(2709 S. K. m. 36, 40) (4458 S. K. m. 108, 234, 242, 244)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket adına tescilli 15.06.2015/IM027812 tarih ve sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşya için eksik vergilendirme yapıldığından bahisle alınan 07.06.2018 tarihli ve 18060200ET000158 Sayılı ek tahakkuk kararının ve bu karara istinaden alınan 13.08.2018 tarihli ve 18060200CK001703 Sayılı para cezası kararının iptali istemiyle açılan davada; davalı idarece sunulan savunma dilekçesi ve ekindeki belgelerden, dava konusu 07.06.2018 tarihli ve 18060200ET000158 Sayılı ek tahakkuk kararına ilişkin itirazın revize edilerek 17.09.2018 tarihli ve 18060000IT000191 Sayılı karar ile itirazın kabulüne karara verildiği ve ek tahakkukun iptal edildiği anlaşıldığından, 07.06.2018 tarihli ve 18060200ET000158 Sayılı ek tahakkukun iptali istemine yönelik karar verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşıldığı, öte yandan dava konusu 13.08.2018 tarihli ve 18060200CK001703 Sayılı para cezası kararının 27.08.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davanın ise 11.09.2018'de dolan 15 günlük idari itiraz süresi geçtikten sonra, 13.09.2018 tarihinde açıldığı göz önünde bulundurulduğunda, bu aşamada merciine tevdiinde hukuki yarar bulunmayacağından, anılan kararın iptali isteminin incelenmeksizin reddi icabettiği gerekçesiyle davanın kısmen incelenmeksizin reddine, kısmen de karar verilmesine yer olmadığına dair Ankara 4. Vergi Mahkemesi'nin 28/02/2019 gün ve E:2018/1079, K:2019/252 Sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Hüküm veren Ankara 4. Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
KARAR: İstinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 07.06.2018 tarihli ve 18060200ET000158 Sayılı ek tahakkuk kararı yönünden mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Para cezası kararı yönünden istinaf istemine gelince:
Mahkeme kararı esas itibarıyla, 4458 Sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesinde düzenlenen "idari itiraz" yolunun, idari dava açılmadan "tüketilmesinin zorunlu olduğu" gerekçesine dayanmaktadır.
Bireylerin iddia ve savunmalarını bir yargı mercii önünde ileri sürebilmelerine imkân sağlayan ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen "mahkemeye erişim hakkı", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma Hakkı” başlığını taşıyan 6. maddesinde sayılmamakla birlikte, Sözleşmenin uygulayıcısı konumundaki İnsan Hakları Avrupa Mahkemesince ( İHAM ); yargı yolunun açık olmadığı bir durumda hakkın sadece yasalarda mevcut olmasının ve pratiğe bir katkı sağlamamasının teorik açıdan bir kabullenmeden öteye gitmeyecek bir düzenlemeye yol açacağı gerekçeleriyle kabul edilmiştir. İHAM, 04/12/1995 tarihli "CASE OF BELLET v. FRANCE, Application no. 23805/94" kararında, mahkemeye erişim hakkının “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olduğunu, mahkemeye erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını zorunlu kıldığını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasının gerektirdiğini; Bu nedenle hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğini ifade etmiştir.
Pozitif hukukumuzda mahkemeye erişim hakkı Anayasanın, "herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu” yolundaki 36. maddesinde açıkça düzenlenmiş; Anayasanın 40. maddesine 03/10/2001 tarihinde yapılan değişiklikle, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu kabul edilmekle, son derece dağınık mevzuat karşısında bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmıştır.
Gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse İHAM, başvuru ve itiraz süreleri ile kanunları uygulamakla yetkilendirilen makamların usul hükümlerini yorumlamadaki aşırı katı tutumlarının, bireylerin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini; hak arama yollarını düzenleyen usul kurallarının karmaşık olması, başvurulacak merciler ve başvuru süreleri konusunda farklı hükümler bulunması, bu hükümlerin sıklıkla değişmesi, bu düzenlemelerin normal-sıradan bir vatandaşın anlayamayacağı bir dile ve sistematiğe sahip olması gibi nedenlerin, mahkemeye erişim hakkını olumsuz yönde etkileyeceğini, bu ve benzeri durumlarda söz konusu hakkın ihlal edilmiş olacağını kabul etmektedir.
