DAVANIN KONUSU: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Akdeniz Bölge Komutanlığı Üs Savunma Birlikleri Komutanlığı emrinde Dz. P. Uzm. Çvş. olarak görev yapan davacı tarafından, 667 ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin ilgili maddeleri uyarınca Deniz Kuvvetleri Komutanın teklifi ve Milli Savunma Bakanlığı'nın onayı ile kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin 11.09.2016 tarihli işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Davacının, Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2017/152 sayılı dosyasında yargılandığı, söz konusu dosya kapsamında yapılan değerlendirmede, davacının geçici görevlendirme ile olay tarihinde birlik komutanlığında protokol işlerinde bir nevi özel kalem memuru şeklinde görevli bulunduğu, darbe girişimi sırasında birlik komutanı olan ....'ın eylemlerini gerçekleştirebilmek için yapmış olduğu telefon görüşmelerinde bir kısım telefon görüşmelerini kendisinin sağlaması ve davacının evinde yapılan aramada F serisi 1 Amerikan Dolarının ele geçirildiği, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve olay gecesi diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği TCK 302/1, 309/1, 311/1, 312/1, 313/2-3, 314/2, 316/1 ve TMK 5 maddeleri gereği cezalandırılmasının talep edildiği, Mersin 7.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 23.03.2018 günlü ve E:2017/152, K:2018/169 sayılı kararı ile; "..Sanığın olay günü ....'ın yapmış olduğu telefon görüşmelerinin bir kısmını santralden kendisinin bağlamasının zaten bulunduğu görevin bir gereği olduğu, gerek incelenen kamera kayıtları ve gerekse dinlenen tanık beyanlarından darbe girişimine katıldığına ilişkin hiçbir delil bulunmadığı, sayılan yukarıdaki eylemlerinin sanığın darbeye kalkışma eylemine katılma iradesine sahip olduğunu göstermekten uzak bulgular olduğu, bu haliyle sanığın 15/07/2016 tarihindeki darbe kalkışması eylemlerine katıldığına ve sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair, mahkumiyetini gerektirir nitelikte, kesin, somut ve inandırıcı, her türlü şüpheden uzak, vicdani kanaati oluşturacak delil bulunmadığı.." gerekçesiyle beraatine karar verildiğinin görüldüğü mevzuatta, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile davacı arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması şartının aranmadığı, böyle bir bağın, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amir tarafından “değerlendirilmesi” yeterli görüldüğü, bu değerlendirme için atamaya yetkili amirde personelle ilgili oluşacak “kanaat” yeterli olduğu, kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kamu görevinde kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibaret olduğu, 667 sayılı KHK kapsamında yapılacak değerlendirme, adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetinde olmayıp, davacının belli bir yapıyla herhangi bir bağının olup olmadığına ilişkin "kanaatin oluşturulacağı bir süreci" ifade ettiği, dava konusu işlem bir disiplin cezası olmayıp, yaşanan hain darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY terör örgütünün oluşturduğu tehdidin sonlandırılmasını sağlamaya dönük idari bir tedbir olduğu, davacının görevden çıkarılmasına sebep olan sürecin darbe girişimiyle başlamasından dolayı idarece bu vahim duruma özgü tedbirler alınırken kullanılan takdir yetkisinin etkili bir şekilde kullanılmasının, ölçülülük ilkesini ihlal edecek genişlikte ve hakkın özünü zedeleyecek bir uygulama şeklinde değerlendirilemeyeceği, somut olayda gerek davacının görevinin niteliği gerekse darbe sırasında bulunduğu yer dikkate alındığında, idarenin takdir yetkisi kapsamında tesis ettiği işlemin hukuka aykırı olduğunun söylenmeyeceği, bu durumda, anılan ceza yargılamasında davacının beraatine karar verilmiş ise de, davacının ifa ettiği görev ve darbe sırasında bulunduğu yer dikkate alındığında, davacının görevine son verilmesine dair dava konusu işlemde, 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde idareye tanınan takdir yetkisi kapsamında hukuka aykırılık görülmediği, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle, Mersin 1. İdare Mahkemesi'nin 10/05/2019 gün ve E:2018/677, K:2019/468sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından; darbe girişimi sırasında sadece kendisine verilen kamu görevini yerine getirmek gayesi içinde olan davacının, birlik komutanına telefon bağlaması sebebiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu ve Milli Güvenlik Kurulu'nca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğundan hareketle kamu görevinden çıkarılmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davacının savunmasının alınmadan kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, kamu görevinden çıkarılma tedbirlerinin uygulanabilmesi için terör örgütü ile iltisak ya da irtibatının sabit olması gerektiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesi kararlarının istinafen incelenerek kaldırılması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45 inci maddesinin 4 üncü ve 5 inci fıkralarında yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
İstinaf başvurusuna konu karar usul ve hukuka uygun olduğundan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
SONUÇ:
1-) İstinaf isteminde bulunulan mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığından, istinaf isteminin REDDİNE,
2-) Mahkeme aşamasında davacının adli yardım talebinin kabulü nedeniyle, istinaf aşamasında davacıdan alınamayan 162,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınması için Mahkemesince tahsil dairesine müzekkere yazılmasına,
2577 sayılı Kanun'un 46/c maddesi uyarınca bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 31/01/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)