(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2, 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacılar tarafından, yakınları ..........'in 05/04/2016 tarihinde ikametinin bulunduğu .......... kırtasiyeye gitmekte iken meydana gelen çatışmada başından vurularak hayatını kaybetmesi olayında davalı idarenin sorumluluğu bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen anne .......... için 109.095,49-TL(ıslah ile birlikte) ve baba .......... için 97.553,03-TL(ıslah ile birlikte) olmak üzere toplamda 206.648,52-TL destekten yoksun kalma tazminatı ile anne ve babanın her biri için 25.000-TL manevi ve kardeşlerin her biri için 10.000-TL manevi olmak üzere toplamda 100.000 TL manevi tazminatın olayın vuku bulduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden; ölüm olayına sebebiyet veren silah mermisinin kimin silahından çıktığının belli olmadığı, olayda belirtilen beyaz renkli araç içerisinden geldiği belirtilen mermi sonucu mu davacılar yakınının hayatını kaybettiği henüz kesinlik kazanmadığı, bu aşamada olayın failinin belirsiz olduğu, dolayısıyla davacılar yakını ..........'in öldürülme olayının tam manasıyla açıklığa kavuşturulamadığı, davacılar yakınının anılan tarihte yaşanan olayda göstericiler arasında olup olmadığının belli olmadığı ve esasen olayın yasada belirtilen terör eylemi nedeniyle ya da terörle mücadele kapsamındaki bir faaliyetten kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının yeterince açık olmadığı, bu kapsamda söz konusu ölüm olayının 5233 sayılı Yasa kapsamında meydana gelen bir terör eylemi veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle meydana gelen bir olay olarak nitelendirebilmek için yeterli bilgi ve belgenin bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı, yapılan tüm bu açıklamalara göre olay değerlendirildiğinde, davacılar yakını ..........'in öldürülmesinden ötürü uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların 5233 sayılı kanun ile yasalaşmış olan sosyal risk ilkesi dışında idarenin kusursuz sorumluluğu esasına göre karşılanması gerektiği, buna göre bilirkişi raporu ile belirlenen ve davacılar tarafından sunulan ıslah dilekçesi ile talep edilen206.648,52 TL'nin (baba .......... için 97.553,03- TL, anne .......... için 109.095,49- TL) maddi tazminat olarak davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiği, ayrıca yaşanan olayda davacıların çocuğu ve kardeşi olan ..........'in hayatını kaybetmesi sonucu, acı ve ızdırap çektikleri bunların yanında yaşama sevinçlerinin azaldığı hususları da dikkate alındığında, anne ve babanın her biri için 25.000-TL manevi ve kardeşlerin her biri için 10.000-TL manevi olmak üzere toplamda ..........00.000-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 13.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece hesaplanarak davacılara ödenmesi gerektiği, gerekçesiyle davanın kabulü ile 206.648,52 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesi yolunda Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 25/06/2018 gün ve E:2017/112, K:2018/1108 sayılı kararın; davacılar tarafından, ..........'in teyzesi ve arkadaşları ile birlikte kırtasiyeye giderken çıkan çatışmada başından vurularak hayatını kaybettiği, kamu güvenliğini sağlayamayan davalı idarenin olayda ihmal ve kusuru bulunduğu, maddi zararlarının eksik hesaplandığı, hükmedilen manevi tazminatın düşük olduğu ileri sürülerek; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, olayın meydana gelmesinde idarelerinin hizmet kusuru bulunmadığı, idareye yabancı kişilerin eylemi sonucu gerçekleştiği, dolayısıyla kusursuz sorumluluktan da bahsedilmeyeceği, zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı, manevi tazminat ödenmesi şartlarının oluşmadığı ileri sürülerek; kararın aleyhlerine olan kısımlarının 2577 sayılı Kanun'un 45.maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ SAVUNMASININ ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın redde ilişkin kısmının usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
DAVACILARIN SAVUNMASININ ÖZETİ :(Savunma dilekçesi verilmemiştir.)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Anayasa'nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2557 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2.maddesinde de, tam yargı davaları idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında bireylerin uğradığı özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini gerektiği idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdarenin belirtilen hukuki sorumluluğu, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin doğal sonucudur.
İdari yargıda, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davalarında idarenin tazmin borcunun doğması için ortada bir zararın ve zarara yol açan idareye yüklenebilir bir eylemin bulunması, zararla eylem arasında nedensellik bağının kurulması ve hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk esaslarına göre idare hukukuna özgü tazmin sebeplerinin olması gerekmektedir. Tam yargı davalarında idarenin tazmin sorumluluğu belirlenirken öncelikle hizmet kusurunun varlığı araştırılmalı, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağı irdelenmelidir.
İdare, Anayasanın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aranmadan tazmin etmesi gerekmektedir.
İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Ülkemizin belli yöresinde yoğunlaşan terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı, bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten ileri gelmediği bilinmekte ve gözlenmektedir.
