(193 S. K. Mük. m. 120) (213 S. K. m. 30, 339)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket tarafından, hakkında düzenlenen 20/12/2018 tarih ve 2018-A-7561/31 ve 32 Sayılı vergi inceleme raporlarına istinaden davacı şirket adına tekerrür arttırımlı üç kat vergi ziyaı cezalı olarak re'sen tarh edilen 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi ile 2017/01-03,04-06,07-09,10-12 dönemlerine ilişkin kurum geçici vergilerinin kaldırılması istemiyle açılan davada; davacı şirket hakkında yapılan tespitlerin değerlendirilmesinden, şirketin vergi borçlarının çok küçük bir kısmını ödemiş olması, SGK'ya olan 219.351,97-TL tutarındaki borcunun ödenmemiş olması, 2016 ve 2017 hesap dönemlerinde mükellefin alışlarının tamamına yakınının sahte belge düzenleyicisi olan mükelleflerden olması, aynı dönemde satış yaptığı mükelleflerin büyük çoğunluğunun sahte belge kullanma tespiti veya sahte belge kullanma raporu gerekçesiyle özel esaslara alınması, cirolar ile uyumlu alt yapılarının olduğunun tespit edilememesi, 2016/11 döneminde 2 belge karşılığı 662.850,00-TL tutarında ve 2016/12 döneminde ise 1 belge karşılığı 429.660,00-TL tutarında alım yaptığını bildirdiği mükellefin kendisinin olması,s atış tutarlarının çok yüksek olmasına rağmen KDV beyannamelerinde ( düzeltme beyannamesi öncesi ) ödenecek KDV'nin belli dönemlerde hiç çıkmaması, belli dönemlerde ise çok az tutarlı çıkması, mükellef kurumda çalışan olarak bildirilen ....., .....ve .....'in söz konusu dönemlerde başka şirketlerin % 100 ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, bahsi geçen mükellefin gerçek anlamda ticari faaliyette bulunmayıp komisyon karşılığında sahte fatura düzenlediği, söz konusu dönemde düzenlediği ihtilafa esas faturaların gerçek mal ve hizmet alımına dayanmayan sahte faturalar olduğu anlaşılmakla tespit edilen matrah üzerinden hakkında düzenlenen vergi inceleme raporlarına istinaden yapılan üç kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık bulunmadığı, kurum geçici vergi aslı yönünden; Kurumlar Vergisi Kanunu'nun atıfta bulunduğu Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 120. maddesinde belirtildiği üzere, mahsup süresi geçen vergilerin terkini gerektiğinden davacıya tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamelerinde de, geçici verginin Gelir Vergisi Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca tahakkuk ettirilmeyeceği belirtilmiş olup davalı idarece re'sen tarh edilen geçici vergi aslına ilişkin kısımlar yönünden hukuka uyarlık görülmediğinden, geçici vergi asıllarının kaldırılması gerektiği, kurum geçici vergisine ilişkin kesilen üç kat vergi ziyaı cezaları yönünden ise;193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici vergiye ilişkin mükerrer 120. maddesinin dördüncü fıkrasında; geçici verginin %10'u aşan tutarda eksik beyan edildiğinin saptanması halinde eksik beyan edilen bu kısım için ceza tahsil edileceği kurala bağlandığı, maddede öngörülen oranı aşan tutarda eksik beyanda bulunan davacı adına salınan geçici vergi nedeniyle ceza kesilmesi mükerrer 120. maddede yer alan düzenlemenin gereği olmakla birlikte, yıllık vergiye mahsuben peşin alınan geçici vergi nedeniyle yol açılan vergi kaybından dolayı bir kat ceza kesilmesi gerektiğinden, vergi ziyaı cezasının bir katı aşan kısımlarının kaldırılması gerektiği, davacı şirket hakkında 213 Sayılı Kanun'un tekerrüre ilişkin 339. maddesi hükmünün uygulanması suretiyle kesilen vergi ziyaı cezasına gelince; 213 Sayılı Kanunu'nun 339. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için tekerrür hükmüne esas alınacak sonraki eylemin, ilk eylem için cezanın kesinleşme tarihini takip eden yıl başından sonra gerçekleşmiş olması gerektiği, olayda, davacı şirket adına 2015/1. dönemine ilişkin vergi ziyaı cezası kesildiği ve 20/08/2015 tarihinde tebliğ edilerek 2015 yılı içerisinde dava konusu yapılmayarak kesinleştiği, 213 Sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan 339. maddesi hükmü gereğince cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere tekerrür uygulanması olanaklı bulunduğundan, uyuşmazlık konusu olayda 01/01/2016 tarihinden itibaren işlenen vergi ziyaı fillerinin cezasının tekerrür nedeniyle artırılması olanaklı olup, dava konusu 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi için kesilen üç kat vergi ziyaı cezasının tekerrür nedeniyle artırılmasında ve 2017/1-3,4-6,7-9,10-12. dönemlerine ilişkin kurum geçici