İSTEMİN KONUSU: Ankara 19. İdare Mahkemesi'nce verilen 10/12/2018 gün ve E:2018/914, K:2018/1693 sayılı karar.
YARGILAMA SÜRECİ:
(1) Dava konusu istem: Dava, davalı idare bünyesinde görev yapmakta iken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair 13/03/2018 tarih ve 2018/7225 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
(2) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Ankara 19. İdare Mahkemesi'nce; davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ olduğu tespit ve değerlendirilen ByLock iletişim sistemini kullandığı, bu nedenle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı sabit olduğu anlaşılmakla; kamu görevine iadesi talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİNDE BULUNANIN İDDİALARI (DAVACI) :Davacı tarafından, dava konusu işlemin dayanağı KHK'nın Anayasa'ya aykırı olduğu ve Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi gerektiği, ihraç işleminin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde teminat altına alınan temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiği, savunma hakkı tanınmadığı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, KHK'nın süresinde TBMM tarafından onaylanmaması nedeniyle ihraç işleminin dayanağının kalmadığı, ihracı gerektiren somut bir tespit bulunmadığı, bylock kullanmadığı ve indirmediği, bylock kullanımın suç kabul etmenin haberleşme özgürlüğünü ihlal ettiği, ceza yargılamasının kesinleşmediği, Jandarma Genel Komutanlığı'nın ihraç teklifinin somut bir delile dayanmadığı ileri sürülmektedir.
İSTİNAF İSTEMİNDE BULUNANIN İDDİALARI (DAVALI): Davalı idare tarafından, bakılan davanın seri dava olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığından vekalet ücretinin tam olarak verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacının istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Kanunun 17/2 maddesi uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek, aynı Kanunun değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Davacı tarafından kamu görevinden çıkarılmasını sağlayan KHK ile anılan KHK'nın onayına ilişkin kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi istenilmiş ise de; Anayasa'nın 148 ve 152.maddelerinde yer alan kurallar birlikte değerlendirildiğinde bu iddianın ciddi olduğu kanaatine ulaşılamamaktadır.
Mahkemece iş bu davanın seri dava niteliğinde olduğu kabul edilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 22.maddesi uyarınca davalı idare lehine belirlenen 327,00 TL vekalet ücreti ödenmesine hükmedilmiş ise de; her bir uyuşmazlığın içeriği itibariyle davacılar açısından ayrı ayrı irdelenmesi gerektiği, 6100 sayılı Kanunun 57.maddesinde ihtiyari dava arkadaşlığında birlikte dava açılabileceği de öngörülmesine rağmen, mahkemenin işaret ettiği davalar açısından davacıların birlikte dava açabilmesinin 2577 sayılı Kanun uyarınca mümkün olmadığı, bu durumda bakılan davanın seri dava niteliğinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla İdare Mahkemesi kararında vekalet ücretine ilişkin kısım yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İlk derece mahkemesince davacının adli yardım talebi kabul edilmiş olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde harçlar, posta giderleri ve vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında sayıldığı, aynı Kanunun 335. maddesinin 3.fıkrasında ise adli yardımın, yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet sağladığı ve hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği yönünde kural getirildiği hususları birlikte dikkate alındığında; vekalet ücreti dahil tüm yargılama giderlerine ilişkin tahsilatın, kararın kesinleşmesinden sonra yapılabileceği, dolayısıyla bu aşamada davacıdan herhangi bir tahsilat yapılamayacağı açık olmakla birlikte İdare Mahkemesi kararında yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin olarak bu yönde bir belirleme yapılmadığı anlaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Yapılan açıklamalarla birlikte;
1-Ankara 19. İdare Mahkemesi'nce verilen 10/12/2018 gün ve E:2018/914, K:2018/1693 sayılı sayılı kararın, davanın reddine ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığından bu kısma yönelik davacının İSTİNAF İSTEMİNİN REDDİNE,
2-Vekalet ücretine ilişkin davalı idarenin istinaf isteminin KABULÜNE, Mahkeme kararının "belirlenen 327,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine" ilişkin kısmı yönünden KALDIRILMASINA, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.090,00 TL vekalet ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
