(AİHS m. 6) (2577 S. K. m. 7, 10, 11, 13) (5233 S. K. m. 4, 5, 6, 9, 10, 11, 12) (ANY. MAH. 07.01.2013 T. 2012/791 E.)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, C. Y. Mahallesi, Çukurlu Sokak, No:20/3 adresinde bulunan evinin ve içindeki eşyalarının, Sur ilçesinde yaşanan terör olayları ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gördüğünden bahisle oluşan zararlarının 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında tazmini talebiyle yapılan başvuru neticesinde davalı Kaymakamlıkça eşya zararına karşılık teklif edilen 5.000-TL'nin kabul edilmemesi üzerine başvurunun akıbetinin sorularak, zararlarının karşılanması talebiyle davalı Diyarbakır Valiliğine yapılan 20.12.2017 tarihli başvurunun reddine dair Sur Kaymakamlığının 24.01.2018 tarih ve 2018/20 Sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada; davacının, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, C. Y. Mahallesi, Çukurlu Sokak, No:20/3 adresinde bulunan konutundaki ev eşyalarının, İlçede yaşanan terör olayları nedeniyle yürütülen iç güvenlik operasyonları esnasında zarara uğradığını bizzat kendisinin de katılımı ile 01.06.2016 tarihinde icra edilen keşif esnasında öğrenmiş olduğu açık olup, bu tarihten itibaren davacı tarafından 60 günlük süre içerisinde eşya zararlarının tazmini istemiyle davalı Diyarbakır Valiliği'ne başvuruda bulunulması, verilecek cevap üzerine yahut başvurudan itibaren 6 ay içerisinde komisyonca herhangi bir işlem tesis edilmez ise bu sürenin bitiminden itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekmekte iken, bu cihette bir yol izlenilmeksizin sona ermiş bulunan dava açma süresini canlandırma olanağı bulunmayan 20.12.2017 tarihli başvurunun reddi üzerine 01.02.2018 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına sunulan dilekçeyle açılan davanın süresinde açılmadığı, öte yandan, her ne kadar davalı idarece davacıya teklif edildiği iddia edilen 5.000-TL tutarındaki maddi tazminatın sözlü olarak teklif edildiğinin beyan edilmesi nedeniyle tam olarak hangi tarihte davacıya bildirildiği tespit edilemese de, davacının bu tekliften en geç itiraz ettiğini bildirdiği tarih olan 27.10.2016 tarihinde haberdar olduğu varsayımında dahi, bahse konu bu itiraz tarihinden itibaren 60 günlük süre içerisinde verilecek cevap üzerine veya cevap verilmeyerek itirazın zımnen reddi üzerine davacının yine 60 günlük dava açma süresi içerisinde en geç 24.02.2017 tarihine kadar dava açması gerekmekte iken sona ermiş bulunan dava açma süresini canlandırma olanağı bulunmayan 20.12.2017 tarihli başvurunun reddi üzerine açılan davanın bu yönüyle de süresinde olmadığı, gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 08/02/2019 gün ve E:2018/330, K:2019/291 Sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu, Kaymakamlıkça her başvurucuya sabit bir değer biçilerek 5.000,00 TL tazminat önerildiği, önerilen bu tazminatı kabul etmediği, yaptığı başvurunun 5233 Sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekirken reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, davanın süresinde açıldığı ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
DİYARBAKIR VALİLİĞİ'NİN SAVUNMASININ ÖZETİ: (Savunma dilekçesi verilmemiştir.)
SUR KAYMAKAMLIĞI'NIN SAVUNMASININ ÖZETİ: (Savunma dilekçesi verilmemiştir.)
