin hukuksal sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun veya uğranılan manevi zararların giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdari eylem ise, idarenin işlevi sırasındaki, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyetlerini (fizik alanında görülen iş, hareket, tutum ve çalışmalar) veya hareketsiz kalmasını anlatır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar.
İdarenin hukuksal sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bu kapsamda; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer yandan; idarenin kusursuz sorumluluğu, hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer yandan; idarenin kusursuz sorumluluğu, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür.
Kusursuz sorumluluk sebeplerinden olan “kamu külfetleri karşısında eşitlik” ya da diğer adıyla “fedakârlığın denkleştirilmesi” ilkesi, nimetlerinden tüm toplum tarafından yararlanılan idarenin eylem ve işlemlerinden doğan külfetlerin, sadece belli kişi veya kişilerin üstünde kalması durumunda, bu kişi veya kişilerin uğradığı zararların, kusuru olmasa dahi idarece tazminini öngörmektedir. Burada risk sorumluluğundan farklı olarak; kazalardan kaynaklanmayan, diğer bir deyişle arızi nitelikte olmayan, önceden öngörülebilen zararların tazmini söz konusudur. İdari faaliyetin doğal sonucu olan bu zarar, etki alanı bakımından sınırlı, özel ve olağan dışı nitelik göstermektedir.
Askerlik görevini yerine getiren bireylerin fiziksel sağlıklarının bozulması durumunda, bu bozukluğun görevin sebep ve tesiri veya askeri faaliyet ile ortaya çıktığı, fiziksel sağlığın bozulması ile askerlik hizmeti arasında nedensellik kurulduğu durumlarda, "kusursuz sorumluluk ilkesi" kapsamında tazminin "fedakarlığın denkleştirilmesi" ilkesi ve gereklerine uygun olacağı kabul edilmelidir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Öte yandan manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, takdir edilecek tutarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir ağırlıkta olması gerekmektedir. Manevi tazminat, evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuru da ön plana alınmaktadır. Gelişen hukuktaki bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde, tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır. Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından Şırnak 6. Piyade Tugay Komutanlığı emrinde Piyade Er olarak askerlik hizmetini yerine getirdiği Güçlükonak Gümüşyazı Üst Bölgesi'nde 23/12/2014 tarihinde darp edilmesi sonucunda akli dengesinin yitirdiğinden bahisle ve gördüğü tedaviler sonrasında askerliğe elverişli olmadığı yönünde sağlık raporu düzenlendiği, uğradığı zararlardan da davalı idarenin hizmet kusuru kapsamında sorumlu olduğundan bahisle zararlarının tazmin edilmesi istemiyle Milli Savunma Bakanlığı'na başvuru yaptığı ancak süresi içinde başvurusuna cevap verilmediği ileri sürülerek, sürekli iş göremezlik nedeniyle 300.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi tazminatın 24/12/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle tarafına ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerden, oluşan kavga olayında başka bir asker tarafından 23.12.2014 tarihinde darp edilen davacının, bir gün sonra babası tarafından kışlaya gelinerek teslim alındığı ve davacıya 10 günlük kanuni izin verildiği, olaydan 5 gün sonra davacının GATA Psikiyatri Kliniğine yatışının yapıldığı, iki kere verilen 3'er aylık hava değişimi raporu üzerine 07.08.2015 tarihli rapor ile kronik nitelik kazanmış psikotik bozukluk teşhisi ile askerliğe elverişli olmadığına karar verilerek davacının terhis edildiği, darp olayı öncesinde davacıda psikolojik bozukluk olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı görülmektedir.
İdare Mahkemesi'nce, Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nce düzenlenen 07/08/2015 tarih ve 9832 sayılı Sağlık Raporu ile davacıya "Kronik nitelik kazanmış Psikotik Bozukluk/Organik olmayan psikoz" tanısı konulduğu ve "Askerliğe elverişli değildir" kararı alındığı, davacı hakkında düzenlenen 17/09/2015 tarihli Tıbbi Görüş Raporunda ise; "Çok faktörlü bir etiyolojiye sahip olan "Kronik Psikotik Bozukluğun" askerlik sektörü ile doğrudan ilişkilendirilemeyeceği" yönünde verilen görüş yazısı üzerine dava reddedilmiş ise de, 17/09/2015 tarihli Tıbbi Görüş Raporunun davalı idarenin savunmasını destekleyici nitelikte kurum içi görüş yazısı olduğu, bu görüşün darp olayı ile psikoloji bozukluk arasındaki nedensellik bağını kurmada yetersiz olduğu gibi tarafsız ve objektif olduğundan da söz edilemeyeceği, davalı idarece düzenlenen ve savunma ekinde sunulan bu görüş yazısının hükme esas alınamayacağı, diğer yandan Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nce düzenlenen 07/08/2015 tarih ve 9832 sayılı Sağlık Raporunun ise davacıdaki rahatsızlığın darp olayından kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair açıkça bir ifadeye yer verilmediği görülmektedir.
Bu durumda, davacının rahatsızlığının, iddia edildiği darp olayından kaynaklanıp kaynaklanmadığının yada bu darp olayının davacının rahatsızlığına tesiri olup olmadığının, yahut davacının rahatsızlığının kalıtsal (fizyolojik) olup olmadığının adli tıp kurumundan alınacak bir rapor ile ya da davacının niyabet yoluyla bir hakem hastaneye sevkinin sağlanarak davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, 17/09/2015 tarihli Tıbbi Görüş Raporu esas alınarak davanın reddedilmesinde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile Mardin 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 24/05/2018 gün ve E:2017/2628, K:2018/1746 sayılı kararının kaldırılmasına, işin esası hakkında yeni bir karar verilmek üzere ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 16/10/2020 tarihinde kesin olarak karar verildi. (¤¤)