(2577 S. K. m. 45) (657 S. K. m. 125)
İSTEMİN ÖZETİ: Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/12/2017 tarih ve E:2017/1022, K:2017/3383 sayılı kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 5.İdari Dava Dairesi'nce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; A1 Koşuyolu Ortaokulunda öğretmen olarak görev yapan davacının, 14, 15, 21, 22 ve 29 Aralık 2015 tarihlerinde göreve gelmemesi nedeniyle aylıktan kesme disiplin cezası ile tecziyesine yönelik tesis edilen 29/03/2017 tarih ve 160 sayılı işlemin iptali ile söz konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; davacıya isnat edilen eyleme karşılık gelen aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve halin hangi kanunun hangi maddesinde yer alan tanıma uyduğunun açıkça ortaya konulması gerekirken herhangi bir madde ve bent belirtilmeksizin "1/30 oranında aylıktan kesme cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde konu yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından davacının dava konusu işlem nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarına ilişkin maddi zararlarının kesinti tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, görevinden uzaklaştırılmasından sonra düzenlenen 20/02/2017 tarih ve 9144/4.4.11 sayılı disiplin soruşturması raporu uyarınca cezalandırılan davacının, disiplin cezası verme yetkisinin zaman aşımına uğradığı iddiası, 31/06/2017 tarih ve 29787 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinde yer alan; "15/7/2016 tarihinden sonra milli güvenlik gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan kamu görevlileri hakkında ilgili mevzuatında öngörülen soruşturma açma süreleri olağanüstü hal süresince uygulanmaz." hükmü uyarınca yerinde görülmediği, dava konusu işlemin iptali ile davacının tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Davalı idare; verilen kararın hukuka ve usule aykırı olduğu, ceza verilmeden önce savunma istem yazısında disipline aykırı fiilin sevk maddesi olan 657 sayılı Kanunun 125. maddesinin C bendinin a ve b alt bentlerinin belirtildiği ve bu kapsamda savunma alındığı, bilahare disiplin suçu sabit görülerek aynı madde kapsamında davacının tecziyesine karar verildiği, disiplin cezası verilemeyeceğine dair emsal gösterilen Danıştay kararlarının, kişinin göreviyle ilgili şahsen ya da genel kamu çalışanının maddi, manevi, sosyal ya da hukuksal mağduriyeti durumunda sendikal eylem kararlarından dolayı görevine gelmeyen memura ceza verilemeyeceği yönünde olduğu, ancak işbu davanın konusu işlemin dayanağı diplin soruşturmasının konusunu oluşturan davacı eylemi ile davacının üyesi olduğu sendika kararının gerekçesi ve konusunun bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini ileri sürmekte ve kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/C-a maddesinde; "Kasıtlı olarak; verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak, hor kullanmak" fiili, 125/C-b maddesinde ise; "Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek" fiili aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.