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; Diyarbakır ili, Sur ilçesi, C. Y. Mahallesi, Çukurlu Sokak, No:20/3 adresinde bulunan evinin ve içindeki eşyalarının, Sur ilçesinde yaşanan terör olayları ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gördüğünü iddia eden davacı tarafından, bu suretle oluşan zararlarının 5233 Sayılı Kanun kapsamında tazmini talebiyle yapılan başvuru neticesinde davalı Kaymakamlıkça eşya zararına karşılık teklif edilen 5.000-TL'nin kabul edilmemesi üzerine başvurunun akıbetinin sorularak, zararlarının karşılanması talebiyle davalı Diyarbakır Valiliğine yapılan 20.12.2017 tarihli başvurunun reddine dair Sur Kaymakamlığının 24.01.2018 tarih ve 2018/20 Sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; bu sürelerin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde ise, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlayacağı hükme bağlandıktan sonra aynı Kanunun 10.maddesinde; '' 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.'' hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan; 27.07.2004 tarih ve 25535 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş, uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan, bu haliyle alternatif çözüm yöntemi öngören ve taraflara seçimlik hak sunan idari bir usul kanunu olup; söz konusu Kanunun 4. maddesinde; "Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri, sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir." kuralı yer almış, bu Komisyonların görevlerini belirleyen 5. maddesinde; zarar görenin veya mirasçılarının başvurusu halinde Yasa kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek ve kamu kurum ve kuruluşlarınca uygulanmış projelerin, zararın giderilmesine katkılarını araştırmak bu görevler arasında sayılmış; devamında gelen 6. maddesinde; "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Komisyon, zarar görenlerce yapılacak her başvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde tamamlamak zorundadır. Zorunlu hâllerde, bu süre vali tarafından üç ay daha uzatılabilir. Dava açma süresi içinde yapılan başvuru, nihaî işlem sonucunun ilgiliye tebliğine kadar genel hükümlere göre dava açma sürelerini durdurur." hükmü yer almış, 12.maddesinde ise; "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8. maddeye göre belirlenen zararı, 9. maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10. maddeye göre ifa tarzını ve 11. maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. " hükmüne yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde; mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin (1 ) numaralı fıkrasındaki "herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkı..." ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.
Anayasa Mahkemesi'nin 07/01/2013 tarih ve B. No:2012/791 numaralı kararında ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin B. No:36533/04 numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi tutulabileceği, bununla birlikte getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru olması halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesiyle bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmaları gerektiği belirtilmiştir.
Dava dosyanın incelenmesinden; davacının, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, C. Y. Mahallesi, Çukurlu Sokak, No:20/3 adresinde ikamet etmekte iken Sur ilçesinde meydana gelen terör olayları ve bölücü terör örgütü üyeleri ile yaşanan çatışmalar sırasında evini terk etmek zorunda kaldığı, evi ve eşyalarının zarara uğradığından bahisle 2016 yılının Haziran ayında Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurduğu, Zarar Tespit Komisyonunca aynı gün (hasar tespit başvuru ve beyan forumunda gün ve ay belirtilmemekle beraber davalı Valiliğin beyanına göre 15.06.2016 tarihinde) yapılan keşif sonucu düzenlenen tutanakta; evin yıkılmış ve düz arazi halinde olduğu, ev eşyalarının hafriyatla beraber taşınmış olduğunun tespit edildiği, başvurusu hakkında ilgili Zarar Tespit Komisyonu tarafından bir karar verilmemekle birlikte eşya zararına karşılık Sur Kaymakamlığınca (davalı Kaymakamlığın beyanına göre sözlü olarak) 5.000,00-TL teklif edildiği, bu tutar davacı tarafından kabul edilmeyerek (davacının beyanına göre 27.10.2016 tarihinde ) itiraz edildiği, itirazı hakkında bir karar verilmemesi ve herhangi bir bilgilendirme de yapılmaması üzerine 20.12.2017 