İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü, Oto Hırsızlık Bürosu'nda polis memuru olarak görev yaptığı dönemde, başka bir polis memuruyla birlikte muhafazasına verilerek adliyeye sevk edilen bir şüphelinin kaçmasından dolayı açılan soruşturma neticesinde atfedilen isnadın sübuta erdiği ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8. maddesinin 5. fıkrasının c-(2) alt bendinde düzenlenen fiil kapsamında olduğu değerlendirilen davacının, 20 ay uzun süreli durdurma cezasıyla tecziyesi gerekmekteyse de, anılan Kanun'un 7/2. maddesi delaletiyle bir derece hafif olan "on ay kısa süreli durdurma" cezasının uygulanmasına ilişkin 05/10/2018 tarih ve 3219 sayılı İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açtığı davada; dava konusu işlemin iptali yolundaki 13/06/2019 tarih ve E:2018/2278, K:2019/1402 sayılı İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararının, davalı idare tarafından; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, muhafazası altında sevkiyle yükümlü olduğu şahsın kaçmasına neden olan davacının kastı bulunmasa dahi olayın vukuunda kusuru olduğu, dolayısıyla kendisine uygulanan disiplin cezasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı ileri sürülerek, kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf dilekçesinde belirtilen hususların mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı ve kararın usul ve hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdare Dava Dairesince, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü, Oto Hırsızlık Bürosu'nda polis memuru olarak görev yaptığı dönemde, başka bir polis memuruyla birlikte muhafazasına verilerek adliyeye sevk edilen bir şüphelinin kaçmasından dolayı açılan soruşturma neticesinde atfedilen isnadın sübuta erdiği ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8. maddesinin 5. fıkrasının c-(2) alt bendinde düzenlenen fiil kapsamında olduğu değerlendirilen davacının, 20 ay uzun süreli durdurma cezasıyla tecziyesi gerekmekteyse de, anılan Kanun'un 7/2. maddesi delaletiyle bir derece hafif olan "on ay kısa süreli durdurma" cezasının uygulanmasına ilişkin 05/10/2018 tarih ve 3219 sayılı İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İlk derece Mahkemesince "...davacının adliyeye sevkinden sorumlu olduğu şahsın adliye içerisindeki kalabalıktan faydalanarak firar ettiği, davacı ve ekip arkadaşının çabalarıyla şüphelinin aynı gün yakalanarak hakim karşısına çıkarıldığı, dolayısıyla davacının uhdesinde bulunan şüphelinin firar etmesi olayında, davacının "uyanık davranmadığı" ve "önlem almadığı" hususunun yeterli ve somut delillerle ortaya konulamadığı, dolayısıyla davacıyla isnat edilen fiilin sübuta ermediği sonucuna varılmakta olup davacının 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8/5-c-2. maddesi uyarınca "yirmi ay uzun süreli durdurma" cezası ile cezalandırılması gerekmekte ise de, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7/2.maddesi uyarınca "on ay kısa süreli durdurma" cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; "Disiplinsizlik kasten veya taksirle oluşabilir." denirken, "Disiplin Cezaları" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde Uzun Süreli Durdurma cezası: "Personelin bulunduğu kademede ilerlemesinin oniki, onaltı, yirmi veya yirmidört ay süre ile durdurulması" şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin 2. fıkrasında; "Kurumda geçmiş hizmetleri sırasında çalışmaları olumlu bulunan ve iyi veya çok iyi derecede değerlendirme puanı alan personel için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir." hükmü düzenlenirken, anılan Kanun'un müteakip "Disiplin Cezası Verilecek Fiiller" başlıklı 8. maddesinin 5. fıkrasının c-(2) numaralı alt bendinde düzenlenen "Muhafazası veya sevkiyle yükümlü bulunduğu şüpheli, sanık, tutuklu veya hükümlünün uyanık davranmamak ya da önlem almamak yüzünden kaçmasına neden olmak ya da yakalama görevini savsaklamak" fiili, 20 ay uzun süreli durdurma cezasını gerektiren haller arasında sayılmıştır.
