(657 S. K. m. 7) (4688 S. K. m. 1)
İSTEMİN ÖZETİ: Gaziantep 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 12/04/2018 tarih ve E:2017/1600, K:2018/456 sayılı kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 5.İdari Dava Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava, Gaziantep ili, Şahinbey ilçesi Mehmet Rüştü Uzel Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'nde öğretmen olarak görev yapan davacının, 12 Ekim 2015 tarihinde üyesi olduğu sendikanın aldığı karar gereği işe gitmediği ve 12 Ekim 2015 tarihinde bir siyasi parti aleyhine sloganların atıldığı siyasi içerikli bir yürüyüşe ve/veya akabinde yapılan basın açıklamasına katıldığından bahisle hakkında başlatılan soruşturma sonucunda tevhiden ''1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması'' cezasıyla tecziye edilmesine ilişkin 08.06.2017 tarih ve 2017/72 sayılı Gaziantep Valiliği İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince; uyuşmazlıkta, davacıya verilen bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiilin 12.10.2015 günü bir siyasi parti aleyhine sloganlar atma ve siyesi içerikli yürüyüşe katılma mı yoksa siyasi içerikli basın açıklamasına katılma mı olduğunun açık ve net belirtilmediği, yani cezaya esas alınan fiilin ne olduğu noktasında tereddüt oluştuğu, bu yönleriyle işlemin belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği anlaşıldığından davacı hakkında bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Davalı idare; davacının katıldığı eylemin sendikal eylem kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, eylemin siyasi amaç taşıdığının açık olduğu, tesis edilen işlemin hukukun ve mevzuatın gereği olduğunu ileri sürmekte ve mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden, Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde öğretmen olarak görev yapan davacının, 12 Ekim 2015 tarihinde üyesi olduğu sendikanın aldığı karar gereği mazeretsiz olarak işe gitmemek ve derslere girmemek suretiyle öğrencilerin eğitim alma hakkını engellediği, 12 Ekim 2015 tarihinde bir siyasi parti aleyhine sloganların atıldığı siyasi içerikli bir yürüyüşe ve/veya akabinde yapılan basın açıklamasına katıldığı iddiaları nedeniyle hakkında yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen raporla, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/C-(b),D-(o) maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği ve fiillerin karşılığı tevhiden bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği, İl Milli Eğitim Disiplin Kurulunun 08/06/2017 tarihli ve 2017/72 sayılı kararı ile bu teklifin kabul edildiği, bunun üzerine davacının durumu (Gaziantep İl Milli Eğitim Disiplin Kurulunun 08/06/2017 tarih ve 2017/72 sayılı kararının alt kısmında yer alan) bila tarih ve bila sayılı Gaziantep Valiliği işlemi ile değerlendirilerek davacının 657 sayılı Yasanın 126. maddesi uyarınca 1 yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi üzerine, anılan işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 7. maddesinde; "Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar." kuralına, 26. maddesinde "Devlet memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelipte Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır." kuralına yer verilmiş,125/D-o maddesinde, "Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak." fiili kademe ilerlemesini durdurma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında, aynı Kanunun 125/C-b maddesinde ise "Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek" fiilinin aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.
Öte yandan, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını belirlemek ve toplu sözleşme yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." hükmü yer almış, 3/f maddesinde, sendikanın, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları ifade edeceği belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü” başlıklı 11. maddesinde ise; “1) Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir. 2) Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.” hükmü bulunmaktadır.
Anılan sözleşme kapsamında başvurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Karaçay-Türkiye davasında; (27 Mart 2007 tarihli, Başvuru No:6615/03) Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nda elektrik mühendisi olan davacının, üyesi bulunduğu sendika tarafından memur maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek ve kamuoyu oluşturmak maksadıyla 5 Eylül 2002 tarihinde İstanbul’da yapılan eyleme katıldığından bahisle uyarma cezasıyla cezalandırılmasının ve verilen uyarma cezasının “demokratik toplumda gerekli olmadığı” ve bu ceza nedeniyle AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar verdiği, Urcan Ve Diğerleri/Türkiye Davası (17 Temmuz 2008 23018/04 sayılı) kararında da; aynı mahkeme, başvuranların Eğitim-Sen sendikasının çalışma koşullarının iyileştirilmesine dikkat çekmek amacıyla düzenlediği bir günlük greve katıldıkları için sonradan para cezasına çevrilen mahkumiyet cezasına çarptırıldıklarını ve geçici olarak kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarını belirterek, başvuranlara Türk Ceza Kanunu uyarınca cezai yaptırım uygulanmasının "demokratik bir toplum için gerekli olmadığı" sonucuna varmıştır.
Yine, Satılmış Ve Diğerleri/Türkiye davası'nda ise; (17 Temmuz 2007 74611/01); İstanbul Boğaz Köprüsü'nde görevli gişe memurları olan davacıların işi yavaşlatma eylemi nedeniyle haklarında açılan tazminat davası sonucu ortaya çıkan zararı ödemek zorunda kalmalarının, varılmak istenilen amaçla orantılı bulunmadığına ve "demokratik bir toplum için gerekli olmadığına" kanaat getirmiş ve kararın verildiği tarihte ayrıca kamu görevlilerinin örgütlenme hakkının sınırlı olduğu ve içerisinde bulundukları olumsuz koşulların kamuoyuna duyurulması için başka bir seçenekleri olmadığı belirtilmiştir.