tarihinde Diyarbakır Valiliğine başvurularak, başvurusunun akıbetinin sorulduğu, bu başvurusunun Sur Kaymakamlığının 24.01.2018 tarih ve 2018/20 Sayılı işlemiyle reddi üzerine de 01.02.2018 tarihinde istinaf incelemesine konu işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İstinafa konu kararı veren idare mahkemesince; davacının, 01.06.2016 tarihinde gerçekleştirilen keşif esnasında zararını öğrendiği, bu tarihten itibaren 60 gün içinde Valiliğe başvurularak, başvurunun reddi veya 6 ay içinde cevap verilmemek suretiyle zımnen reddi üzerine dava açılması gerekirken, dava açma süresini canlandırmayan 20.12.2017 tarihli başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesine yer verildikten sonra ayrıca davalı idarece teklif edilen 5.000,00 TL'ye davacının kendi beyanına göre itiraz ettiği 27.10.2016 tarihinden itibaren 60 günlük süre içinde verilecek cevap veya aynı süre içinde cevap verilmemesi üzerine oluşan zımni ret işlemi sonrasında 60 günlük dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken, 20.12.2017 tarihli başvurunun reddi üzerine açılan davanın bu yönüyle de süresinde olmadığı şeklinde ek bir gerekçeye de yer verilerek davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi sebebiyle uyuşmazlığın çözümü için 5233 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması bakımından zımni ret müessesesinin hukuki mahiyetinin, dava açma hakkına ve süresine olan etkisinin ortaya konulması icap etmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruların ilgili Zarar Tespit Komisyonu tarafından ele alınıp, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde ve zorunlu hâllerde valinin onayı ile üç ay daha uzatılması halinde en geç 9 ay içinde sonuçlandırılması gerektiği hükme bağlanmış, ancak kanunun bu açık ve emredici hükmüne rağmen başvurunun en geç 9 ay içinde sonuçlandırılmaması halinde ilgililerin hangi yollara başvuracağı veya dava açmak için ne kadar süre beklemek zorunda olduklarına dair belirleyici hiçbir hüküm getirilmemiş, fakat belirtilen süre sonunda dava açma haklarını kısıtlayıcı herhangi bir hükme de yer verilmemiştir.
Başka bir ifade ile 2577 Sayılı Kanun'un 10., 11. ve 13.maddelerinde idarenin cevapsız kalması (başvuruya 60 gün içinde cevap vermemesi) halinde başvurunun zımnen reddedilmiş sayılacağı kurala bağlanmış iken, idari bir usul yasası olan 5233 Sayılı Kanunda benzer bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Bununla birlikte; 2577 Sayılı Kanunda zımni ret müessesesinin getiriliş amacı, idare karşısında hak arayan konumu ile güçsüz durumda olan kişilerin, Türkiyenin de kabul ettiği Uluslararası Sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan dava açma haklarının, idarenin cevapsız kalmak ya da işlem tesis etmemek suretiyle sonu belirsiz bir sürede ve bazen keyfiliğe varacak şekilde tek taraflı iradesi ile kısıtlanmasının önüne geçmek olduğundan ve yukarıda değinildiği üzere 5233 Sayılı Kanunda yetkili komisyonun yasanın öngördüğü süre içinde başvuruyu sonuçlandırmaması halinde belirtilen süre sonunda dava açma hakkını kısıtlayıcı herhangi bir hükme yer verilmediğinden; kişilerin mahkemeye erişim haklarını teminen ve 2577 Sayılı Kanundaki zımni ret müessesine kıyasen 5233 Sayılı Kanun kapsamında yaptıkları başvurular kanunda öngörülen süreler içinde sonuçlandırılmadığında zımnen reddedilmiş sayılarak, belirtilen süreler sonunda oluşan zımni ret üzerine dava açabilmeleri yargısal içtihatlarla kabul edilmiştir.
Ancak; bu noktada gözardı edilmemesi gereken bir husus var ki o da; gerek 2577 Sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen maddeleri ve gerekse de 5233 Sayılı Kanun'un 6.maddesi gereğince 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurular üzerine, zımni ret için gerekli süreler geçtikten sonra (yani zımni ret kararı üzerine) dava açmayan kişilerin, idarece tesis edilen nihai işlemlerin- somut olayda ilgili zarar tespit komisyonunun nihai kararının- tebliği üzerine dava açabilmelerinin mümkün olduğudur.
Buna göre, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruların kanunda öngörülen süreler sonunda komisyonca sonuçlandırılmaması nedeniyle oluşan zımni ret işlemi üzerine ilgililer tarafından dava açılabileceği gibi, bu süreler sonunda dava açılmayıp, sonradan tesis edilen nihai işlemin (komisyon kararının) tebliği üzerine yasal 60 günlük süre içinde dava açılabilmesi de mümkündür.
