İSTEMİN ÖZETİ: …… İlçe Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olan davacının, açılan soruşturma neticesinde sübuta erdiği ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8. maddesinin 5. fıkrasının C-(2) alt bendinde düzenlenen "Muhafazası ve sevkiyle yükümlü olduğu şüpheli, sanık, tutuklu veya hükümlünün, önlem alınmaması nedeniyle kaçmasına neden olduğu ve yakalama görevini savsaklamak" fiili kapsamında olduğu değerlendirilen eylemi nedeniyle "Yirmi Ay Uzun Süreli Durdurma" cezasıyla tecziyesine ilişkin 27/04/2018 tarih ve 1467 sayılı İstanbul Valiliği- İl Polis Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açtığı davanın reddi yolundaki 27/12/2018 tarih ve E:2018/1533, K:2018/2253 sayılı İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararının, davacı tarafından; cinsel saldırı ve hürriyetten yoksun bırakma suçlarından şüpheli iki şahsın sağlık raporlarını almak üzere götürdükleri hastaneden dönüş anında kendisinin refakatindeki şüpheliyle birlikte araca bindiği, diğer şüphelinin ise araca bindirileceği sırada kendisine refakat eden diğer polis memurunu itip yere düşürerek yakındaki bir araca binmek suretiyle firar ettiği, gerek kendi refakatindeki şüphelinin de kaçabileceği gerek söz konusu şüpheliyi ekipman ve silahların bulunduğu ekip aracında yalnız bırakmanın tehlikeli olabileceği düşüncesiyle kaçan şahsın peşinden gidemediği, kaldı ki firar eden şansın 3-5 metre ötedeki bir araca binmesine kadar geçen kısa sürede araçtan inerek peşinden gitse bile araca binmeden yetişmesine imkan bulunmadığı, dolayısıyla kendisine kusur atfedilemeyeceği iddiasıyla kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf dilekçesinde belirtilen hususların mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı ve kararın usul ve hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdare Dava Dairesince, davacının duruşma istemi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 17/2. maddesi uyarınca yerinde görülmeyerek, gereği görüşüldü:
Dava; ……. İlçe Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olan davacının, açılan soruşturma neticesinde sübuta erdiği ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8. maddesinin 5. fıkrasının C-(2) alt bendinde düzenlenen "Muhafazası ve sevkiyle yükümlü olduğu şüpheli, sanık, tutuklu veya hükümlünün, önlem alınmaması nedeniyle kaçmasına neden olduğu ve yakalama görevini savsaklamak" fiili kapsamında olduğu değerlendirilen eylemi nedeniyle "Yirmi Ay Uzun Süreli Durdurma" cezasıyla tecziyesine ilişkin 27/04/2018 tarih ve 1467 sayılı İstanbul Valiliği- İl Polis Disiplin Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İlk derece Mahkemesince "...kendilerine teslim edilen ve birçok suçtan kaydı bulunan şahsın muhafazası sırasında kelepçe takmayarak ve dikkatli davranmayarak... isnat olunan... fiilinin sübuta erdiği anlaşıldığından, ..."yirmi ay uzun süreli durdurma" cezası ile cezalandırılmasına... işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; "Disiplinsizlik kasten veya taksirle oluşabilir." denirken, "Disiplin Cezaları" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde Uzun Süreli Durdurma cezası: "Personelin bulunduğu kademede ilerlemesinin oniki, onaltı, yirmi veya yirmidört ay süre ile durdurulması" şeklinde tanımlanmış; aynı Kanun'un "Disiplin Cezası Verilecek Fiiller" başlıklı 8. maddesinin 5. fıkrasının c-(2) numaralı alt bendinde düzenlenen "Muhafazası veya sevkiyle yükümlü bulunduğu şüpheli, sanık, tutuklu veya hükümlünün uyanık davranmamak ya da önlem almamak yüzünden kaçmasına neden olmak ya da yakalama görevini savsaklamak" fiili, 20 ay uzun süreli durdurma cezasını gerektiren haller arasında sayılmıştır.
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.
Bu bakımdan, disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatla belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmakta; soruşturma ve cezalandırma aşamalarında bu ilkeler çerçevesinde hareket edilip, disiplinsizlik şeklinde düzenlenen eylemin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabit olduğu ispatlanmak suretiyle eyleme uygun disiplin cezası hükmünün tayin ve uygulanmasına gidilmekte; bu yolla idareye yaptırım uygulama konusunda tanınan takdir hakkının, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerine uygun şekilde kullanılması amaçlanmaktadır.
