İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket tarafından, 2012 yılı Haziran ayına ait eğitim iş planlarının mebbis sistemine süresi içerisinde girilmediğinden bahisle ödenmeyen 21.100,23 TL tutarındaki şirkete ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden engelli bireylerin 2012 yılı Haziran ayı eğitim ödeneğinin ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğünün 13.12.2016 tarih ve E.14031957 sayılı işleminin iptali ile 2012 yılı Haziran ayına ait 21.100,23 TL eğitim ödeneğinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; davacı şirket tarafından yapılan 04.07.2012 tarihli başvurunun reddine yönelik Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 11.07.2012 tarihli ve 6138 sayılı işleminde hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağının ve sürelerinin gösterilmediği anlaşıldığından, dava açma süresini başlatmayacağının açık olduğu gerekçesiyle davalı idarenin süre itirazının yerinde görülmediği, davanın esası hakkında ise; davacı şirkete ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden engelli bireylerin 21.100,23 TL tutarındaki 2012 yılı Haziran ayı destek eğitimi giderlerinin, Milli Eğitim Bakanlığının 06.4.2011 gün ve 2580 sayılı yazısı ile getirilen düzenleme çerçevesinde, söz konusu bireylerin destek eğitimlerine ait bilgilerin engelli birey modülüne süresi içerisinde girilememesi sebebiyle kuruma ödenmediğinin anlaşıldığı, 5580 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, kurumlarca, engelli bireylerin bireysel ve/veya grup ders eğitimlerinin gün ve saatlerinin yer aldığı aylık iş takviminin hazırlanarak bir sonraki ayın eğitimine başlamadan önce engelli birey modülüne girilmesi, bireysel ve/veya grup eğitiminin, aylık iş takviminde belirlenen gün ve saatlerde verilmesi gerektiği hususları düzenlenmiş olmakla birlikte, planlanan ay içinde planlanan saat ve günlerde verilen eğitimlerin engelli birey modülüne girilmesi gerektiğine ve ne zaman girileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmediği, diğer taraftan, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden engelli bireylerin destek eğitimi giderlerinin, her yıl aylık olarak Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarının Bakanlıkça karşılanabilmesi için, "Engelli bireyin sağlık kurulu raporuyla asgari % 20 engelli olduğunun tespit edilmiş ve özel eğitim değerlendirme kurullarınca da eğitsel değerlendirme ve tanılaması yapıldıktan sonra düzenlenen raporda destek eğitimi almasının önerilmiş olması" ve "Engelli bireyin kuruma ve Engelli Birey Modülüne kayıtlı olması" koşullarının yanı sıra, ayrıca, "Destek eğitimlerine ait bilgilerin Engelli Birey Modülüne girilmesi" yönünde bir koşulun getirilmediğinin görüldüğü, bu durumda; ilgili mevzuatta yer almayan, herhangi bir düzenleyici işlem niteliği de taşımayan Milli Eğitim Bakanlığı yazısıyla getirilen koşula dayanılarak, davacı şirkete ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden engelli bireylerin 2012 Haziran ayına ait destek eğitimi giderlerinin ödenmemesi yolunda tesis olunan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ve davacının, 21.100,23 TL tutarındaki 2012 yılı Haziran ayı destek eğitimi giderlerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki isteminin ise Mahkemelerinin iptal kararı üzerine davalı idarece ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılacak inceleme sonucunda davacı kurum adına ödenecek destek eğitimi giderinin miktarı belirleneceğinden, bu aşamada tazminat talebi hakkında karar verilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığı yönünde Ankara 7. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/06/2018 gün ve E:2017/129, K:2018/1250 sayılı kararın; davacı vekilince, işlemin iptali yönünden kabul etmekle birlikte, dava dilekçesi ekinde sunmuş oldukları listelerden anlaşılacağı üzere öğrencilerin tek tek velileri tarafından imzalanmış listelerde ödenek miktarlarının belirtilmiş olduğu ve bu miktarların toplamının 21.100,23 TL olduğu, kaldı ki bu miktarın hesaplama yapmayı gerektirmeyecek şekilde davalı kurum kayıtlarında da mevcut olduğu, İdare Mahkemesince gerekli araştırma yapılmadan karar verildiği ileri sürülerek, tazminat miktarına ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısım yönünden kaldırılmasının istenildiği, davalı idare vekilince ise, 2577 sayılı Kanundaki süre aşımını düzenleyen açık Kanun hükmünün görmezden gelindiği, somut olaydaki gibi aradan 5 yıl geçtikten sonra gerçekleşen talepler nedeniyle idari istikrar ilkesine de zarar verildiği, davacı şirkete ait kurumun Haziran 2012 için iş planı girişi yapamadığını belirtmesine rağmen, Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı tarafından Mayıs ve Haziran 2012'de herhangi bir sistemsel sıkıntı bulunmadığı ve kurum tarafından Mayıs 2012 ve Temmuz 2012 de sorunsuz bir şekilde iş planı girişi yapıldığının belirtildiği, usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: İstinaf dilekçesine karşı cevap verilmemiştir.
