(2577 S. K. m. 7, 14, 15, 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Mardin ili, ..... ilçesi, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde tıbbi sekreter olarak görev yapan davacı tarafından, evde sağlık hizmetleri biriminde görevlendirilmesine ilişkin 29.11.2018 tarih ve 698 Sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin davacıya tebliğ edildiği 29.11.2018 tarihini izleyen günden itibaren genel dava açma süresi olan 60 gün içinde -en son- 28.01.2019 tarihinde dava açılması gerekirken, bu sürenin geçirilmesinden sonra, 08.03.2019 tarihinde Mahkeme kaydına giren dilekçeyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle Mardin 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 10/05/2019 tarih ve E:2019/1109, K:2019/683 Sayılı "davanın, 2577 Sayılı Kanun'un 14/3-e ve 15/1-b maddeleri uyarınca süre aşımı yönünden reddi" kararının; hukuka aykırı olduğu, davacının çalıştığı kurum bünyesinde herhangi bir disiplin işlemi veya Mahkeme kararı olmadan mobbing uygulanarak başka bir kuruma nakli yapıldığı, işleme karşı dava açılmadan önce idareye başvuru yapıldığı ve başvuruya cevap verilmemesi üzerine dava açıldığı, davada süre aşımı olmadığı ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ileri sürülerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi'nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR: 2577 Sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu'nun 7. maddesinde; "Dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ... gün olduğu; bu sürelerin, İdari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı ... tarihi izleyen günden başlayacağı" hükmüne yer verilmiş; aynı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendinde "dilekçelerin süre aşımı yönünden inceleneceği", 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, "bu hususta kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceği" kurala bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Mardin ili, ..... ilçesi, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde tıbbi sekreter olarak görev yapan davacının, Mardin Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü ..... Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimliğinin 29.11.2018 tarih ve 698 Sayılı işlemiyle evde sağlık hizmetleri biriminde görevlendirildiği, söz konusu işlemin 29.11.2018 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından bu işlemin iptal edilmesi isteğiyle 01.12.2018 tarihinde (CİMER sistemi üzerinden) başvuru yapıldığı, başvurusunun reddine ilişkin işlemin ise 11.12.2018 tarihinde yine sistem üzerinden davacıya bildirildiği, bu işlemin iptal isteğiyle de 08.03.2019 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; dava konusu işlemin davacıya tebliğ edildiği 29.11.2018 tarihini izleyen günden itibaren genel dava açma süresi olan 60 gün içinde 01.12.2018 tarihinde yapılan başvurunun 11.12.2018 tarihinde reddedilmesi üzerine dava açma süresinden kalan 58 gün içinde ve en son 07.02.2019 tarihinde açılması gereken davanın bu süre geçirildikten sonra 08.03.2019 tarihinde açılmış olması sebebiyle davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı, netice itibariyle yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
SONUÇ: Mardin 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 10/05/2019 gün ve E: 2019/1109, K: 2019/683 Sayılı karar usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, istinaf başvurusunun yukarıda yer verilen açıklama ile REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan yargılama giderinin istinaf talebinde bulunan taraf üzerinde bırakılmasına, posta giderine karşılık yatırılmış olan avanstan artanın 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca Mahkemesince ilgilisine re'sen iadesine, 2577 Sayılı Kanun'un 45/6. maddesi gereğince kesin olarak, 30/01/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X)-KARŞI OY:
Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmü yer almış olup, lafzından da anlaşılacağı üzere bu düzenleme emredici nitelik taşımaktadır.
Keza; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında da, “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …” temel düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan; Anayasa'nın "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin 3. fıkrasında ise "İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmüne yer verilmiştir. Benzer bir şekilde 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde de, özel yasalarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde dava açma süresinin altmış gün olduğu; idari uyuşmazlıklarda bu sürenin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan; mahkemeye erişim hakkının uyuşmazlık konusu olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, bazı sınırlamalara tabi olabildiğini, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiğini, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesiyle bağdaşabileceğini, bu ilkelerden, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir geniş yorumdan kaçınmaları gerektiği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi de;
A-)Başvuru Numarası:2012/660 Sayılı kararında, "...mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekmektedir.
Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında da idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı açık bir şekilde hükme bağlanmıştır....Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir.
İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; Anayasa'nın 125. ve çeşitli usul kanunları uyarınca bu sürelerin işlemeye başlaması yazılı bildirime bağlanmıştır.
Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacı, idari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yolla korunması; bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasal güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade ile yazılı bildirim, özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açma hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır.
Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır",
B-)Başvuru No:2013/8896 Sayılı kararında, "Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da hatalı hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Garanti Bankası A.Ş., B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 42).
AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, § 33). Bu bağlamda son zamanlarda Danıştay, dava açma sürelerine ilişkin mevzuatı yorumlarken Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerini birlikte değerlendirmekte ve idarece tesis edilen bir işlemde başvurulacak merci ve süresinin gösterilmediği hâllerde yazılı bildirimin süreyi başlatmayacağı yönünde kararlar vererek bu konuda katı bir yorum yapmaktan kaçınmaktadır
Somut olayda başvurucu, adına kesilen para cezasına ilişkin tebligatta hangi yargı yoluna ve hangi sürede başvuracağının belirtilmediğini, idari yargı kolundaki genel dava açma süresi olan altmış günlük süre içinde İdare Mahkemesine dava açtığını, İdare Mahkemesi'nin görevsizlik nedeniyle davayı reddederek dosyayı Vergi Mahkemesine gönderdiğini, Vergi Mahkemesi'nin ise otuz gün içinde açılmadığı gerekçesiyle davayı reddettiğini, yabancı uyruklu olduğu için son derece karmaşık olan mevzuatı tam olarak bilemeyeceğini ileri sürmüştür. 39. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılması kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır.
Ancak dava açma süresinin başlangıcı, dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolunun bulunup bulunmadığı, başvurulacak merci gibi konularda mevzuatta dağınık bir şekilde bulunan hükümlerin özellikle yabancı uyruklu kişilerce bilinebilmesi, süresi içinde ve doğru merciye dava açılması çoğu zaman mümkün olmamaktadır.
Dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
Özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir.
Kaldı ki Anayasa'nın 40. maddesine “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” ilave edilen hükümle, somut olaylarda ilgili kişiler hakkında tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak kanun yolları ve merciler ile sürelerin belirtilmesi zorunluluğu vardır ve bu hususlara ilişkin olarak her kanunda özel bir düzenleme yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır (AYM, E.2004/84, K.2004/124, 8/12/2004).
Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." ifadelerine yer vermiştir.
Böylelikle, tebliğ yapılmadan ve dolayısıyla başvuru yolu ve süresi gösterilmeden, yani açıkça Anayasa'nın emredici hükmüne aykırı olarak tesis edilen idari işlemlere karşı açılacak davalarda süreye ilişkin usul kurallarının birebir uygulanmasının mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesine yol açacağı açıktır. Bir başka ifadeyle, Devlete yüklenen bir görevin yerine getirilmemiş olmasının sonucu olarak ve yanı sıra, mevzuattaki dağınık hükümler ile sürelere (başvuru üzerine sürenin durup-durmaması, başvuruya verilen cevap sonrasında sürenin ne şekilde işleyeceği vb) ilişkin teknik detaylar sebebiyle ortaya çıkacak hak kayıplarına ilgililerin katlanmasının beklenmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta da; dava konusu işlemde Anayasanın açık emrine aykırı olarak başvuru yolu ve başvuru süresi gösterilmediğinden, işin esasına geçilmek suretiyle bir karar verilmesi için dosyanın Mahkemesine iade edilmesi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)