(213 S. K. m. 339)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına, gayrimenkul alım-satım faaliyetinden elde ettiği ticari kazancı beyan etmediğinden bahisle, takdir komisyonu kararına istinaden ve tekerrür hükümleri uygulanarak 2013 yılı için tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davada; davacının 2013 yılında satışını yaptığı bağımsız bölümlerin, arsasını kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden müteahhit firmaya vermesi sonucu hissesine düşen taşınmazlar olduğu, satışların ticari nitelik taşımadığı iddia edilmekte ise de, davacının 2011 yılında gayrimenkul alım satım faaliyeti nedeniyle mükellefiyet tesis ettirdiği, C... Ltd. Şti. ile imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi sonucu payına kalan bağımsız bölümleri 2013 ve 2014 yıllarında muhtelif şahıslara sattığı, bahse konu 19.10.2011 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahibi olarak davacının, müteahhit firma adına ise E. Ş.'in imzalarının bulunduğu, müteahhit C... Ltd. Şti. ile ilgili olarak Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen 14.10.2011 tarihli ortaklar kurulu kararında davacı ve E. Ş.'in 20 yıl süre ile kanuni temsilci olarak seçildiği, şirketin diğer ortağı ve kanuni temsilcisi konumunda bulunan E. Ş.'in aynı zamanda davacının eşi olduğu, bu haliyle davacının sahibi olduğu arsa ile ilgili kat karşılığı inşaat sözleşmesini, kanuni temsilcisi konumunda bulunduğu müteahhit firmayla imzaladığı, taşınmazları kısa zamanda iktisap edip sattığı, satışlarını ticari kazanç sağlama amacı dışında bir amaçla yaptığını tevsik eden herhangi bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı anlaşıldığından, davacının devamlı şekilde bir organizasyon dahilinde gayrimenkul inşa ve satışı yaptığı, bu satışlardaki asıl gayenin şahsi malvarlığını veya servetini korumanın ötesinde ticari faaliyet kapsamında kar elde etmek olduğu, uyuşmazlıkta, vergilendirmeye konu taşınmazların net kullanım alanı ve tarhiyatta esas alınan matrah dosyaya sunulan belgelerden tespit edilemediğinden Mahkemelerince verilen 03.05.2019 tarihli ara kararla davalı idareden sözkonusu taşınmazların net kullanım alanı, vergi matrahının bulunuş ve hesaplanış şekli sorulmuş olup, ara karar gereği dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden, ihtilaflı dönemde satılan taşınmazlar için kullanılan konut kredileri ile tapu kayıtlarında yer alan satıcı ve alıcıların bildirdiği alış/satış bedellerine göre matrahın belirlendiği, davacının devamlılık arz eden satışlardan elde ettiği gelirinin ticari kazanç kapsamında değerlendirilmesinde ve buna bağlı olarak yerleşik Danıştay kararları doğrultusunda satıcı ve alıcıların bildirdiği satış bedelinin %80'inin maliyet, %20'sinin brüt satış karı olarak kabul edilmek suretiyle re'sen vergi tarhiyatı yapılmasında hukuka aykırılık görülmediği, ancak olayda, dosyaya sunulan Ankara 2. Noterliğinin 19.10.2011 tarih ve 16639 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Yoluyla Kat Karşılığı İnşaat Yapımı Sözleşmesine göre inşa edilen binada yer alan 9, 15, 17, 18, 19, 24, 25, 27, 30 numaralı bağımsız bölümler ile 3 numaralı bağımsız bölümün %50 hissesinin davacıya, diğer bağımsız bölümlerin müteahhit şirkete verildiği, bu paylaşımın aksini gösteren bir bilgi veya belgenin davalı idarece ortaya konulmadığı, bu durumda, davacının payına düşen bağımsız bölümlerden, 9 numaralı olanın 03.01.2013 tarihinde 70.000,00.-TL'ye R. K.'a, 24 numaralı olanın 11.09.2013 tarihinde 100.000,00-TL'ye S. S.'e ve 30 numaralı olanın 28.03.2013 tarihinde 65.000,00.