3-Anılan kararda "davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın başında alınmayan söz konusu yargılama giderinin davacıdan tahsili için ilgili kuruma müzekkere yazılmasına" şeklinde kurulan hükmün, 2577 sayılı Kanunun 45.maddesinin 3. fıkrası gereğince; "davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın başında alınmayan söz konusu yargılama giderinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıdan tahsili için ilgili kuruma müzekkere yazılmasına" şeklinde düzeltilmesine,
4-Aşağıda dökümü yapılan istinaf aşamasına ait yargılama giderinin istinaf edenler üzerinde bırakılmasına,
5-Adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan davacıdan önceden alınmamış olan istinaf yargılama giderlerine ait olan istinaf başvuru harcı ve resmi posta giderinin tahsili için karar kesinleştikten sonra mahkemesince ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
6-Gider avansının kullanılmayan kısmının talep edilmesi halinde derhal, talep edilmemesi halinde karar kesinleştikten sonra mahkemesince istinaf başvurusunda bulunana re'sen iadesine,
2577 sayılı Kanunun değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 13/02/2020 tarihinde esasta oybirliği, istinaf yargılama giderleri yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dairemizin kararının; davalı idarenin yaptığı istinaf yargılama giderinin “davalı idare üzerinde bırakılmasına” ilişkin kısmına aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum:
Davalı idarenin istinaf istemi kabul edildiği, dolayısıyla başvurusunda haklı çıktığı dikkate alındığında; istinaf yargılama giderlerinin tamamen başvurusunda haksız çıkan karşı tarafa (Davacıya) yüklenmesi gerektiği halde, kısmen davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmiş olup ilgili mevzuat hükümleri ile yerleşik ve istikrar kazanmış Danıştay ve Yargıtay içtihatlarına uygun düşmeyen Dairemizin kararının bu kısmının isabetli olmadığı değerlendirilmektedir. Şöyle ki;
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/07/2019 tarihli, E:2018/2065, K:2019/3426 sayılı kararı ile 17/01/2018 tarihli ve E:2015/3713, K:2018/30 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda bulunacak hususlar" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde; kararlarda, yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiğinin belirtileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa'nın 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yerine yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesinde; Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması halinde mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı hüküm altına alınmış, böylece kural olarak yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi esası benimsenmiştir.
Danıştay 5. Dairesinin 02/12/2015 tarihli, E:2015/637, K:2015/9794 sayılı kararında da yargılama giderlerinin davayı kaybeden tarafa yükleneceği vurgulanmıştır.
Yargılama giderlerinin hesabında "haklılık oranı" konusunun detayları yönünden ise Danıştay kararlarına yansıyan bir açıklamaya rastlanılmamış ise de, aynı mevzuat hükümlerini uygulayan Yargıtay tarafından verilen bazı kararlarda konuya ilişkin açıklamalar mevcuttur:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31/01/2019 tarihli, E:2017/2-2444, K:2019/51 sayılı kararı ile 18/01/2012 tarihli, E:2011/9-723, K:2012/12 sayılı kararında; tarafların kısmen haklı çıktıkları durumda haklılık oranının ve yargılama giderinin "Kabul - Ret oranına" göre belirleneceği karara bağlanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesi uyarınca istinaf yargılama giderlerinden tarafların sorumluluğu yönünden Danıştay içtihatları incelendiğinde;
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 08/06/2016 tarihli ve E:2015/629, K:2016 sayılı kararında; dava kısmen ehliyet yönünden reddedildiği halde Danıştay 11. Dairesince davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde ve yargılama giderlerinin tamamının davada kısmen haklı çıkan davalı idareye yüklenmesinde hukuka uyarlık bulunmadığına karar verildiği,
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/12/2016 tarihli, E:2016/3811, K:2016/3270 sayılı kararında; dava "kısmen ret" şeklinde sonuçlandığından davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği hüküm altına alınarak davacının temyiz isteminin reddine, davalı Başbakanlığın vekalet ücretine ilişkin temyiz isteminin kabulüne, temyiz yargılama giderlerinin davacının üzerinde bırakılmasına karar verildiği,
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/12/2015 tarihli, E:2015/4321, K:2015/4802 sayılı kararında ise Danıştay 8. Dairesince dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği halde davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka aykırı bulunmuş ve davalı idarelerin esasa ilişkin temyiz istemlerinin reddine, davacının vekalet ücretine ilişkin temyiz isteminin ise kabulüne, temyiz yargılama giderlerinin davalı idareler üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.