Sözü edilen eylemler nedeniyle zarara uğrayan, terör olaylarına herhangi bir şekilde katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan bu olaylardan zarar görmektedir. Başka bir deyişle toplumun birer parçası olmak sıfatıyla zarar gören kişilerin belirtilen şekilde ortaya çıkan zararlarının özel ve olağan dışı nitelikleri dikkate alınıp nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarının önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekmektedir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idarece tazmini böylece topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği oluğu gibi sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
Öte yandan; 27.07.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş, uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan, bu haliyle alternatif çözüm yöntemi öngören ve taraflara seçimlik hak sunan idari bir usul kanunu olup; 5233 sayılı Kanun'un zarara uğrayan kişilere, uyuşmazlıklarını idari yoldan ve sulhen çözümleme konusunda seçimlik hak tanıyan alternatif çözüm yöntemi öngörüyor olması nedeniyle, uğranılan ve sosyal risk ilkesi gereği tazmini gerektiği düşünülen maddi ve manevi zarar nedeniyle hem 5233 sayılı Kanun kapsamında hem de genel hükümler uyarınca idareye başvuru hakkının bulunduğu, usul hükümlerine uyulmak kaydıyla bu şekilde yapılan başvuruların kapsam ve mahiyetinin tespitinde kişilerin iradesinin önem taşıdığı, genel hükümlere göre tazminat istenilen durumlarda, uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakını ..........'in ölümüne neden olan olay ile ilgili olarak emniyet görevlilerince tutulan 05.04.2016 tarihli tutanağın incelenmesinden, 05/04/2016 günü saat 20:30 sıralarında ..........ta meydana gelen olayda bir bayan şahsın yaralandığı ve bu şahsın .......... isimli kişi olduğu ve olayın olduğu anda yaralanan şahsın yanında bulunan O.E isimli şahıs ile yapılan görüşmede Huzurevleri Mahallesi 23. Sokak içerisinde 5-6 şahsın eylem yaptığı ve bu esnada kendisinin de .......... ile olay yerinden geçmekte olduğu ve bu sırada sokağa gelen beyaz renkli torosa benzer aracın içinden kıvılcım çıktığı ve silah sesi geldiği ve bu esnada davacılar yakını ..........'in yere düştüğünü beyan ettiği, aynı sokak üzerinde bulunan Türk Telekom binasının kamera görüntüleri incelendiğinde görgü şahitlerinin belirttiği şekilde olayların gerçekleştiği ve beyaz renkli toros marka bir aracın sokaktan geçerken bir şahsın yere düştüğü, kafasından yaralanan ..........'in 112 servisiyle Özel Memorial Hastanesine getirildiği, şahsın kafa bölgesi sağ taraftan ladek giriş olduğu ve bilincinin kapalı ve hayati tehlikesinin bulunduğu, haber merkezi mobeseleri incelendiğinden belirtilen aracın .......... plaka sayılı 1992 model beyaz renkli station marka araç olduğu ve aracın M.C adlı şahsa ait olduğu ve yakalama çalışmalarının devam ettiğinin belirtildiği görülmektedir.
Keza, anılan olay ile ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/11031 sayılı dosyada yürütülen ve Mahkemece yapılan ara kararına cevap olarak sunulan soruşturma evrakının incelenmesinden, 05/04/2016 günü saat 20:30 sıralarında Diyarbakır ili Huzurevleri Mahallesi 23. Sokak üzerinde meydana gelen S. Ç. isimli yaşı küçük çocuğun öldürülmesi olayının hemen akabinde olaya karıştığı bilinen .......... plakalı beyaz renkli Renault Toros marka aracın önünü kesen ve ardından EYP atan yüzleri kapalı 4 adet şahsın kimliklerinin tespiti mümkün olmadığından ayırma kararı verildiği, yaşanan olay ile ilgili olarak emniyet görevlilerince tutulan tutanaklar, ifade beyanları, olay yeri inceleme raporları, krokiler ve yapılan incelemeler haricinde olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespit edilmesine yönelik bir bilgi ya da belge sunulmadığı ve gelinen aşamada UYAP kayıtlarının tetkikinden anılan soruşturma dosyasının halen derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda; davacılar yakını ..........'in arkadaşı ile birlikte kaldırımda yürürken 5-6 kişilik yüzleri kapalı grubun eylem yaptığı esnada çıkan çatışmada kim tarafından atıldığı tespit edilemeyen merminin başına isabet etmesi soncu hayatını kaybettiği açık olup, terör eylemlerinin yoğun yaşandığı bir dönemde ve yerde meydana gelen bu olayın, aksi ortaya konulmadığı sürece terör eylemi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla; toplumun bütününe yönelik gerçekleştirilen terör eylemi sonucu özel ve olağanüstü zarara uğradığı açık olan davacıların, ortaya çıkan maddi ve manevi zararlarının yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesi gereğince karşılanması gerektiğinden, idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğu yönündeki idare mahkemesi kararının gerekçesinde hukuki isabet bulunmasa da, karar sonucu itibariyle yerinde bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 25/06/2018 gün ve E:2017/112, K:2018/1108 sayılı karara karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine, aşağıda dökümü yapılan 143,80.-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, posta giderinden ibaret 43,70.-TL yargılama giderinin ise davalı idare üzerinde bırakılmasına, istinaf gideri için tahsil edilen paranın kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra ilgililerine iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-b maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihini izleyen (30) gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 26/04/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)