(AİHS m. 2) (1219 S. K. m. 70) (2577 S. K. m. 45) (Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15, 22, 31)
DAVANIN KONUSU: Davacı İ. D. ve R. D.'ün müşterek çocukları C. D.'ün, Mersin Üniversitesi Rektörlüğü'ne bağlı Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Hastanesi'nde hastane personelince yapılan enjeksiyonun hatalı olması nedeniyle sakat kaldığından bahisle uğranıldığı iddia edilen C. D. için şimdilik 1.000,00-TL, İ. D. için 1.257,00-TL olmak üzere toplam 2.257,00-TL maddi, C. D. için 150.000,00-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 75.000,00-TL, kardeşleri için ayrı ayrı 5.000,00-TL olmak üzere toplam 310.000,00-TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, C. D.'e Mersin Üniversitesi Rektörlüğü'ne bağlı Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Hastanesi'nde uygulanan enjeksiyonda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu'ndan alınan 19.09.2018 tarih ve 2833 karar sayılı bilirkişi raporunda özetle; "C1-C2 dislokasyon ve Grisel Sendromu tanısı bulunduğu, servikal traksiyon uygulanarak korse ile stabilize edildiği, ağrıları için farklı tarihlerde intramuskuler enjeksiyonlar uygulandığı ve 01/05/2016 tarihli intramuskuler analjezik enjeksiyonu sonrası enjeksiyon nöropatisi geliştiği bildirilen İ.kızı, C. D. hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde; C1-C2 dislokasyon ve Grisel Sendromu tanısı bulunduğu, 21/04/2016 tarihinde davalı hastane beyin cerrahı servisine yatırıldığı, yatışı sırasında servikal traksiyon uygulanarak korse ile stabilize edildiği, ağrıları için 28/04/2016 tarihinde 1/2 ampul ulcuran IM, 29/04/2016, 30/04/2016 ve 01/05/2016 tarihlerinde 1/2 ampul volteren IM olarak uygulandığı, 02/05/2016 tarihinde taburcu edildiği, 09/05/2016 tarihinde yapılan kontrol muayenesinin olağan olduğu, 20/06/2016 tarihinde sol bacakta his kaybı şikayeti ile başvurduğu, medikal tedavi ve FTR yapıldığı, 14/07/2016 tarihli EMG'de sol tibial sinirde sinirin total lezyonu, aynı tarihli muayenesinde düşük ayak tespit edildiği, Çukurova Üniversitesinde 25/05/2018 tarihinde yapılan son durum muayenesinin topuk ve parmak ucunda yürüyüşü doğal (normal sınırlarda) olduğu, 05/06/2018 tarihli EMG'de solda posterior tibial sinirin aksonal yıkımla ağır parsiyel, fibuler sinirin parsiyel lezyonu tespit edildiği anlaşılmakla, her ne kadar hastanede yatmakta olan ve damar yolu açık kişilerde genellikle damar yolu ile uygulanabilen ağrı kesiciler tercih edilmekte ise de, bazen etki süreleri daha uzun olduğu için ağrı kesicilerin intramuskuler de uygulanabileceği tıbben bilindiğinden, kişiye uygulanan enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğe uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun tekniğe uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, dolayısıyla enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sol fıbuler sinirin parsiyel, posterior sinirin total lezyonunun komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonun tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürüten idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı" görüş ve kanaatlerine yer verildiği, dava, maddi tazminat istemi yönünden incelendiğinde; bakılan davada, dava konusu olayda davacıya enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun olarak yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, enjeksiyonun tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil de tanımlanmadığı, dolayısıyla enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sol fıbuler sinirin parsiyel, posterior sinirin total lezyonunun komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonun tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürüten idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı hususları bahse konu bilirkişi raporu ile açıkça ortaya konulmuş olup, davalı idarenin kusurlandırılarak maddi tazminat ödemekle yükümlü kılınmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varıldığı, dava, manevi tazminat istemi yönünden incelendiğinde ise; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirdiği, bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayandığı, böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlü oldukları(Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009), Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair 11 Nisan 1928 tarihli ve 1219 Sayılı Kanun'un 70. maddesinde; "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer aldığı, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 26. maddesinde ise; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." denildiği, 01.08.1998 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde; “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında; “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı ve Aranmayacağı Haller” başlıklı 31. maddesinde de; “1) Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. 