Öte yandan; ilk bakışta 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22/2. maddesinde yer verilen "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklindeki tanımdan hareketle, 7068 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 5/c-2 alt bendinde düzenlenen disiplin suçunun unsurlarının, "dikkat" ve "özen" yükümlülüklerine aykırılıktan ibaret olduğu izlenimine yol açılmakta ise de, yasa koyucunun söz konusu disiplin cezasını düzenleyen Kanun hükmünde ayrıca yer verdiği "Uyanık davranmamak" ibaresiyle, aynı fiil nedeniyle disiplin hukuku açısından öngördüğü suçun oluşumu için farklı bir unsur daha belirlediği, bu ibarenin ise "Dikkat" ve "Özen" yükümlülüğünü de kapsayan daha geniş bir anlam taşıdığı açıktır.
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.
Bu bakımdan, disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatla belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmakta; soruşturma ve cezalandırma aşamalarında bu ilkeler çerçevesinde hareket edilip, disiplinsizlik şeklinde düzenlenen eylemin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabit olduğu ispatlanmak suretiyle eyleme uygun disiplin cezası hükmünün tayin ve uygulanmasına gidilmekte; bu yolla idareye yaptırım uygulama konusunda tanınan takdir hakkının, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerine uygun şekilde kullanılması amaçlanmaktadır.
Somut olayda; bir oto hırsızlığı olayının şüphelisi olarak göz altına alınan şahsın, 30/05/2018 tarihinde adli işlemleri yapılmak üzere davacının içinde bulunduğu ekibe teslim edildiği, savcılık makamınca tutuklama talebiyle sevkedildiği Sulh Ceza Hakimliği kaleminde evrak işlemleri yapılırken koridordaki yoğunluk ve kalabalığı fırsat bilen şüphelinin saat 15:00 sıralarında firar ettiği ancak aynı gün saat 21:50 sıralarında davacı ve diğer ekip arkadaşı tarafından yakalanarak adli makamlara teslim edildiği, soruşturma kapsamında alınan ifadelerinde davacının özetle "Şahıs hakkındaki tanzim edilen evraklarla ilgilenmemiz sebebiyle şüpheli M.K.'nın, yoğunluk ve kalabalıktan faydalanarak bir anlık boşlukta adliyeden firar ettiğini farkettik" şeklinde beyanda bulunduğu, ekipte görevli ekip amir vekilinin de aynı doğrultuda ifade verdiği, muhakkik tarafından özetle "Şüphelinin aynı gün yakalanarak adli makamlara teslim edilmiş olduğu ve olayda kasıtlarının bulunmadığı" kanaatiyle ceza tayinine mahal olmadığı teklif edilmiş ise de, 7068 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 5. fıkrasının c-(2) numaralı alt bendinde düzenlenen disiplin suçunun sübuta erdiğini değerlendiren disiplin kurulu tarafından, aynı Kanun'un 7/2 maddesi hükmüne binaen bir derece hafif ceza uygulanan davacının, bakılmakta olan davayı açtığı görülmektedir.
Dosya içeriğindeki bilgi ve belgeler, yukarıdaki mevzuat hükümleri ve açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde; davacının içinde bulunduğu ekibe teslim edilen şüphelinin, adliyedeki evrak işlemlerinin yapıldığı sırada kaçmaması için (kelepçe takılmış olsa dahi) memurlardan biri evrak işleriyle ilgilenirken diğerinin şahsa nezaret etmesinin, kolluk hizmetleri açısından sıradan bir önlem anlamına geldiği, dolayısıyla şüpheliden sorumlu polis ekibinde yer alan davacıdan da bu ve benzeri önlemleri almasının beklenebileceği sabit olup, davacıya yöneltilen disiplin suçu açısından kasıt unsuru aranmadığı gibi firar eden şüphelinin aynı gün içerisinde yakalanmasının da disiplin suçu açısından hukuka uygunluk sebebi teşkil etmediği dikkate alındığında, davacıya isnat edilen disiplin suçunun tüm unsurlarıyla vuku bulduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; sübuta erdiği anlaşılan eylem karşılığında davacının bir derece hafif olan disiplin cezası ile tecziyesine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık; dava konusu işlemin iptaline ilişkin istinaf konusu kararda ise isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; istinaf talebinin kabulüne, İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 13/06/2019 tarih ve E:2018/2278, K:2019/1402 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan 160,20-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf safhasında davalı idarece yapılan 54,20-TL posta gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle istinaf aşamasında alınmayan 121,30-TL istinaf başvurma harcının davacıdan tahsili için Mahkemesince ilgili vergi dairesine harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, posta gideri avansından varsa artan kısmın mahkemesince taraflara iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45/6. ve 46.maddeleri uyarınca temyizi kabil olmamak üzere kesin olarak, 03/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)