Öte yandan; terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin 5233 Sayılı Kanun kapsamında yaptıkları başvuruların mezkur kanunun yukarıda metnine yer verilen 4. maddesinde belirtilen usulde oluşturulacak Zarar Tespit Komisyonu tarafından aynı Kanunun 5., 6. ve 12. maddelerinde öngörülen inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle ele alınıp, en geç 9 ay içinde verilecek nihai bir karar ile sonuçlandırılması da idari işleyişe yönelik emredici ve açık bir idari usul hükmüdür. Bu açık ve emredici idari usul hükmüne uymak idarenin görevi olduğu kadar ilgililerin de yaptıkları başvuruların söz konusu usul kurallarına uyularak, Zarar Tespit Komisyonlarınca sonuçlandırılmasını istemeleri onlar için bir hak niteliği taşımaktadır.
Bu itibarla; 5233 Sayılı Kanun kapsamında yaptıkları başvuruları yetkili zarar tespit komisyonu tarafından kanunda öngörülen süreler içinde sonuçlandırılmayan ve oluşan zımni ret kararı üzerine dava açma yolunu tercih etmeyerek veya mevzuatın karmaşıklığı ve içtihatla getirilen dava açma hakkından haberdar olunmaması sebebiyle bu yola başvuramayarak nihai işlem sonucunu bekleyen ilgililerin söz konusu başvurularının yetkili merci olan zarar tespit komisyonu tarafından sonuçlandırılmasını, başka bir ifade ile kanunun amir ve açık olan usul hükümlerinin uygulanmasını teminen yaptıkları başvuruların (yetkisiz merci tarafından ) reddi üzerine dava açabileceklerinin de kabulü gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu olayda; davacının 5233 Sayılı Kanun kapsamında zararlarının tazmini istemiyle 2016 yılının Haziran ayında Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurulduğu ve yapılan başvuru üzerine Zarar Tespit Komisyonunca (keşif tutanağında ay ve gün belirtilmemekle birlikte davalı idarenin savunma dilekçesindeki beyanına göre) 15.06.2016 tarihinde mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldığı ancak süresi içinde yapılan bu başvurunun yetkili zarar tespit komisyonu tarafından ele alınıp, nihai bir karar (komisyon kararı ) ile sonuçlandırılmadığı, 20.12.2017 tarihinde Valiliğe yapılan başvurunun 5233 Sayılı Kanun'un 6.maddesi kapsamında yapılmış maddi anlamda yeni bir başvuru olmayıp, yukarıda izah edildiği üzere idari usul kanununun amir hükümlerinin uygulanmasını teminen yapılmış şekli bir başvuru olduğu ve bu başvurunun mezkur kanunun açık hükmüne rağmen yetkisiz merci tarafından reddedildiği görülmektedir.
Kaldı ki; dava dosyasında ve aynı konuda açılan diğer dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının Sur ilçesinde evininin bulunduğu C. Y. Mahallesi, Çukurlu Sokakta 11.12.2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağının idareye başvurunun yapıldığı 20.12.2017 tarihi itibariyle devam ettiği görülmüş olup, mezkur başvuru 5233 Sayılı Kanun kapsamında ilk defa yapılmış bir başvuru olarak kabul edilse dahi, davacı tarafından talep edilen zararların niteliği gereği sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı tarih itibariyle tüm yönleriyle tebeyyün edip, öğrenileceği ve kanuni yollara başvuru hakkının ancak bu tarihte kullanılabileceği açık olduğundan ve idareye yapılan (20.12.2017 tarihli) başvuru tarihi itibariyle zarara yol açan sürecin (sokağa çıkma yasağının) devam ettiğinin anlaşılması karşısında, bu durumda dahi süresinde yapıldığı sonucuna varılan başvuru üzerine açılan davada herhalde süre aşımı bulunmamaktadır.
Sonuç olarak; davacının, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun yetkili zarar tespit komisyonu tarafından ele alınıp, nihai bir karar (komisyon kararı ) ile sonuçlandırılması istemiyle Valiliğe yaptığı başvurunun yetkisiz merci tarafından reddine ilişkin 24.01.2018 tarih ve 2018/20 Sayılı Kaymakamlık işleminin tebliği üzerine 60 günlük süre içinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, yazılı gerekçe ile davayı süre aşımı nedeniyle reddeden idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun KABULÜYLE Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 08/02/2019 gün ve E:2018/330, K:2019/291 Sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2577 Sayılı Kanun'un 45/5. maddesi uyarınca uyuşmazlık hakkında mahkeme heyetince yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 12.03.2020 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)