vergisi için kesilen bir kat vergi ziyaı cezalarının tekerrür nedeniyle artırılmasında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle 2017/01-03,04-06,07-09,10-12 dönemlerine ait geçici vergi asıllarının ve geçici vergiden dolayı kesilen vergi ziyaı cezalarının bir katı aşan kısımlarının kaldırılmasına, 2017 yılına ilişkin tekerrür artırımlı üç kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ile 2017/01-03,04-06,07-09,10-12 dönemlerine ait tekerrür artırımlı bir kat vergi ziyaı cezalarının kaldırılması isteminin reddine karar veren Ankara 2. Vergi Mahkemesi'nin 15.05.2019 gün ve E:2019/250, K:2019/500 Sayılı kararının, davacı tarafından, eksik ve hatalı incelemeye dayalı olarak tarhiyat yapıldığı, davalı idare tarafından ise davacının iddia ettiği gibi eksik bir incelemenin yapılmadığı, yapılan işlemlerin yerinde olduğu İleri sürülerek aleyhlerine olan hüküm kısmının kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Taraflarca savunma verilmemiştir.
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesi'nce gereği görüşüldü:
KARAR: 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30. maddesinde, re'sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış; anılan maddenin 4 numaralı bendinde; defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikalar, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması, 6 numaralı bendinde ise; tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunması halinde, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Yine aynı Kanunun 134'üncü maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek ve sağlamak olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket hakkında sahte belge düzenleme fiili nedeniyle düzenlenen 20/12/2018 tarih ve 2018-A-7561/26 Sayılı vergi tekniği raporu dayanak alınarak 20/12/2018 tarih ve 2018-A-7561/31-32 Sayılı vergi inceleme raporlarının düzenlendiği, anılan raporlarda davacı şirketin dava konusu dönemlerde sahte fatura düzenlediğinin tespit edildiği ve %2 komisyon geliri elde edildiğinden bahisle belirlenen matrah esas alınarak davacı şirket adına tekerrür arttırımlı üç kat vergi ziyaı cezalı olarak re'sen tarh edilen 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi ile 2017/01-03,04-06,07-09,10-12 dönemlerine ilişkin kurum geçici vergilerinin kaldırılması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu cezalı tarhiyatın dayanağı 20/12/2018 tarih ve 2018-A-7561/26 Sayılı vergi tekniği raporunda, davacı şirketin kurulduğu tarihten itibaren esas faaliyetinin sahte belge düzenleme olduğu ve bu tarihten itibaren düzenlediği tüm faturaların sahte olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmekteyse de, davacı şirket nezdinde 2016, 2017, 2018 yıllarında yapılan yoklamalarda şirketin faaliyetine devam ettiği, 80.000-TL, 85.000-TL, 90.000-TL tutarında emtia olduğunun tespit edildiği, iş yerinde bulunan emtianın fotoğrafının çekildiği, sondajlama usulüyle ifadesine başvurulan çalışanların ifadelerine göre de şirketin gerçek bir faaliyet yürüttüğü, sosyal güvenlik kurumu kayıtlarına göre de düzensiz olarak ödemede bulunduğu yönündeki tespitler dikkate alındığında, davacı şirketin dava konusu dönemde gerçek faaliyetinin bulunduğunun kabulü gerektiğinden, şirketin düzenlediği tüm faturaların sahte fatura olduğu yönündeki değerlendirmenin soyut ve varsayıma dayalı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davalı idarece davacı şirketin dava konusu dönemde düzenlediği tüm faturaların sahte olduğu somut, kesin ve ikna edici delil ve tespitlerle ortaya konulmadığından, aksine tezle yapılan dava konusu cezalı tarhiyatlarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan gerekçelerle reddine, davacı istinaf başvurusunun kabulüyle Ankara 2. Vergi Mahkemesince verilen 15/05/2019 gün ve E:2019/250, K:2019/500 Sayılı kararının davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasına, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6545 Sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değişen 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davanın kabulüne, dava konusu 2017 yılına ilişkin tekerrür artırımlı üç kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ile 2017/01-03,04-06,07-09,10-12 dönemlerine ait tekerrür artırımlı bir kat vergi ziyaı cezalarının kaldırılmasına, aşağıda dökümü yapılan 313,50 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 11.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)