(2709 S. K. m. 141) (2577 S. K. m. 2)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Mardin ili, Nusaybin ilçesinde 14.03.2016 ile 25.07.2016 tarihleri arasında uygulanan sokağa çıkma yasağı sürecinde .......... adresinde bulunan işyerinin hasar gördüğünden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'na yapılan başvuru üzerine davacıya zararlarının karşılığı olarak 6.000,00-TL önerilmesine yönelik tesis edilen işleme yapılan itirazın reddine ilişkin 14.03.2017 tarih ve 2017/24569 sayılı Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu kararının iptali ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılan davada; "...Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; davacıya ait işyerinin bulunduğu Mardinili, Nusaybin ilçesinde sokağa çıkma yasağının uygulandığı ve işyerinde bulunan eşyalarının zarar gördüğü ve bu zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması için Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunulduğu görülmekte olup, Komisyonca davacı tarafından müracaat dosyasına sunulan bilgi ve belgeler üzerinde yapılan inceleme neticesinde herhangi bir kıymet takdir raporu düzenlenmeksizin davacının zararlarına karşılık olarak 6.000,00-TL ödenmesine ilişkin karar alındığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; her ne kadar davacının sokağa çıkma yasağı sürecinde iş yerinin kapalı kalması ve bu nedenle çalışamaması sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü kazanç ve kârkaybı 5233 sayılı Kanun'un yukarıda metnine yer verilen 7. maddesi kapsamında tazmini gereken zarar kalemleri kapsamına girmemekte ise de; davacının uğradığı zarara ilişkin davacıya teklif edilen zarar miktarının hangi kriterler esas alınarak hesaplandığı hususu somut verilerle tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya konulamamış olduğu anlaşıldığından, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak tesis edilen tesis edilen işleme yapılan itirazın reddinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan; zarar miktarının, Zarar Tespit Komisyonu tarafından gerekli araştırmalar yapılarak, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına göre, doğrudan doğruya veya bilirkişi marifetiyle yeniden belirlenmesi gerektiğinden, bu aşamada davacının maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesine olanak bulunmadığı ..." gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali, tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda Mardin2.İdareMahkemesi'nce verilen 21/05/2018gün ve E:2017/2570, K:2018/1589 sayılıkararın; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, Mardin ili, Nusaybin ilçesinde 14.03.2016 ile 25.07.2016 tarihleri arasında uygulanan sokağa çıkma yasağı sürecinde .......... adresinde bulunan işyerinin hasar gördüğünden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'na yapılan başvuru üzerine davacıya zararlarının karşılığı olarak 6.000,00-TL önerilmesine yönelik tesis edilen işleme yapılan itirazın reddine ilişkin 14.03.2017 tarih ve 2017/24569 sayılı Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu kararının iptali ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
1982 Anayasasının "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari yargı yerlerinde açılacak davalar arasında sayılmış; 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış, (b) bendinde, davacının ileri sürdüğü olayların ve dayandığı hukuki sebeplerin özeti ve istem sonucu, (e) bendinde ise kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün, tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarının, kararda belirtileceği vurgulanmıştır.
Yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.
İdari yargı yerlerinde açılan tam yargı davalarında, istemle bağlılık ilkesi ile resen araştırma ilkesinin bulunması nedeniyle, davacı istemlerinin tamamına kararda yer verilmesi ve her bir istem ile bu isteme yönelik idarenin sorumluluk sebepleri yönünden ayrı ayrı denetim yapılarak ve bu arada davacının isteminin de gözetilmesi ve özellikle davacının sorumluluk sebebi olarak gösterdiği hususlara yönelik inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekmektedir. Bu şekilde oluşturulmayan, gerekçelendirilmeyen ve hüküm altına alınmayan durumlarda, davacı istemlerinin bir kısmının karşılanmayacak/gerekçelendirilemeyecek olması nedeniyle idare mahkemesi kararının 24. maddeye uygun ve gerekçeli olduğundan bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Olayda; davacı tarafından, 14.03.2016 tarihinden itibaren uygulanan sokağa çıkma yasağı sürecinde, Mardin ili, Nusaybin ilçesi, .......... adresinde bulunan işyerinin ve içindeki eşyaların zarar gördüğü, bu süre zarfında ticari faaliyette bulunamadığından bahisle zararlarının tazmininin istendiği, idare mahkemesince, davacının ticari kazanç ve kar kaybı nedeniyle talep ettiği tazminat istemi hakkında hiç hüküm kurulmadığı, davanın konusunun bölünebilir kalemlerden oluştuğu durumlarda her bir kalem hakkında ayrı hüküm kurulması gerektiği, kararda mahrum kalınan kazanç ve muhtemel gelir kayıplarının 5233 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında tazmini gereken zarar kalemleri kapsamına girmemekte olduğu belirtilmesine rağmen bu kısım hakkında ''davanın reddi' hükmü kurulması gerekirken bu yönde hüküm kurulmadığı, bu suretle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken hükmedilmediği ve davacının aleyhine verilen hükmü temyiz etme imkanının elinden alındığı görülmekle, eksik hükümden oluşan kararın belirtilen eksiklikler yönünden irdelenip yeniden hüküm verilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır,
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile Mardin 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 21/05/2018 gün ve E:2017/2570, K:2018/1589 sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı Yasanın 45/5. maddesi uyarınca işin esası hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 26/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2.maddesinin 1/a bendinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından iptal davası açılabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2.fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49.maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Aynı Kanunun 45.maddesinin 5.fıkrasında, istinaf merciinin hangi hallerde istinafa konu kararı kaldırarak, yeniden bir karar verilmek üzere dosyayı ait olduğu mahkemeye göndereceği belirli hallerle sınırlı olarak sayılmıştır.