Ayrıca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/06/2018 günlü, E:2018/901, K:2018/3390 sayılı kararı, Danıştay 8. Dairesinin 13/06/2017 günlü, E:2016/12837, K:2017/5196 sayılı kararı, Danıştay 10. Dairesinin 21/11/2017 tarihli, E:2017/1260, K:2017/4974 sayılı, 21/11/2017 tarihli, E:2017/1258, K:2017/4975 sayılı, 22/01/2019 günlü, E:2016/3816, K:2019/784 sayılı kararları ve Danıştay 12. Dairesinin 02/11/2016 günlü, E:2016/1624, K:2016/4801 sayılı kararları aynı yöndedir.
Her ne kadar İdari Yargıda, davanın konusunun sonradan ortadan kalkması (örneğin dava konusu yönetmelik hükmünün ilgası, değiştirilmesi) gibi istisnai durumlarda davanın taraflarının "haklılık oranı" konusunda yargı mercilerince değerlendirme yapılması gerekmekte ise de, bakılan davada olduğu gibi kanun yolları aşamasında tarafların başvurularının "Kabul/Ret" durumu açık ve net olduğundan tarafların haklılık oranı ve yargılama giderlerinden sorumluluk konusunda herhangi bir tartışma ve değerlendirmeye ihtiyaç bulunmamaktadır.
Yine ilk derece mahkemesi kararlarının isabetsiz olmasının külfetinin taraflara yüklenmesinin hakkaniyete uygunluğu konusu hukuk felsefesi yönünden tartışmaya değer olsa da; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesinin yargı mercilerine herhangi bir takdir hak ve yetkisi tanımadığı dikkate alındığında, pozitif hukuk sisteminin kabul edildiği hukuk düzenimizde açık mevzuat hükümleri ve müstekar yargı içtihatları gereği farklı yönde bir karar verilmesinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Ayrıca, kanun yolları incelemesinin ilk derece yargı mercilerince verilen isabetsiz kararların düzeltilmesine matuf olduğu ve yargı mercilerince isabetli veya isabetsiz karar verilmesi durumlarının yargılama faaliyetinin olağan sonucu olduğu nazara alındığında, isabetsiz yargı kararlarının yol açtığı kanun yolu yargılama giderlerinin külfetinin davanın taraflarına yüklenmesinin hakkaniyet boyutuyla tartışılmasının anlamlı bir sonuca ulaşması mümkün olmadığı gibi yasa koyucunun bu konuyu davanın tarafları arasında ayrım gözetmeksizin objektif şekilde sonuçlandırdığı açıktır.
Kaldı ki bakılan davada olduğu gibi davalı idare lehine eksik vekalet ücretine hükmedilerek davacı lehine bir hukuki durum yaratıldığı halde istinaf yargılama gideri yönünden yine davalı idare aleyhine hüküm kurulması hakkaniyete daha aykırı sonuçlar doğuracaktır.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusu reddedildiği, davalı idarenin istinaf istemi ise kabul edildiğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesi uyarınca istinaf yargılama giderlerinin tamamının istinaf aşamasında "aleyhine hüküm kurulan" davacı üzerinde bırakılması gerektiği halde, "davalı idarenin yaptığı istinaf yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına" ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)