İSTEMİN ÖZETİ: Kayseri 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 07/02/2019 gün ve E:2018/378, K:2019/109 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesince, 11/12/219 ve 17/03/2020 günlü ara kararları cevaplarının geldiği görülerek, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelendi, gereği görüşüldü:
Dava, davacı vekili tarafından, müvekkilinin Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Kayseri 12. Hava Ulaştırma Üs Komutanlığı'nda Astsubay olarak görev yapmakta iken, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu" gerekçesiyle Astsubay Sicil Yönetmeliği uyarınca TSK'dan ilişiğinin kesilmesine dair 09.01.2013 gün 2012/24-413 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesi'nin E:2013/276 sayılı dosyasında verilen davanın reddine dair kararla ilgili bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi'nce özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği gerekçesiyle yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili idari yargı merciine gönderilmesine karar verilmesi üzerine Kayseri 2. İdare Mahkemesi'nde yapılan yargılama sonucu anılan Mahkemenin 06.02.2018 gün, E:2018/70, K:2018/92 sayılı kararı ile ayırma işleminin iptaline karar verildiği belirtilerek, idarenin haksız işleminden kaynaklanan manevi zararlara karşılık 50.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Kayseri 1. İdare Mahkemesi'nin 07/02/2019 gün ve E:2018/378, K:2019/109 sayılı kararıyla, özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edilen delillere istinaden, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu sonucuna varılmak suretiyle, hakkında tesis edilen ayırma işleminin, Kayseri 2. İdare Mahkemesi'nin 06.02.2018 gün ve E:2018/70 K:2018/92 sayılı kararı ile iptal edilmesine kadar geçen 5 yıla yakın süreçte davacının, gerek ailevi yaşantısının gerek sosyal yaşantısının bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği, şeref ve haysiyetinin zedelendiği açık olup, ayırma işleminin davacının toplumdaki statüsü ve itibarı ile özel yaşamı üzerindeki etkisi, işlemin tesisiyle iptali arasında geçen sürenin uzunluğu ile, olaydaki hizmet kusurunun ağırlığı dikkate alındığında, davacının manevi tazminat isteminin 20.000,00 TL kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının ise reddine hükmedilmiştir.
Davalı idare tarafından, istinafa konu Mahkeme kararının kabule ilişkin kısmının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ve kaldırılması istenilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; 2002 yılında Astsubay olarak nasbedilen davacı hakkında TSK da görev yapmakta iken ahlaki durum nedeniyle 09.01.2013 gün 2012/24-413 sayılı kararname ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiğinin kesildiği, anılan işlemin iptali istemiyle açılan davanın AYİM 1. Dairesi'nin E:2013/276, K:2013/1192 sayılı kararı ile davanın reddedildiği, bunun üzerine davacı tarafından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapıldığı, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü'nün 17.11.2016 gün, 2014/4982 Başvuru numaralı kararıyla "Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere yetkili İdari Yargı Merciine Gönderilmesine" karar verildiği, akabinde hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Kayseri 2. İdare Mahkemesi'nde yapılan yargılama sonucu anılan Mahkeme'nin 06.02.2018 gün ve E:2018/70 K:2018/92 sayılı kararı ile ayırma işleminin iptaline karar verildiği, davacı tarafından, iptal kararı üzerine tekrar TSK ya dönmüş olsa da ayırma işlemi öncesi başlayan karalama ve iftira kampanyalarının kendisinin, ailesinin hayatında onarılmayacak yaralar açtığı, üniformasını onur kırıcı bir şekilde çıkarmak zorunda kalışıyla birlikte yıkıldığı, uzun bir süre sivil yaşamda psikolojisi bozulduğu, ayırma işlemine karşı açılan davada ret kararı verenlerden iki kurmay subayın ve bir hakim subayın Fetö irtibatı nedeniyle TSK'dan ilişiğinin kesildiği ve bu durumun kumpası gözler önüne serdiğinden bahisle Anayasa'nın 125. maddesi gereğince 50.000 TL manevi tazminatın işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, aynı maddenin son fıkrasında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmek suretiyle Türk Hukuku'nda idarenin malî sorumluluğu ilkesi kabul edilmiş, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-(b) maddesinde idarî işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından idarî bir dava türü olan tam yargı davasının açılabileceği belirtilmiş, bu sorumluluğa ilişkin hukuksal esaslar ise öğreti ve yargı içtihatlarıyla geliştirilmiştir.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Doktrinde ve içtihatlarda kabul edildiği üzere genel olarak manevî tazminata hükmedilebilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşam ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması gerekmektedir. Manevî tazminat bir manevî tatmin aracı olup başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevî tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir.
Diğer taraftan, yargı yerlerince sonradan iptaline hükmedilmiş olsa dahi idari işlemler dolayısıyla oluşan zararın hangi hallerde hizmet kusuru kavramı içinde değerlendirileceği konusu, sınırları ve içeriğinin kesin olarak belirlenememesi sebebiyle her hadisenin kendi bütünlüğü içerisinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla bir idarî işlemin herhangi bir unsur yönünden mevzuata aykırı bulunup iptal edilmiş olması, kendiliğinden hizmet kusuru oluşturup doğrudan manevi tazminata hükmedilmesini gerektirmeyecektir.
Bir idarî işlem nedeniyle idarenin tazmin sorumluluğunun doğabilmesi için o işlemin tesisinde idarenin ağır ve bariz biçimde kusurlu olması, hukuka aykırılığın belirgin bir sakatlık biçiminde ortaya çıkması gerekmektedir. Dolayısıyla işlemin iptalini gerektiren her hukuki yanlışlık ve aykırılığın, kendiliğinden idarenin tazmin sorumluluğunu ortaya çıkarmayacağı hususunda kuşku duymamak gerekir.
Yargısal içtihatlara göre, bir idari işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olmasının tek başına hizmet kusurunun varlığını kabule yetmemektedir. İdarenin her işleminin manevi tazminat gerektireceğini kabul etmek mümkün olmadığı gibi, ilgilileri haksız şekilde rencide etmek kastı ile işlem tesis edilmediği hallerde manevi zararın doğduğunu kabul etmek de mümkün bulunmamaktadır.
Olayda, davalı idarece davacı hakkında yapılan tespitler üzerine anılan disiplin cezası verilmesinde davalı idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulmasını gerektirecek bir hizmet kusuru işlendiğinden bahsedilemeyeceğinden, davacının da bu olayların meydana gelmesinde büyük oranda dahlinin bulunduğu anlaşılmakla, davacının manevi tazminat talebinin reddi gerekmektedir.
Bu durumda, davacı tarafından, hakkında tesis edilen ve yargı kararıyla iptal edilen TSK'dan ayırma disiplin cezasından kaynaklı olarak doğduğu ileri sürülen manevi zarara karşılık olarak 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılan davanın reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar veren İdare Mahkemesi kararının bu kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf isteminin KABULÜNE, Kayseri 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 07/02/2019 gün ve E:2018/378, K:2019/109 sayılı kararın KALDIRILMASINA, davanın REDDİNE, dava aşamasında yapılan 134,85- TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf aşamasında davalı idare tarafından yapılan 103,50-TL posta gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri kapsamında belirlenen 1.700,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE, artan posta avansının taraflara İADESİNE, 2577 sayılı Yasanın değişik 45.maddesinin 6.fıkrası uyarınca KESİN olarak, 24/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)