(Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma m. 13) (2709 S. K. m. 2, 36, 90) (6458 S. K. m. 77, 81) (2577 S. K. m. 31, 45) (6100 S. K. m. 76, 77) (1136 S. K. m. 2)
İSTEMİN ÖZETİ: Afganistan uyruklu olan davacılar tarafından, uluslararası koruma başvurularının, 6458 sayılı Kanun'un 77/1-ç maddesi uyarınca geri çekilmiş sayılmasına ilişkin Trabzon Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü'nün 10/05/2019 tarihli ve 7550 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davada; 2577 sayılı Kanunun 31.maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 77. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar veren Trabzon İdare Mahkemesi'nin 03/09/2019 gün ve E:2019/554, K:2019/801 sayılı kararının; hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, davacılar hakkında düzenlenen kimlik belgesinin süresinin dolması ve dava konusu mezkur işlem nediyle kendilerine yeniden kimlik belgesi düzenlenmediğinden usulüne uygun vekaletname düzenlenemediği, baro başkanlığınca görevlendirilmelerinin ve ihtilafın davacıların kişilik haklarına ilişkin hayati öneme sahip olması ve hak arama özgürlüğünün ihlal edilme ihtimali bulunduğu göz önüne alınarak vekaletname sunmadan vekil olarak kabul edilmesi gerektiği ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davalı idare vekili tarafından, davacıların illegal yollarla ülkemize girdiği, 28/12/2015 tarihinde BMMYK'ye uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, hakkında yapılacak tahkikat sonuçlanıncaya kadar Trabzon iline yönlendirildiği, 25/01/2016 tarihinde Trabzon İl Göç İdaresi Müdürlüğü'nde uluslararası koruma başvurusuyla ilgili gerekli girişimlerde bulunduğu, bunun üzerine uyması gereken yükümlülükler ve bunların ihlali durumunda karşılaşacağı yaptırımların ana dili olan Farsça dilinde tebliğ edildiği, davacının 12/03/2019 tarihinde eşi ile birlikte ülkemizden illegal yollardan çıkış yapmak isterken Çanakkale İli, Ayvacık İlçesinde jandarma ekiplerince yakalandığı ve Trabzon İline gönderildiği, davacıya Çanakkale İline gitmek için yol izin belgesi verilmediği, davacının ikamet yerini izinsiz bir şekilde terk ettiğinin anlaşılması üzerine 6458 sayılı Kanunun 77/1-ç maddesi uyarınca işlem tesis edildiği ve bu kararın davacıya tebliğ edildiği, henüz davacı hakkında alınmış bir sınırdışı kararı bulunmadığı, davacıların dava açma süresi içerisinde kimlik belgelerinin aktif olduğu ileri sürülerek davacıların istinaf istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, Afganistan uyruklu olan davacılar tarafından, uluslararası koruma başvurularının, 6458 sayılı Kanun'un 77/1-ç maddesi uyarınca geri çekilmiş sayılmasına ilişkin Trabzon Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü'nün 10/05/2019 tarihli ve 7550 sayılı kararının iptali istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi'nce; dava dilekçesinde ……, ….., ….., …. isimli davacıların vekili sıfatıyla davayı açan avukat olan Av. ....'ya ait geçerli bir vekaletname sunulmadığının anlaşılması üzerine, ilk olarak 14/06/2019 tarihli Başkanlık yazısı ile vekilden davacı asıllara ait vekaletnamenin 10 günlük kesin süre içerisinde Mahkemeye ibrazının istenildiği, verilen sürede yazı gereğinin yerine getirilmediğinin anlaşılması üzerine bu defa 05/07/2019 tarihli ara kararı ile davacı vekilinden 2. kez vekaletnamenin aslı veya onanmış örneğinin gönderilmesinin istenildiği ve ara karar gereğinin yerine getirilmesi için 10 günlük kesin süre verildiği, fakat verilen süre içerisinde davacılara ait vekaletname sunulmadığı, bunun yanında dosya kapsamında, davacı asıllar tarafından vekilin işlemlerinin kabul edildiğine yönelik beyanları içeren herhangi bir dilekçenin verilmediğinin anlaşıldığı, bu haliyle, 2577 sayılı Kanunun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 77. maddesi uyarınca davacılar vekili sıfatıyla AV. .... tarafından açılan iş bu davada, davanın açılmamış sayılmasına kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle 2577 sayılı Kanunun 31.maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 77. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, "yargı denetimine açık" olan devlettir.
Anayasanın, "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasında, vatandaş/ yabancı ayrımı yapılmadan herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Yine, Anayasanın 90. maddesinin 5. fıkrasında ise, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınması gerektiğine işaret edilmiştir.