DAVALI İDARENİN SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacının istinaf talebinin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesince 2577 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava; davacı şirket tarafından, 2012 yılı Haziran ayına ait eğitim iş planlarının mebbis sistemine süresi içerisinde girilmediğinden bahisle ödenmeyen 21.100,23 TL tutarındaki şirkete ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden engelli bireylerin 2012 yılı Haziran ayı eğitim ödeneğinin ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü'nün 13.12.2016 tarihli ve E.14031957 sayılı işleminin iptali ile 2012 yılı Haziran ayına ait 21.100,23 TL eğitim ödeneğinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin, yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı belirtilmiş; "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde, ilgililerin idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için, idarî makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri kurala bağlanmış; "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmü yer almıştır.
Anayasanın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine, 03.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 16. maddesiyle eklenen 2. fıkrasında ise, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu kurala bağlanmıştır.
Bu ek fıkranın gerekçesinde, değişikliğin, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline gelmesi nedeniyle yapıldığına değinilmiştir.
Belirtilen Anayasa hükümleri ve değinilen gerekçeden; Devletin, kurumları vasıtasıyla tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idari makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin bir anayasal zorunluluk hâline getirildiği anlaşılmaktadır. Anayasanın bağlayıcılığı karşısında, bu zorunluluğa; yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları sonucuna ulaşılmaktadır.
Diğer taraftan Anayasanın 125. maddesinin 3. fıkrasında da, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmıştır.
Bu itibarla, idari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; Anayasanın 125. ve çeşitli usul kanunları uyarınca bu sürelerin işlemeye başlaması yazılı bildirime bağlanmıştır.
Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacı, idari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yolla korunması; bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasal güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade ile yazılı bildirim, özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açma hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır
Bununla birlikte, Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir. (benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-bundan sonra AİHM olarak anılacak- kararı için bkz. Walchli / Fransa, B. No.35787/03, § 29).
AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise, mahkemeye erişim hakkı kapsamında bireylerin dava açma haklarını engelleyecek şekilde katı bir yoruma tabi tutulmaması veya söz konusu koşulların katı bir biçimde uygulanmaması gerektiğini ifade etmiştir. (Bkz. Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, § 33).
Öte yandan, yargı içtihatlarında yeni bir hukuki durumun ortaya çıkması hâlinde ilgililerin 2577 sayılı Kanunun 10. (ve devamında -zorunlu olmamakla birlikte- 11. maddesi işletilmek suretiyle) maddesi uyarınca idareye başvurarak işlem tesis ettirebileceği ve bunun üzerine dava açabilecekleri kabul edilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete ait ...... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğünce 04.07.2012 tarihli dilekçe ile Eğitim İş Planı ile ilgili duyurunun sehven dikkatlerinden kaçtığı ve Haziran Ayı Eğitim İş Planının yapılamadığı belirtilerek kurumun mağdur olmaması için gerekli işlemlerin yapılmasının istenildiği, bu istemin Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün11.07.2012 tarih ve 6138sayılı işlemi ile engelli bireylerin bireysel ve/veya grup ders eğitimlerinin gün ve saatlerinin yer aldığı aylık iş takvimi hazırlanarak bir sonraki ayın eğitimine başlamadan önce engelli birey modülüne girilmesi gerektiğinden, ek süre verilmesi ve eğitim giderleri ödeneğinin gönderilmesinin mümkün bulunmadığından bahisle reddedildiği ve bu işlemin davacı şirkete ait ...... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğüne tebliğ edildiği, ...... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğünce bu defa 22.11.2016 tarihli dilekçe ile kurumlarının 2012 yılı Haziran ayına ait İş Planı MEBBİS sistemine sehven girilemediğinden, öğrencilerine eğitim verildiği halde eğitim ödeneğin taraflarına ödenmediği, 11.07.2012 tarih ve 410.07/6138 sayılı Bakanlık yazısı ile ödemenin yapılamayacağının taraflarına bildirildiği belirtildikten sonra, engelli bireyin kuruma ve engelli birey modülüne kayıtlı olması, söz konusu tarihte engelli bireylere kurumca eğitimin verildiğine dair belgelerin olması sebebiyle konunun tekrar değerlendirilerek uğradıkları mağduriyetin giderilmesinin istenilmesine ilişkin başvurunun Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 13.12.2016 tarih ve E.14031957 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bakılan davada; davalı idarece davacı, şirketin 04.07.2012 tarihli, 2012 yılı Haziran ayına ait ödemeden yoksun kalmaları nedeniyle kurumlarının mağdur olmaması için gerekli işlemlerin yapılması yolundaki talebinin reddedildiğinin Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 11.07.2012 tarih ve 6138 sayılı işlemi ile davacıya bildirildiği ve eğitim giderlerinin karşılanması amacıyla 60 (altmış) günlük dava açma süresi içinde davanın açılmadığı ileri sürülmüş olup, davacı şirket vekili tarafından bu iddiaya ilişkin olarak, 04.07.2012 tarihli başvuruya idare tarafından verilmiş olan cevap yazısında, sadece müvekkilinin talebinin incelendiği ve kabulünün mümkün olmadığının kendilerine bildirilmiş olduğu, bunun dışında verilen cevapta başvurulacak merci ya da kanun yollarının bildirilmediği, dolayısıyla davalı idarenin müvekkiline vermiş olduğu cevabın, başvurulacak kanun yolu ve süresini içermediğinden, dava açma süresini başlatacak nitelikte bir işlem olmadığı şeklinde cevap verildiği/savunma yapıldığı, diğer taraftan, davacı şirketin işbu davaya neden olan talebinin, gerek davalı idarece doğrudan bir ödeme yapılmaması üzerine, gerekse de davacı şirket tarafından yapılan başvuru üzerine verilen açık cevap üzerine 2012 yılı Temmuz ayı itibariyle davalı idarece reddedildiğini bildiği halde, davacı şirket tarafından, 2012 yılı Haziran ayına ait eğitim giderlerinin ödenmesini sağlamak amacıyla dava açılmadığı, söz konusu davanın açılmamasının ise, davalı idarenin davada süre aşımı bulunduğu yolundaki iddiası üzerine "verilen cevapta başvurulacak merci ya da kanun yollarının bildirilmediği, dolayısıyla davalı idarenin müvekkiline vermiş olduğu cevap, başvurulacak kanun yolu ve süresini içermediğinden, dava açma süresini başlatacak nitelikte bir işlem olmadığı" şeklindeki 2012 yılı itibariyle gerçekleşmiş olan herhangi bir somut belgeye dayanmayan, soyut nitelikteki iddiaya dayandırıldığı görülmüştür.
Bu durumda, davacı şirketin uyuşmazlığa neden olan talebine ilişkin olarak, yeni bir hukuki durumun ortaya çıkmamış olması nedeniyle, 2577 sayılı Kanunun 10. maddesinin uygulanma olanağı bulunmayan somut olayda, 2012 yılı Temmuz ayı itibariyle 2012 yılı Haziran ayına ait eğitim giderlerinin ödenmemesinden kendisine yapılan yazılı bildirim ile çok açık ve net bir şekilde haberdar olduğu, davanın konusunun dava açma süresi bakımından basit nitelikte olup, birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte bulunmadığı, ayrıca 2012 yılı itibariyle dava açmamış olmasının sebebinin/sebeplerinin dayanağı, 2012 yılı itibariyle gerçekleşmiş olan ve dava dosyasına sunulmuş, somut herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı hususları ile idari istikrar ilkesi ve dava açma süresinin kamu düzenine ilişkin olma niteliği birlikte dikkate alındığında, 2012 yılı Temmuz ayını takip eden 60 (altmış) günlük dava açma süresi içinde (en geç 2012 yılı Eylül ayı sonunda) dava açılması ya da aynı süre içerisinde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında davalı idareye başvuru yapılması gerekirken, bu süreler geçirildikten çok sonra (4 yıldan fazla bir süre sonra) geçirilmiş olan dava açma süresini ihya etmeyen 22.11.2016 tarihli dilekçe ile yapılan başvuru üzerine tesis ettirilen 13.12.2016 tarih ve E.14031957 sayılı işleme karşı 12.01.2017 tarihinde kayda alınan dilekçe ile açılan davanın süresinde açılmadığı anlaşılmakla, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası incelenmek suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Davalı idarenin istinaf başvurusu kabul edilerek davanın süresinde açılmadığı saptandığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun da reddi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, başvuruya konu mahkeme kararının kaldırılmasına; davanın süre aşımı yönünden reddine, aşağıda dökümü yapılan mahkeme safhasına ait toplam 139,40 TL yargılama gideri ile istinaf safhasına ait toplam 154,30 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf safhasına ait toplam 33,00TLyargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücreti Tarifesi uyarınca belirlenen 1.362,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye verilmesine; artan tebligat avansının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333.maddesi uyarınca taraflara iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 6. fıkrası gereğince diğer kanun yolları kapalı ve kesin olmak üzere, 17/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)