Her ne kadar; mahkemece, 4458 Sayılı Gümrük Kanunun 242. maddesinde düzenlenen "idari itiraz" yolu tüketilmesi zorunlu bir yol olarak kabul edilmişse de, Kanunun 6111 Sayılı Kanun'un 137. maddesiyle yeniden düzenlenen 244. maddesiyle gümrük uyuşmazlıkları bakımından da "uzlaşma" kurumu kabul edilmiş olup, maddedeki; "uzlaşma talebinin, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde, henüz itiraz başvurusu yapılmamış veya itiraz edilmiş olmakla birlikte itirazı henüz sonuçlandırılmamış gümrük vergileri ve cezalar için yapılacağı; uzlaşma talebinde bulunulması halinde, itiraz veya dava açma süresinin duracağı, uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde sürenin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı" yolundaki düzenleme; gümrük vergilerinin tebliği üzerine hem idari itiraz süresinin, hem de dava açma süresinin başladığının Kanun koyucu tarafından kabul edildiğini gösterdiği gibi, 242. maddede de, bu yolun tüketilmesinin dava koşulu olduğunu gösterir, tartışmaya ve yoruma yer vermeyecek açıklıkta bir düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, "idari itiraz" yolunun, bir dava koşulu olarak tüketilmesi zorunlu bir yol olarak kabul edilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edeceği sonucuna varılmakla, aksi yoldaki mahkeme kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.
Öte yandan; 4458 Sayılı Gümrük Kanunu'nun 108. maddesinin 1. fıkrasında, serbest dolaşımda olmayan eşyanın, işlem görmüş ürünlerin üretiminde kullanılmasından sonra Türkiye Gümrük Bölgesinden yeniden ihraç edilmesi amacıyla, gümrük vergileri ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın ve vergileri teminata bağlanmak suretiyle, dahilde işleme rejimi kapsamında geçici olarak ithal edilebileceği, eşyanın işlem görmüş ürünler şeklinde ihracı halinde teminatın iade olunacağı, eşyanın bu şekilde dahilde işleme rejiminden yararlanmasına şartlı muafiyet sistemi denildiği belirtilmiş; aynı Kanun'un 234. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan şeklinin 1. fıkrasının ( a ) bendinde, serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda, 15. maddede belirtilen Gümrük Tarifesini oluşturan unsurlarda veya vergilendirmeye esas olan sayı, baş, ağırlık gibi ölçülerinde aykırılık görüldüğü ve beyana göre hesaplanan gümrük vergisi ile muayene sonuçlarına göre alınması gereken gümrük vergisi arasındaki fark %5'i aştığı takdirde, gümrük vergisinden ayrı olarak bu farkın üç katı para cezası alınacağı; ( b ) bendinde, kıymeti üzerinden gümrük vergisine tabi eşyanın beyan edilen kıymeti, muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda bu Kanun'un 23 ilâ 31. maddelerinde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymete göre noksan bulunduğu takdirde, bu noksanlığa ait gümrük vergisinden başka bu vergi farkının üç katı para cezası alınacağı; 2. fıkrasında ise, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ve tam muafiyetli geçici ithalat rejimi hükümlerine tabi eşyaya ilişkin olarak yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda; birinci fıkrada belirtilen farklılıkların tespiti durumunda aynı fıkrada öngörülen cezaların yarısı kadar para cezası alınacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Bu düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden, ek tahakkuk ve para cezası kararının uygulanabilmesi için ortada bir vergi kaybının olması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, vergi kaybının bulunmaması durumunda, bir ek tahakkuk yapılması ve para cezası uygulanması olanaklı değildir.
Olayda, davacı adına tescilli beyanname ile dahilde işleme izin belgesi kapsamında, % 6,7 oranında özel tüketim vergisine tabi olduğundan bahisle oran farkı üzerinden özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi ek tahakkuku yapılmış ve bu vergiler üzerinden 4458 Sayılı Gümrük Kanunu'nun 234. maddesi uyarınca para cezası kararı alınmış ise de; dosyanın incelenmesinden, anılan rejimin usulüne uygun olarak sonlandırıldığının tartışmasız olması karşısında, ortada herhangi bir vergi kaybı söz konusu olmadığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamış olup, dava konusu işlemin iptali gerekirken, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen incelenmeksizin reddi yolunda verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Ankara 4. Vergi Mahkemesi'nin 28/02/2019 gün ve E:2018/1079, K:2019/252 Sayılı kararının 07.06.2018 tarihli ve 18060200ET000158 Sayılı ek tahakkuk kararına ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasını sağlayacak durumda bulunmadığından istinaf isteminin bu hüküm fıkrasına yönelik kısmının reddine; 13.08.2018 tarihli ve 18060200CK001703 Sayılı para cezası kararına ilişkin hüküm fıkrası yönünden istinaf isteminin kısmen kabulüyle bu hüküm fıkrasının kaldırılmasına, 2577 Sayılı Kanun'un değişik 45. maddesinin, 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu para cezası kararının iptaline, toplam 284,80-TL yargılama giderlerinin takdiren 170,00-TL'lik kısmının davacı üzerinde, kalan 114,80-TL'lik kısmının davalı idare üzerinde bırakılmasına, Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine ek olarak 756,00.-TL vekalet ücretinin davalı İdareden alınarak davacıya verilmesine, posta gideri avansından artan miktarların Mahkemesince taraflara iadesine, kesin olarak 12.02.2020 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)