-TL'ye İ. Ö.'e satıldığı, vergilendirmeye konu diğer taşınmaz satışlarında gerçek satıcının müteahhit şirket olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu gelir vergisi tarhiyatının, davacı tarafından satılmadığı anlaşılan 1, 4, 10, 12, 13, 14, 28 ve 32 numaralı bağımsız bölümlere isabet eden kısmında hukuka uygunluk, davacının payına düşen 9, 24 ve 30 numaralı bağımsız bölümlere isabet eden kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı, tekerrüre ilişkin kısma gelince; 2008 yılına ilişkin tapu harcından kaynaklı vergi ziyaı cezasının davacıya 04.12.2012 tarihinde vergi dairesinde elden tebliğ edildiği, cezanın dava açılmamak suretiyle aynı yılda kesinleştiği dikkate alındığında 2013 yılına ilişkin olarak kesilen vergi ziyaı cezasına tekerrür hükümlerinin uygulanmasının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar veren Ankara 4. Vergi Mahkemesi'nin 21/05/2019 gün ve E:2018/1456, K:2019/517 Sayılı kararının; davacı tarafından, davanın ne kadarlık kısmının reddedildiğinin belli olmadığı, ticari kazanç değerlendirmesi yapılmasının hatalı olduğu, vekalet ücretinin mağduriyet yarattığı; davalı idare tarafından ise, davacı adına tesis edilen işlemlerde yasal isabetsizlik bulunmadığı ileri sürülerek aleyhlerine olan hüküm fıkralarının kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Taraflarca savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi'nce gereği görüşüldü:
KARAR: Davacı ve davalı idare tarafından istinaf başvuru dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, mahkeme kararının hukuka uygun bulunan bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatına ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davacının, dava konusu vergi ziyaı cezasının tekerrür hükümleri uygulanarak artırılan kısmınına ilişkin istinaf istemine gelince;
213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 339. maddesinde, vergi ziyaına sebebiyet vermekten veya usulsüzlükten dolayı ceza kesilen ve cezası kesinleşenlere, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere vergi ziyaında beş, usulsüzlükte iki yıl içinde tekrar ceza kesilmesi durumunda, vergi ziyaı cezasının yüzde elli, usulsüzlük cezasının yüzde yirmibeş oranında arttırılmak suretiyle uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Mahkemece tekerrüre ilişkin bilgi ve belgelerin ara kararı ile istenilmesi üzerine davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, dava konusu vergi ziyaı cezasına tekerrür uygulanmasının nedeni olarak, 2008/1-12 dönemi için davacı adına tarh edilen tapu harcı nedeniyle kesilen vergi ziyaı cezası gösterilmiş olup, buna ilişkin vergi ceza ihbarnamesinin 04.12.2012 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, dava açma süresinin ise 2012 yılı sonu itibarıyla sona ermediği gibi dava konusu cezanın anılan yılın bitiminden evvel kesinleştiğine dair herhangi bir belgenin de dosyaya eklenmediği, dolayısıyla olayda yukarıda anılan kanun hükmünde aranılan tekerrür koşullarının gerçekleştiği ispat edilemediğinden, uyuşmazlık konusu dönem için tekerrür hükmü uygulanmasında hukuka uyarlık görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun reddine, davacı istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne, Ankara 4. Vergi Mahkemesi'nin 21/05/2019 tarih ve E:2018/1456, K:2019/517 Sayılı kararının dava konusu vergi ziyaı cezasının tekerrür hükümleri uygulanarak artırılan kısmına ilişkin davanın reddi yolundaki hüküm fıkrasına davacı tarafından yöneltilen istinaf başvurusunun kabulüyle sözü edilen hüküm fıkrasının kaldırılmasına, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 4.fıkrası uyarınca esastan incelenen davanın kısmen kabulüne, dava konusu vergi ziyaı cezasının tekerrür hükümleri uygulanarak artırılan kısmının kaldırılmasına, aşağıda dökümü yapılan toplam 398,20.-TL yargılama giderlerinden, davadaki haklılık oranına göre 79,64.-TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 318,56.-TL'nın davacı üzerinde bırakılmasına, davalı vekili için dava aşamasında vekalet ücretine hükmedildiğinden, yeniden vekalet ücretine hükmedilmesine gerek olmadığına, davacıdan 54,40.-TL'den az olmamak üzere binde 4.55 oranında nispi karar harcı alınmasına, artan posta giderinin taraflara iadesine, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olarak, 19.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)