(2709 S. K. m. 2, 125) (2577 S. K. m. 17)
İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul Ticaret Borsasında memur olarak görev yapan davacının, idarenin haksız ve sistematik baskısı(mobbing)sonucu fiziki ve psikolojik olarak rahatsızlanması nedeniyle uğradığı öne sürülen 400.000,00-TL manevi zararının tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; manevi tazminat isteminin 250.000,00-TL'lik kısmının kabulü ile bu tutarın davanın açıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine ilişkin İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin 21/11/2018 gün ve E:2018/283, K:2018/2157 sayılı kararının; davalı idare vekili tarafından, hukuka aykırı olduğu, mobbing iddialarının gerçeği yansıtmadığı, davacının hakkında yapılan bazı işlemlere karşı açtığı davaların ret ile sonuçlandığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, bu miktarın sebepsiz zenginleşmeye yol açacağı, yaptığı suç duyurularıyla ilgili takipsizlik kararları verildiği ileri sürülerek "kabule ilişkin kısmının; davacı vekili tarafından ise; yıllardır süregelen bir mobbing uygulamasının bulunduğu, bakılan dava devam ederken dahi müvekkilinin idarenin haksız işlemlerine maruz kaldığı, idarenin sistematik haksız işlemleri nedeniyle psikolojik tedavi alındığı, buna ilişkin adli tıp raporunun bulunduğu, hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğu ileri sürülerek" redde ilişkin kısmının" kaldırılması ve istinaf yoluyla işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ve istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdare Dava Dairesi'nce; davacı vekilinin istinaf aşamasındaki duruşma istemi 2577 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca yerinde bulunmayarak işin gereği görüşüldü:
Dava dosyasının istinaf tekemmülünün sağlandığı anlaşıldığından, davalı idarenin istinaf aşamasındaki yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.
Davalı idarenin istinaf isteminin irdelenmesi:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi yada manevi zararlarının karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, kural olarak hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.
Bu kapsamda; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Bu çerçevede, idarelerin işlemlerinden kaynaklanan maddi zararlarının tazmini bakımından işlemlerin hukuka aykırı olarak tesis edilmeleri, bu işlemlerden kaynaklanan gerçek maddi zararlardan hukuksal olarak sorumluluk bakımından yeterli olmakla birlikte; yerleşik yargısal içtihatlarla işlemlerin neden olduğu manevi zararlardan idarelerin hukuksal olarak sorumlu tutulabilmeleri için salt işlemlerin hukuka aykırı olmaları yeterli görülmemiş; hukuka aykırılıkların "ağır hizmet kusuru" oluşturması bir koşul olarak kabul edilmiştir.
Diğer yandan manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir.
Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekir.
Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, takdir edilecek tutarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir ağırlıkta olması gerekmektedir.
Manevi tazminat, evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuru da ön plana alınmaktadır.
Gelişen hukuktaki bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde, tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır.
Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.
İdare mahkemesince; "...insanlık onurunun korunması olgusu ile sebepsiz zenginleşme yasağı arasındaki denge de gözetilmek suretiyle, davalı idarece tesis edilen idari işlem ve eylemlerle sistematik olarak yaklaşık 7 yıl süreyle ağır bir psikolojik tacize(mobbinge) maruz kalan ve bu nedenle psikolojik durumu bozulan davacının oluşan manevi zararının karşılanması ve bir yanda da insan haysiyetini kırıcı ağır sonuçları olan işyerinde psikolojik taciz gibi tasarrufların etkin bir şekilde cezalandırılması amacıyla takdiren (sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarda olmadığı kanısına varılan)250.000,00-TL'nin (iki yüz elli bin Türk lirasının) davalı idare tarafından davacıya ödenmesi(ne).." karar verilmiştir.
Dairemiz tarafından, mahkemesince hükmedilen 250.000,00-TL manevi zararın davacı yönünden sebepsiz zenginleşmeye yol açacak nitelikte bulunduğu değerlendirilmiştir.
Davacıya yönelik uygulamaların sürdüğü dönemin uzunluğu, tekrar edegelen işlem ve işyeri uygulamaları, bunların davacının kişiliğine, sosyal ve iş ilişkileri ile aile ilişkilerine etkileri, davacının yaşadığı ruhsal sorunlar ve davacıya yönelik işyerinde psikolojik tacizden kaynaklanan hizmet kusurunun ağırlığı ve benzer uyuşmazlıklardaki yerleşik yargısal uygulamalar gözönünde bulundurulduğunda; davacının manevi tazminat isteminin takdiren 20.000,00-TL kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının ise reddine hükmetmek gerekmiştir.
Bu bağlamda, mahkemesince hükmedilen 250.000,00-TLmanevi tazminata yönelik:
-Davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile mahkeme kararının 230.000,00-TL'lık kısmının kaldırılmasına, ve bu kısım yönünden davanın reddine,
-Davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun kısmen reddine (mahkeme kararının 20.000,00-TL'lık kısmına yönelik olarak) karar vermek gerekmiştir.
Davacının istinaf isteminin irdelenmesi:
Yukarıda yer alan hukuksal değerlendirmeler davacının istinaf isteminin reddine karar vermeyi zorunlu hale getirmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
-İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin 21/11/2018 gün ve E:2018/283, K:2018/2157 sayılı kararının, davanın kısmen reddine ilişkin bölümüne yönelik davacının istinaf başvurusunun oybirliğiyle reddine,
-İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin 21/11/2018 gün ve E:2018/283, K:2018/2157 sayılı kararının, davacıya toplam 250.000,00-TL manevi tazminat ödenmesine ilişkin hüküm fıkrasının 230.00,00-TL'lık kısmına yönelik davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının bu kısmının kaldırılmasına ve hükmün bu kısmı yönünden davanın oybirliğiyle reddine,
-İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin 21/11/2018 gün ve E:2018/283, K:2018/2157 sayılı kararının, davacıya toplam 250.000,00-TL manevi tazminat ödenmesine ilişkin hüküm fıkrasının 20.00,00-TL'lık kısmına yönelik davalı idarenin istinaf başvurusunun oyçokluğuyla reddine,
-Hükmedilen manevi tazminat miktarının (20.000,00-TL) toplamı üzerinden binde 68,31 oranında hesaplanan 1.366,20-TL nispi karar harcından, peşin alınan 35,90-TL mahsup edildikten sonra kalan 1.330,30-TL'nin davalı idareden tahsili için ilgili Vergi Dairesine müzekkere yazılmasına,
-Aşağıda dökümü yapılan 386,40-TL davacı yargılama giderinin davadaki haklılık durumuna göre 19,32-TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmını oluşturan 367,08-TL'nin ise davacı üzerinde bırakılmasına,
-İstinaf aşamasına ait davalı idarece yapılan 207,90-TL posta giderinin davadaki haklılık durumuna göre 197,505-TL'sinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, bakiye kısmını oluşturan 10,395-TL'sinin ise davalı idare üzerinde bırakılmasına,
-Hükmedilen manevi tazminat tutarları üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10 ve 13. maddeleri uyarınca belirlenen 2.400,00.-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, yine 2.400,00-TL vekalet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
-Davalı idareden istinaf aşamasında fazladan alınan 44,40-TL harcın istemi halinde iadesine,
-Artan posta avansının resen taraflara iadesine, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 02/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU
Dava dosyasında mevcut bütün bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, mobbing iddiasına dayalı manevi tazminat için gerekli şartların mevcut olmadığı kanaatiyle, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle, 20.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine yönelik hüküm fıkrasına katılmıyorum. (¤¤)