Türkiye'nin de taraf olduğu ve yukarıda sözü edilen Anayasanın 90/5. maddesi kapsamında bulunan Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 13. maddesinde, "Bu Sözleşme'ye Taraf Devletlerden birinin ülkesinde yasal olarak bulunan bir yabancı, bu ülkeden ancak yasalara uygun olarak verilmiş bir karar uyarınca sınırdışı edilebilir ve ulusal güvenlik bakımından zorunlu nedenler aksini gerektirmedikçe, sınırdışı edilmesine karşı nedenler ileri sürmesine ve durumunun yetkili makamlar ya da yetkili makamlarca özel olarak atanmış kişi ya da kişilerce yeniden gözden geçirilmesine ve bu amaçla yetkili merciler önünde temsil edilmesine izin verilecektir." denilmiş, anılan sözleşmenin 14/3-d. maddesinde ise, adaletin gerektirdiği her durumda kendisine bir avukat tayin edilmesi ve böyle durumlarda ödeme yapma olanağı yoksa bu yardımın parasız olarak sağlanması suretiyle taraf devlete düşen pozitif bir yükümlülük getirilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlığın amacı" başlıklı 2.maddesinde, "Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder." hükmüne yer almıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 76. maddesinde, Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorunda olduğu, kamu kurum ve kuruluşlarının avukatlarına, yetkili amirleri tarafından usulüne uygun olarak düzenlenip verilmiş olan temsil belgeleri de geçerli olup, ayrıca noterce onaylanmasına gerek bulunmadığı ifade edilmiştir.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 81. maddesinde, "Başvuru sahibi ile uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler, bu Kısımda yazılı iş ve işlemlerle ilgili olarak, ücretleri kendilerince karşılanması kaydıyla avukat tarafından temsil edilebilir. Avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayan başvuru sahibi ve uluslararası koruma statüsü sahibi kişiye, bu kısım kapsamındaki iş ve işlemlerle ilgili olarak yargı önündeki başvurularında 1136 sayılı Kanunun adli yardım hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanır. Başvuru sahibi ve uluslararası koruma statüsü sahibi kişi, sivil toplum kuruluşları tarafından sağlanan danışmanlık hizmetlerinden faydalanabilir." hükmü yer almıştır.
Konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Lala/Hollanda (1994) kararında, avukatla savunma hakkının kuramsal olmaktan çıkarılıp pratikte uygulanabilir ve etkili olabilmesi için, söz konusu hakkın gereksiz biçimsel koşullarla sınırlandırılmaması gerektiğine, aynı Mahkemenin Pelladoah / Hollanda, (1994) davasında da, Hollanda da suç işleme kastı olmaksızın eroin satmaktan yargılanıp mahkum edilen, cezası kesinleşmeden sınırdışı edilince, üst mahkemedeki duruşmalara katılamayan Moritanya’lı sanık adına gelen avukatın, müvekkilinin gelememe nedenini açıklayıp savunma yapmak istediğini bildirmesine karşın, kendisine bu olanak tanınmamasını, ikinci kez yinelenen yargılamada, avukata vekaletnamesi olmadığı için söz hakkı tanınmamasını, avukatla savunma hakkı bakımından adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Yukarıda aktarılan ulusal ve ulusal üstü mevzuat ile konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde, ayrım yapılmadan herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, yabancılara adaletin gerektirdiği her durumda kendisine bir avukat tayin edilmesi ve böyle durumlarda ödeme yapma olanağı yoksa bu yardımın parasız olarak sağlanması, vekil tarafından açılacak davalarda noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekaletnamenin dosyaya ibraz edilmesi yönündeki zorunluluğun, avukatın temsile yetkili olmadığı bir kişi adına dava açmasını veya takip etmesini engellemek amacıyla getirildiği, bu zorunluluk yönünden kamu kurum ve kuruluşlarının avukatları bakımından istisna getirilerek yetkili amirleri tarafından usulüne uygun olarak düzenlenip verilen temsil belgelerinin de geçerli olduğu, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlu olan baroların, yabancıların adli yardım taleplerini kabul ederek baroya kayıtlı bir avukatın görevlendirilmesi yolunda almış olduğu kararların da kamu kurum ve kuruluşlarının avukatlarına, yetkili amirleri tarafından usulüne uygun olarak düzenlenip verilmiş olan temsil belgeleri gibi geçerli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Olayda, yukarıda yer verilen 6458 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca hakkında tesis edilen dava konusu işleme karşı açılacak davaya ilişkin olarak, Trabzon Barosu'na adli yardım talebinde bulunan davacıya, anılan Baro tarafından adli yardım talebi kabul edilerek avukat görevlendirildiği görülmektedir.
Bu durumda, yukarıda da belirtildiği üzere dava açılırken noter tarafından onaylanmış veya düzenlenmiş bir vekaletname olmasının hakkın kötüye kullanılmasını önlemek üzere getirilen bir düzenleme olduğu, dolayısıyla anılan şartın, geçerlilik şartı niteliğinde olmayıp ispat şartı niteliğinde olduğu ve 6458 sayılı Kanun kapsamında olan yabancıların bir avukattan hukuki yardım alarak mahkemelere erişiminin sağlanması bakımından, 6458 sayılı Kanun kapsamında olan yabancının, adli yardım başvurusu üzerine kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan Trabzon Barosu tarafından tayin edilen avukatın, bakılmakta olan dava kapsamında davacının vekili olarak tayin edildiğinden, noter tarafından onaylanmış veya düzenlenmiş bir vekaletname olmamasının, bakılan davanın vekil aracılığıyla takip edilmesine engel oluşturmayacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Trabzon İdare Mahkemesi'nin 03/09/2019 gün ve E:2019/554, K:2019/801 sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Trabzon İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 12/11/2019 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)