(213 S. K. m. 131)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı hakkında düzenlenen 13/04/2016 tarih ve 0316 sayılı cezalı hal rüsum tutanağı ile hal kayıt sistemine bildirimde bulunulmadan toptan mal alım ve satımı yapıldığının tespit edildiğinden bahisle 7.488,00-TL cezalı hal rüsumu alınmasına ilişkin 20/04/2016 tarih ve 360 sayılı Mersin Büyükşehir Belediye Encümen kararının iptali istemiyle açılan davanın; cezalı hal rüsumuna dayanak alınan tutanağın, davacı veya yetkili adamı tarafından imzalanmadığı, davacının veya yetkili adamının yoklama anında olmadığına veya imzadan imtina ettiğine dair hiçbir şerhe yer verilmediği gibi polis, jandarma, muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden birine de imzalatılmadığı, iki zabıta memuru ve araç şoförü tarafından imzalandığının görüldüğü, bu durumda, hal rüsumu ödenmesine ilişkin karara dayanak alınan tutanağı imzalayan araç şoförünün, yalnızca tespit konusu malın nakliyecisi olduğu, bu haliyle araç şoförünün davacının yetkili adamı olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığı, bu haliyle tutanağın davacı veya yetkili adamı tarafından imzalanmadığı, davacının veya yetkili adamının yoklama anında olmadığına veya imzadan imtina ettiğine dair hiçbir şerhe yer verilmediği gibi polis, jandarma, muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden birine imzalatılmadan söz konusu tutanağın tanzim edildiği, zabıta memurlarının davalı idarenin çalışanları olması dolayısıyla cezaya dayanak alınan tutanağın tek taraflı olarak tutulduğu ve imza altına alındığı göz önünde bulundurulduğunda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "yoklama" ile ilgili hükümlerine uygun şekilde düzenlenmeyen tutanağa istinaden tesis edilen cezalı hal rüsumu ödenmesine ilişkin encümen kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle kabulü yolunda verilen Mersin 2.Vergi Mahkemesinin 14.06.2019 gün ve E:2019/314; K:2019/543 sayılı kararının; Gümrük ve Ticaret Bakanlığına ait Hal Kayıt Sistemine malın bildiriminin yapılmadığı ve aynı zamanda fatura, irsaliye, künye belgesi alınamadığı durumlarında araçta bulunması zorunlu olan Ek-5 belgesinin araçta bulunmadığının tespit edildiği, dava konusu tüm işlemlerin usul ve yasaya uygun tesis edildiği, gerek cezalı hal rüsum tutanağı, gerek Belediye Encümen kararı ile hüküm altına alınan cezalı hal rüsumunun usul ve yasaya uygun şekilde tebliğ edildiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Yasal dayanaktan yoksun olan istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesince, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü;
İncelenen dosyada, Vergi Mahkemesince, tutanağın araç şoförüne imzalatıldığı ancak araç şoförünün kendi adına nakliyecilik faaliyeti yürüten biri olduğu ve davacı şirketin yetkili adamı olmadığı, ayrıca tutanağın polis, jandarma, muhtar gibi 213 sayılı Kanun'un 131. maddesinde sayılan kişilere imzalatılmadan davalı idare memurları tarafından imzalandığının görüldüğü, bu durumda, tutanağın 213 sayılı Kanun'un 131. maddesinde belirtilen kişiler tarafından imza edilmediği belirtilerek davanın kabulü yönünde hüküm tesis edildiği görülmekle beraber, davacının dilekçelerinde söz konusu ürünlerin kendisine ait olmadığı yönünde beyanda bulunduğu, dosya kapsamında yer alan belgelerden davacının anılan ürünün üreticisi konumunda olduğu, sonradan 13/04/2016 tarih ve saat 15.12 itibariyle yapılan bildirim işleminden de, davacının ürünlerin üreticisi, uyuşmazlık konusu ürünlerin ise …. Gıda Tarım ve Hayvancılık San. Tic. Ltd. Şti.'ne ait olduğunun anlaşılması karşısında, dava konusu işlemde hukuka uyarlık, mahkeme kararında ise sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın kaldırılmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, istinaf başvurusunun yukarıda yazılı gerekçeyle reddine, aşağıda dökümü yapılan 198,00-TL istinaf yargılama giderinin istinaf başvurusunda bulunanın üzerinde bırakılmasına, davalı idareden 54,40-TL maktu karar harcının tahsili için ilgili vergi dairesine harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, artan posta gideri avansının kararın kesinleşmesinden sonra istinaf başvurusunda bulunana iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/6. maddesi uyarınca temyiz yolu kapalı olmak üzere, 05.02.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14 üncü maddesinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki yönlerinden de inceleneceği belirtildikten sonra, 15 inci maddesinde, idari yargının görev alanında olmayan uyuşmazlıkların görev yönünden reddedileceği, idari yargının görev alanında olan uyuşmazlıkların ise görev yönünden reddedilerek, görevli mahkemeye gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
İdari yargılama usulü açısından, görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu ve vergi mahkemelerinin, kanunlarla diğer yargı kolları ya da idari yargının diğer birimlerinin görevleri arasında belirtilmeyen vergisel özelliği olan, idari nitelikli uyuşmazlıkları karara bağlamakla yükümlü olduğu açıktır. Cezalı hal rüsumuna ilişkin olarak, doğrudan vergi mahkemesinin ya da idari yargının görevli kılınmadığı, idari yargı kolu açısından vergi mahkemelerinin görevlerinin kanunlarda sayma usulü ile belirtilmiş olduğu, niteliği itibariyle de özel görevli mahkemeler sınıfında olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Vergi yargısı açısından olay irdelendiğinde, söz konusu uyuşmazlıkların vergisel boyutunun bulunması zorunluluğunun yanı sıra, diğer kanunlarla da başka yargı kolları ya da genel görevli idare mahkemelerinin görevine de girmemesi gerekmektedir. Hal böyle olunca, görev hususunun hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde belirgin olması gerekmekte olup, vergi mahkemesinin görevine girdiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, vergi mahkemesinin görevli olduğunun kabulüne imkan bulunmamaktadır.
Bu itibarla, 5957 sayılı Kanun uyarınca kesilen cezalı hal rüsumlarına karşı açılan davaların görüm ve çözüm yerinin adli mahkemeler olduğu sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın esası hakkında verilen karara ilişkin Dairemiz kararına katılmıyorum. (¤¤)