İdari davaya konu edilen idari işlemin yukarıda belirtilen unsurlarından birindeki hukuka aykırılık nedeni o işlemin bütünüyle iptal edilmesi için yeterli olup, bu hususta 'konu' unsuru hariç, diğer unsurlar bakımından idari yargılamada farklı bir uygulama veya içtihat bulunmamaktadır.
Ancak, işlemin konu unsuru bakımından bölünebilir nitelikte olması halinde mahkemelerce bazen işlemin konu unsuru kısımlara ayrılarak hukuka aykırılık taşıyan kısmı yönünden iptal, diğer kısmı yönünden ret kararı verilebildiği gibi; bu ayrıma gidilmeyerek işlemin hukuka aykırı olan kısımları belirtilmek suretiyle bütünüyle iptaline karar verilebilmesi de mümkün olup, bu son halde (yani işlemin bütünüyle iptal edilmesi halinde) davalı idarece mahkeme kararının gerekçesi doğrultusunda işlem tesis edileceği ve bu işleme karşı davacı tarafından ayrıca dava açılabileceği tartışmasızdır.
Uyuşmazlık konusu olayda; davacı tarafından, Mardin ili, Nusaybin ilçesinde meydana gelen terör olayları nedeniyle 14.03.2016 tarihinden itibaren uygulanan sokağa çıkma yasağı sürecinde anılan ilçede bulunan işyerinin ve içindeki eşyalarının hasar gördüğü, yasak süreci boyunca çalışamaması nedeniyle gelir kaybına uğradığından bahisle oluştuğu iddia edilen zararlarının tazmini istemiyle davalı idareye başvurulduğu, başvuruyu inceleyen Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonunun 19.01.2017 tarih ve 47/02/2017/41 sayılı kararı ile işyerinde meydana gelen zararlar için davacıya 6.000,00-TL tazminat önerildiği, önerilen bu tutarı kabul etmeyen davacı tarafından yapılan itirazın 14.03.2017 tarih ve 2017/24569 sayılı Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonu kararı ile reddi üzerine söz konusu ret işleminin iptali ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesi istemiyle işbu davanın açıldığı, yargılamayı yapan idare mahkemesince mahrum kalınan kazanç ve muhtemel gelir kayıplarının 5233 sayılı Kanunun 7.maddesi kapsamında tazmini gereken zarar kalemlerinden olmadığı da belirtilmek suretiyle, dava konusu işlemde tazminat önerilen zarar kalemleri (taşınır ve taşınmaz mal zararı) bakımından hukuki denetim yapıldığı ve söz konusu zarar kalemleri yönünden tazminat hesabının tam ve doğru yapılmadığı sonucuna varılarak işlemin iptaline karar verildiği görülmektedir.
Yargı kararlarının gerekçeleri ile birlikte bir bütün olduğu ve uygulandığı dikkate alındığında, davacının dava dilekçesinde belirttiği bir kısım zarar kalemlerinin davalı idarece reddedilmiş olması mahkemece hukuka uygun bulunarak, söz konusu zarar kalemlerine mahkeme kararında iptal nedenleri arasında yer verilmemesi yönünden davacı tarafça istinaf yoluna başvurulabilmesi imkanı olduğu gibi, kararda değinilmeyen zarar kalemleri yönünden davalı idarece mahkeme kararı doğrultusunda tesis edilecek işlem üzerine yeniden dava açılabilmesi mümkün olduğundan, istinaf dilekçesinde dermeyan edilmeyen ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda kaldırma ve iade nedenleri arasında yer almayan bir sebeple (davalı idarenin lehine olan gerekçe kısmının ret hükmüne bağlanmadığı sebebiyle) kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iade edilemeyeceği görüşüyle çoğunluk kararına katılmamaktayım. (¤¤)