(2709 S. K. m. 125) (1219 S. K. m. 70) (Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15, 22, 31)
İSTEMİN KONUSU: Davacıya, 22.05.2012 tarihinde …. Devlet Hastanesi acil servisinde hatalı enjeksiyon yapıldığından bahisle engelli kalmasından dolayı iş gücü ve efor kaybına dayalı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00.-TL maddi ve 150.000,00.-TL manevi olmak üzere toplam 151.000,00.-TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumunca yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının bacağında meydana gelen sinir hasarının, enjeksiyon uygulamalarının beklenir komplikasyonlarından olduğu, bu hususun önceden öngörülemez ve önlenemez nitelik arz ettiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de bulunmadığı hususu dikkate alındığında, tazminat istemine konu zararın meydana gelmesinde davalı idareye atfedilebilir ağır hizmet kusurunun bulunmadığı dolayısıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığından, davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle, Adana 3.İdare Mahkemesi'nin 28/06/2019 tarih ve E:2015/966, K: 2019/579 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından; Adli Tıp Kurulu raporunun eksik ve hatalı olduğu, davacının yaşamış olduğu bu durumun "enjeksiyon uygulamalarının beklenir komplikasyonu" olarak basit bir şekilde nitelendirilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu rapora göre verilen kararın davacının telafisi imkansız hak kaybına neden olacağı ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Usul ve esas bakımından hukuka uygun mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava, Davacıya, 22.05.2012 tarihinde ... Devlet Hastanesi acil servisinde hatalı enjeksiyon yapıldığından bahisle engelli kalmasından dolayı iş gücü ve efor kaybına dayalı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00.-TL maddi ve 150.000,00.-TL manevi olmak üzere toplam 151.000,00.-TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdare hukukunun ilkeleri ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin açık ve belli bir ağırlıktaki hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Manevi zarar, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama gücünü azaltan olaylar nedeniyle duyulan acıyı, ıstırabı veya kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle şeref ve haysiyetin rencide edilmesini ifade ettiği gibi; günlük yaşamı zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı da kapsamaktadır.
Manevi tazminat, kişilerin mal varlığında meydana gelen azalmayı gidermeye yönelik bir tazmin aracı olmayıp manevi yönden duyulan acı ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeye yönelik manevi bir tatmin aracıdır. Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibariyle uğradığı zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden; 22.05.2012 tarihinde bel ağrısı şikayetiyle ... Devlet Hastanesi acil servisine müracaat etmesi üzerine davacıya görevli hemşire tarafından enjeksiyon yapıldığı, sol diz altından itibaren uyuşma olduğu, acil servis hekiminin muayenesiyle iğnenin doğru yere yapıldığı belirtilerek nöroloji servisine yönlendirildiği, önerilen ilaçlar kullanılmasına rağmen şikayetleri dinmeyerek Adana Devlet Hastanesinden alınan rapora göre %68 oranında engelli kaldığı iddiasıyla yapılan enjeksiyon sonrasında sol bacağında oluşan güç kaybı nedeniyle 17.09.2015 tarihli dilekçe ile davalı idareden tazminat isteminde bulunulduğu, davalı idare tarafından, başvuruya yanıt verilmeyerek oluşan zımni ret üzerine iş gücü ve efor kaybına dayalı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00.-TL maddi ve 150.000,00.-TL manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince, hizmet kurusu olup olmadığının saptanması için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına karar verilmiş olup, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 23.06.2017 tarihli Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu raporunda; "Dava konusu olayda kişiye uygulanan intramüsküler ağrı kesici enjeksiyon nedeniyle nöropati geliştiği ve nörolojiye yönlendirildiğinin anlaşıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülmeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve idareye herhangi bir kusur izafe edilemediği" görüşüne yer verildiği, maluliyet oranı tespitine ilişkin 13.10.2017 tarihli Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporunda ise "Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunun 23.06.2017 tarih ve 4590 sayılı mütalaasında enjeksiyonu uygulayan hemşireye ve idareye herhangi bir kusur izafe edilemediğinden cihetle maluliyet tayinine mahal olmadığı, %8.1 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme süresinin 22.05.2012 gününden itibaren 18 aya kadar uzayabileceği" görüşüne yer verildiği, taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı tarafından itiraz edildiği, yapılan itiraz üzerine Mahkememizce, ... Üniversitesi Adli Tıp ABD aracılığıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, Mahkememizce alınan bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin naip üye yazısı uyarınca; "Davacının, kalçadan yapılan hatalı iğne sonucu kısmi felç ve nörolojik rahatsızlıklara maruz kaldığı iddiaları kapsamında; 1- Davacının anatomik yapısı itibariyle siyatik sinirinin kalçasından geçtiği bölgenin herhangi bir kişiye nazaran farklılık arz edip etmediğinin tespitinin yapılması, 2- Yine davacının kas yapısının, kalçadan enjekte edilen bir sıvıyı siyatik sinire doğru baskılamak gibi anormal bir durum arz edip etmediği, 3- Davacıda yanlış enjeksiyona bağlı olarak gelişen nörolojik rahatsızlığın bulunup bulunmadığı, bulunmakta ise bu durumdan kaynaklı maluliyetin % kaç oranında olduğu, hususlarında davacının muayenesi yapılarak rapor hazırlanmasının istenildiği, bu bağlamda rapor düzenlenebilmesi için davacının yeni tarihli muayenelerinin yapılması gerektiği belirtildiğinden, gerekli muayenelerini yaptırmak üzere ... Üniversitesi Adli Tıp ABD Başkanlığına müracaat etmesi gerektiği hususu davacıya, 27.11.2018 tarihli naip üye yazısıyla bildirilmesine rağmen davacının muayene için ... Üniversitesi Adli Tıp ABD Başkanlığına başvurmadığı, bunun üzerine Başkanlık yazısıyla dosyanın iadesi istenilerek, dosyada mevcut bilirkişi incelemesine esas raporlar hükme esas alınabilecek nitelikte görülmüştür.
Kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 23/01/2020 günlü ara kararı ile, davalı idareden, Davacı ...'in 22.05.2012 tarihinde ... Devlet Hastanesi acil servisindeki muayenesi ile yapılan tetkik ve tedavisine ilişkin olarak ONAM formu bulunup bulunulmadığı sorularak, onam formu mevcut ise onaylı suretinin gönderilmesinin istenilmiş olup, Davalı idarenin (Adana Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü Hukuk ve Muhakemet Biriminin) 27350520/641.03.04 sayılı ara karar cevabının ekinde, ... isimli şahsın hastanede yapılan tetkik sonucunda şahsa ait hastane acil arşivinde 22/05/2012 tarihli hasta onam formunun bulunmadığı cevabı verilmiştir.
Dosyadaki belgeler ve her iki Adli Tıp raporunun birlikte değerlendirilmesi sonucu, tıbbi müdahale öncesi müdahale sırasında ve sonrasında yapılan uygulamalarında hizmet kusuru anlamında bir illiyet kurulamamıştır. Maddi zarar talebi doğrudan yapılan iğne sonucuyla ilgili olduğundan ve yapılan iğne sonucunu doğuran hizmet kusuru tespit edilemediğinden maddi tazminat talebinin reddi yönünden mahkeme kararı hukuka uygun olup, istinaf talebinin reddi gerekmektedir.
Manevi tazminat talebine gelince;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair 11 Nisan 1928 tarihli ve 1219 sayılı Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde ise “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." denilmektedir.
01.08.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 08.05.2014 tarihli değişiklikten önceki haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı, 31. maddesinde de “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. (Danıştay 15. Daire 12/09/2018 gün ve E:2018/1688, K:2018/6221 sayılı kararı)
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, idare tarafından davacıya yapılan tıbbi müdahaleler öncesi hastadan usule uygun onam alındığı ortaya konulamamıştır. Başka bir zaruret olduğu ortaya konulamadığından bizzat hastadan onam alınmaması yasal bir eksiklik oluşturmuştur.
Uyuşmazlık bu açıdan ele alınacak olursa, idari eylemle nedensellik bağı kurulamadığından maddi tazminat koşulları oluşmamakla birlikte, ameliyat öncesi ameliyatın riskleri anlatılıp hastadan usule uygun onam alınmamış olması karşısında yukarıda aktarılan mevzuat uyarınca davacının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınmış olacağı ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda hastada endişe ve üzüntüye yol açacağından, davacıların manevi tazminat talebinin, zenginleşme aracı olmama ilkesi gözetilerek karşılanması gerekmektedir.
Bu durumda, davacının yapılan tıbbi müdahaleler sonucu oluşan rahatsızlık nedeniyle yaşadığı elem ve ızdırap dikkate alınarak takdiren 50.000,00.-TL manevi tazminat talebinin kabulü, fazlaya ilişkin talebin ise reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1) İstinaf talebinin maddi tazminat yönünden reddine,
2) İstinaf talebinin manevi tazminat yönünden kısmen kabulüyle, Adana 3. İdare Mahkemesi'nin 28/06/2019 tarih ve E:2015/966, K:2019/579 kararının kısmen kaldırılmasına, davacı için 50.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden(17.08.2015) itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı idareden alınıp davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
3) Kabul edilen dava değeri miktarı üzerinden hesaplanan 3.415,50-TL nispi karar harcından davanın açılması sırasında peşin alınan 515,81-TL'nin mahsubu sonucu kalan 2.899,69-TL ise harcın davacıya tamamlattırılması için mahkemesince müzekkere yazılmasına ve toplam 3.415,50.-TL nispi karar harcının davalı idarece davacıya ödetilmesine,
4) Aşağıda dökümü yapılan 1.779,30-TL yargılama giderinin haklılık oranında 593,10-TL.sinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, geriye kalan 1186,20-TL'nin ise davacı üzerinde bırakılmasına,
5) Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan hükmedilen manevi tazminattan dolayı 13.000,00-TL nisbi vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davanın reddedilen kısmı yönünden, maddi tazminatla ilgili olarak (hükmedilen vekalet ücreti uyuşmazlık konusu tazminat miktarını geçemeyeceğinden) 1.000,00-TL maktu, manevi tazminat yönünden 13.000,00-TL nisbi vekalet ücretinin (davacı lehine verilen ücreti geçemeyeceğinden) davacılardan alınıp davalıya verilmesine,
6) Yargılama giderlerinden artan kısmın Mahkemesince taraflara iadesine,
2577 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca 03.03.2020 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.