Dava dosyası incelendiğinde; cinsel saldırı ve hürriyetten yoksun bırakma suçlarından ….. Polis Merkezi Amirliğine getirilen şüpheli iki şahsın, sağlık raporu alma işlemleri yapılmak üzere 03/08/2017 tarihinde davacı ile ekip amirinden müteşekkil ekibe teslim edildiği, hastanedeki işlemlerin tamamlanmasını müteakip şüphelilerden biri davacının diğeri ise ekip amirinin nezaretine alınıp ekip aracına gidildiği, davacının nezaretindeki şüpheliyle birlikte araca binmesinin ardından ekip amirinin nezaretindeki şahsı da bindirmek için aracın diğer kapısına yöneldiği, bu sırada ekip amirini iterek yere düşüren şüphelinin yakında bulunan sivil bir araca binerek kaçtığı, davacının soruşturma kapsamında alınan ifadesinde özetle "Ekip aracına elleri kelepçeli şekilde götürdükleri şüphelilerden birine kendisinin diğerine ekip amirinin nezaret ettiği, kendisinin şüpheli şahıslardan biriyle ekip aracında bulunduğu sırada kaçan şüphelinin ise ekip amirinin nezaret ettiği şahıs olduğu, kaçan şahsı kovalamak için nezaretindeki şüpheliyi ekipman ve silah bulunan ekip aracında yalnız bırakamayacağı gibi şahsın yakındaki bir araca binerek geçmesine kadar geçen kısa sürede araçtan inse bile şahsı yakalamasının mümkün olmadığı, dolayısıyla olayda kendisine atfedilebilecek kusurlu bir davranış sergilemediğine" dair beyanlarda bulunduğu, ekibin amiri konumundaki diğer polis memurunun da aynı doğrultudaki ifadesinde davacının bu beyanlarını doğruladığı, ancak kamera görüntülerinden hastaneye giriş ve çıkış sırasında şüphelilerin kelepçesiz olduğunu tespit eden muhakkik tarafından davacıya da kusur atfedilip uyuşmazlığa yol açan cezanın teklif edildiği, disiplin kurulunun da teklif doğrultusunda davacının "Yirmi Ay Uzun Süreli Durdurma" cezasıyla tecziyesine karar vermesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı görülmektedir.
Dosya içeriğindeki bilgi ve belgeler, yukarıdaki mevzuat hükümleri ve açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde; sağlık raporu alınmak üzere şüphelilerin teslim edildiği ekibin amiri tarafından yapılan fiili bir paylaşım ile davacının bir şüpheliye nezaret etmekle görevlendirildiği, hastanedeki işlemlerin tamamlanmasından sonra nezaretindeki şahsı ekip aracına bindirip yanına geçtiği, bu aşamadan sonra davacıdan diğer polis memurunun nezaretinde dışarıda kalan şahsın kaçmamasına dönük önlemler almasının beklenemeyeceği, dolayısıyla araç dışında diğer polis memurunun nezaretindeki şahsın firarından hareketle davacıya isnat edilen disiplin suçunun tüm unsurlarıyla sabit olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; davacının "Yirmi Ay Uzun Süreli Durdurma" cezasıyla tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk; davanın reddi yolundaki istinaf konusu kararda ise isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; istinaf talebinin kabulü ile, İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 27/12/2018 tarih ve E:2018/1533, K:2018/2253 sayılı kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan 430,20-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta avansından varsa artan kısmın mahkemesince ilgilisine iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı İYUK'nun 45/6. ve 46. maddeleri uyarınca temyizi kabil olmamak üzere kesin olarak, 05/06/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22/2. maddesinde yer verilen "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklindeki tanımdan hareketle, 7068 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 5/c-2 alt bendinde düzenlenen disiplin suçunun unsurlarının, "dikkat" ve "özen" yükümlülüklerine aykırılıktan ibaret olduğu izlenimine yol açılmakta ise de, yasa koyucunun söz konusu disiplin cezasını düzenleyen Kanun hükmünde ayrıca yer verdiği "Uyanık davranmamak" ibaresiyle, aynı fiil nedeniyle disiplin hukuku açısından öngördüğü suçun oluşumu için farklı bir unsur daha belirlediği, bu ibarenin ise "Dikkat" ve "Özen" yükümlülüğünü de kapsayan daha geniş bir anlamı olduğu açıktır.
Sağlık raporu alınmak üzere hastaneye gönderilen iki şüphelinin, davacı ve amiri konumundaki diğer polis memuruna ayrı ayrı zimmetlenmediği, diğer bir ifadeyle; her iki şüphelinin de davacının bulunduğu ekibe birlikte teslim edildiği, dolayısıyla davacı ve diğer polis memurunun, aynı yere götürülüp getirilmesi istenen şüphelilerden "Ekip" halinde sorumlu oldukları, öte yandan; ilgili yasal düzenlemede polis memurlarından beklenen mesleki dikkat ve özen yükümlülüğünün "Firar" olaylarını önlemeye dönük tedbirlerin alınması noktasında ortaya çıktığı, buna bağlı olarak; söz konusu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için bu tedbirlerin alınmaması halinde beklenen sonucun (Firar) gerçekleşmesini beklenemeyeceği gibi konuya ilişkin disiplin suçunun sübutunun da bu sonuca bağlanamayacağı tabiidir.
Somut olayda ise; kamera kayıtlarından davacı ve diğer polis memurunun, hastaneye getirdikleri iki şüpheli şahsa ne giriş ne de çıkış sırasında kelepçe takmadıkları tespit edilmiş olup, davacının mesleki bilgi ve tecrübesi çerçevesinde nezaret ettikleri şüphelilere kelepçe takılması için girişimde bulunduğuna ya da ekibin amiri konumundaki diğer polis memurunu bu tedbiri alınması noktasında ikaz ettiğine dair hiç bir beyanı bulunmadığı, aksine şüphelilere kelepçe taktıklarını ifade ederek sorumluluktan kurtulmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; mesleki bilgi ve tecrübeleriyle kelepçe takılmaması halinde, ekibe teslim edilen iki şüphelinin firar ya da firar girişiminin kolaylaşacağını bilmesi ve görevin ifası sırasında gerekli tedbirin alınması için asgari bir çaba göstermesi beklenen ancak bu yönde hiç bir girişimi olmayan davacı yönüyle, en azından ilgili yasa metninde "Uyanık Davranmamak" şeklinde ifade edilen suç unsurunun gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf talebinin reddedilmesi görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)