2)Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. 3)Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. 4) Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer aldığı, anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörüldüğü, manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracı olduğu, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığı, belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunduğu, olayda, Mahkemenin 31.12.2018 tarihli ara kararı ile, C. D.'e yapılan enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp, bu konuda yazılı onam alınıp alınmadığının sorulduğu, davalı idarece sunulan ve 05.02.2019 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren cevapta, enjeksiyon uygulamasından önce alınan herhangi bir yazılı onam formunun bulunmadığının belirtildiğinin anlaşıldığı, bu durumda, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp yazılı onamın alınmaması nedeniyle yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca hastanın aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınmış olduğu ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağı sonucuna varılmış olup, davacıların manevi tazminat taleplerinin manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek değerlendirilmesinden, takdiren, C. D. için 25.000,00-TL, baba İ. D. için 10.000,00-TL, anne R. D. için 10.000,00-TL, kardeşler E. D. için 5.000,00-TL ve S. D. için 5.000,00-TL olmak üzere toplam 55.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi, geri kalan manevi tazminat isteminin ise reddedilmesi gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle Mersin 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 07/02/2019 tarih ve E:2017/417, K:2019/84 Sayılı karar ile davanın, 2.257,00 TL maddi tazminat istemine ilişkin kısmının reddine, 310.000,00-TL manevi tazminat istemine ilişkin ise 55.000,00-TL'lik kısmının kabulüne, geri kalan 255.000,00-TL'lik kısmının reddine, kabul edilen toplam 55.000,00-TL tazminatın, C. D. için 25.000,00-TL, baba İ. D. için 10.000,00-TL, anne R. D. için 10.000,00-TL, kardeşler E. D. için 5.000,00-TL ve S. D. için 5.000,00-TL olarak davalı idare tarafından davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Davalı idare vekili tarafından; davacıların maddi ve manevi tazminat talepleri hususunda davalı idareye herhangi bir başvuruda bulunmadıkları, Mersin Valiliği'nin yazısı ile Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşavirliğine başvuruda bulunulduğunun öğrenildiği, talebin yapıldığı kurumun konunun muhatabı olmadığı, hastaya çeşitli kas içi ve damardan ağrı kesici ve mide koruyucu ilaç uygulamaları yapıldığı, hemşire gözlem formu incelendiğinde, hasta vekilinin iddiasında belirttiği gibi hastaya herhangi bir enjeksiyon uygulandığını belirten bir kayıt bulunmadığı, hastanın taburcu edilirken de herhangi bir şikayetinin olmadığının belirtildiği, yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı, manevi tazminat şartlarının da gerçekleşmediği, mahkeme kararının kısmen kabule ilişkin kısmı ile davalı idareye harç yüklenmesi kısmına ilişkin olarak usul ve esas bakımından hukuka aykırılık teşkil ettiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesi kararlarının istinafen incelenerek kaldırılması, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 4. ve 5. fıkralarında yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
İstinaf başvurusuna konu karar usul ve hukuka uygun olduğundan, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
SONUÇ: 1-) İstinaf isteminde bulunulan mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığından, istinaf isteminin REDDİNE,
2-) İstinaf aşamasında yapılan 68,00-TL yargılama gideri toplamının istinaf talep edenin üzerinde bırakılmasına,
3-) Artan posta ücretinin istinaf isteminde bulunan tarafa Mahkemesince iadesine,
2577 Sayılı Kanun'un 46/b maddesi uyarınca bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 16/01/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)