Diğer taraftan, Türkiye'nin de onayladığı 87 no'lu ILO Sözleşmesinin 3. maddesinde de; çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahip oldukları ve kamu makamlarının bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmaları gerektiği düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin iyileştirilmesi amacını taşıyan eylemlerin AİHS'nin 11. maddesi kapsamında korunması gerekmekle birlikte, sendika kararı bulunsa dahi, yukarıdaki amaçları gerçekleştirmeye yönelik olmayan eylemlerin AİHS'nin 11. maddesi kapsamında korunması gereken haklardan olmadığı açıktır.
Olayda; davacının, 12 Ekim 2015 tarihinde yapılan ve sendikal faaliyet kapsamında olmadığı tartışmasız olan eyleme ve basın açıklamasına katılması sonucu özürsüz olarak bir gün görevine gitmediği sabit olduğundan, disiplin cezası ile cezalandırılması gerekmekte ise de; dosyada yer alan tüm bilgi ve belgeler ile soruşturma dosyası incelendiğinde; davacının eylem alanında parti amblemi içerir reklam, fotoğraf, afiş vb. taşıdığına veya yazı, slogan vb. ifadeler kullandığına dair herhangi bir somut bilgi ve belgenin dosyada yer almadığı, davacının salt basın açıklamasına katıldığı dikkate alındığında, davacının eyleminin "herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak" olarak değerlendirilmeyeceği açıktır.
Buna göre, davacının eyleminin 657 sayılı Kanun'un 125/D-o maddesinde yer alan "herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak" şeklindeki suç tanımına uymadığı, diğer bir ifadeyle, Kanun'un 125/D-o maddesi ile örtüşmediği ve disiplin hukukunda yer alan tipiklik şartının gerçekleşmediği, davacının anılan fiilinin ancak 657 sayılı Kanun'un 125/C-b maddesi kapsamında değerlendirilebileceği ve disiplin cezasına konu edilebileceği anlaşıldığından, dava konusu "1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasında hukuka uyarlık, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen idare mahkemesi kararında ise sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Seri davalarda ücret" başlıklı 22. maddesinde, “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine hükmedilir.” düzenlemesi yapılmıştır.
Gerek Anayasanın 141. maddesinde, “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklinde ifade edilen temel ilkeye işlerlik kazandırılması, gerek Avukatlık Kanunundaki vekalet ücretini, avukatın emek ve mesaisine bağlayan ilke, gerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer alan “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin her biri için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine hükmedilir.” şeklindeki düzenlemeyi iptal eden Danıştay 8.Dairesininin ortaya koyduğu; “seri davalarda bir dava dilekçesi düzenlenerek, diğer davalara ait dava dilekçelerinin önce hazırlanmış olan dava dilekçesinin sadece bazı yerleri boş bırakılarak bu boşluklar doldurulmak suretiyle hazırlandığının uygulamadan bilinen bir husus olması karşısında avukatların seri davalarda her bir dava için aynı derecede emek, çaba ve zaman harcadığından söz edilemeyeceğinden bu davalara ilişkin avukat ücretinin, hakkaniyet ilke ve ölçüleri içerisinde adil ve kademeli bir şekilde düzenlenmesi gerekirken iptali istenilen Tarife maddesinde, seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde her bir dava için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz yükümlülük getiren düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.” şeklindeki gerekçelerle, tarifelerle belirlenen sayıyı aşan seri davalarda vekalet ücretinin kademeli olarak azaltılması suretiyle, davalarda avukatın harcadığı emekle alacağı ücret arasında adil bir dengenin sağlanması, böylece yargıya erişim hakkının önündeki engellerin kaldırılması amaçlanmıştır.
UYAP ortamında yapılan sorgulama neticesinde, iş bu kararın verildiği tarih itibarıyla ..... Sendikasınca üyeleri adına sendikanın aldığı karar sebebiyle eylemlere katılan personellerle ilgili olarak tesis edilen disiplin cezalarının iptali istemiyle açılmış olan davalarda verilen ilk derece mahkemesi kararlarından Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi'ne istinaf incelemesi için gelen dosya sayısının toplamda 150’den fazla olduğu, aynı olay ve aynı hukuki sebepten kaynaklanan söz konusu davaların seri dava niteliğinde olduğu, bu durumda bakılmakta olan dava ile aynı istemle açılmış çok sayıda dosya bulunduğu, dolayısıyla seri dava niteliğinde olduğu anlaşılan uyuşmazlık için, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmeyecek biçimde ve taraf vekillerinin harcadığı emek dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, hüküm fıkrasının vekalet ücretine yönelik kısmının; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen tam ücretin %30’u oranında vekalet ücreti hesaplanmak suretiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 22. maddesi uyarınca tam ücretin %30'u üzerinden belirlenen 327,00 TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine şeklinde düzeltilerek istinaf başvurusunun reddedilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, istinafa konu idare mahkemesi kararı sonucu itibariyle hukuka uygun olduğundan, istinaf başvurusunun kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle ve kararın yukarıda belirtildiği şekliyle düzeltilerek reddine, istinaf aşamasında yapılan ve posta giderinden ibaret 32,50.-TL yargılama giderinin başvuruda bulunan davalı idare üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan miktarın istinaf talebinde bulunan tarafa iadesine, 04/04/2019 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)