Disiplin cezası verilmesine dayanak teşkil eden eylemin tereddüde yer bırakmayacak şekilde delilleriyle ortaya konulması, bu eylemlerin disiplin cezası gerektiren ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinde sayılan hangi fiil ve haller kapsamında görüldüğünün belirtilmesi disiplin hukukunun esasına ilişkin en temel iki öge olup, ancak bu iki verinin davalı idarece işlemin tesisinde açıkça ortaya konulması veya dosya kapsamından tereddüte yol açmayacak şekilde anlaşılması durumunda, gerek eylemin sübut bulup bulmadığı, gerekse sübut bulan eylemin ceza verilmesini gerektirir fiil veya hal kapsamında olup olmadığı yargı merciince incelenerek hukukilik denetimi yapılabilecektir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Adıyaman, Artvin, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır ve Van illerinde görev yapan bazı öğretmen ve yöneticilerin 14, 15, 21, 22 ve 29 Aralık 2015 tarihlerinde özürsüz olarak okuldaki görevlerine gelmedikleri veya göreve geldikleri halde görevlerini tam ve zamanında yapmadıkları hususunda soruşturma başlatıldığı, bu kapsamda davacı hakkında Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından yürütülen disiplin soruşturması sonucunda düzenlenen 20/02/2017 tarih ve 9144/4.4.11 sayılı raporda getirilen teklif doğrultusunda davacının 1/30 oranında aylıktan kesme disiplin cezası ile tecziyesine karar verilmesi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bakılan davada, dava konusu işlemde davacı hakkındaki disiplin cezasının hangi maddenin hangi bendi uyarınca verildiğinin belirtilmemesi nedeniyle suç ve cezanın belirginliği ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle İdare Mahkemesince işlemin iptaline karar verilmiş ise de, anılan işlemde davacı hakkında disiplin cezasına konu edilen fiillerin ne olduğunun açıkça ifade edilmiş olması ve disiplin soruşturma raporuna ilgi tutulması, soruşturma raporunda davacı hakkında 657 sayılı Kanun'un 125/C (a) ve (b) maddeleri uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme cezası önerisi getirilen fiiller ile disiplin cezası işleminde cezaya konu edildiği belirtilen fiillerin aynı olması nedeniyle, dava konusu işlemde suç ve cezanın belirginliği ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşıldığı, dava konusu işlemin davacının 14, 15, 21, 22 ve 29 Aralık 2015 tarihlerinde özürsüz olarak okuldaki görevine gelmemesi ve göreve gelmesine rağmen görevini tam ve zamanında yapmaması nedeniyle 657 sayılı Kanun'un 125/C (a) ve (b) maddeleri uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin olduğunun dosya kapsamından açıkça anlaşılması nedeniyle dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka aykırılık görülmediğinden, idare mahkemesi kararının gerekçesi yerinde bulunmamıştır.
İşin esasına yönelik olarak;
Dava konusu işlemin; davacının, 14, 15, 21 ve 22 Aralık 2015 tarihlerinde özürsüz olarak okuldaki/kurumdaki görevine gelmediği ve/veya göreve geldiği halde görevini tam ve zamanında yapmadığından bahisle disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kısmı yönünden;
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "Zamanaşımı" başlıklı 127. maddesinde; "Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;
a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına,
başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar." hükmü yer almıştır.
Disiplin cezaları kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.
Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatta belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır.
Yukarıda metnine yer verilen hükümle, uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı açık bir şekilde düzenlenmiştir.
Disiplin suçu teşkil eden fiillerle ilgili olarak soruşturmanın belirli usuller çerçevesinde ve belirli sürelere uyulmak suretiyle yapılması, isnada maruz kalanların hukuki güvencesidir. Yukarıda yazılı 657 sayılı Yasa'nın 127. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süreleri de, kişinin sürekli ceza tehdidi altında bırakılmasını önleme, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkabilecek kusurlu davranışların sürüncemede kalmaması, belirlenen bir sürenin geçmiş olmasıyla cezalandırmadan beklenen sosyal faydanın ortadan kalkacağı düşüncesi ve caydırıcılığın sağlanabilmesi amacıyla getirilmiştir. Bu bakımından yukarıdaki metinde yer verilen hükümle düzenlenen ve ilgililer bakımından güvence niteliği taşıyan zamanaşımı süreleri kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle uyulması zorunlu sürelerdir.
Olayda; davacı hakkında disiplin cezası önerisi getirilen ve dava konusu işlemle disiplin cezası verilmesine sebep olan 14, 15, 21 ve 22 Aralık 2015 tarihlerinde göreve gelmeme veya gelmesine rağmen görevin gereklerini yerine getirmeme fiillerinin, niteliği gereği ve ülke çapında uygulanan sendika kararına dayanıyor olması nedeniyle etkileri ile kurum müdürü tarafından gün sonu yapılması gereken işlemler çerçevesinde fiillerin işlenildiği tarihte öğrenileceğinin kuşkusuz olduğu, davacının göreve gelmediği ve/veya gelmesine rağmen görevin gereklerini yerine getirmediğinin, disiplin amiri olan okul müdürü ve dolayısıyla davalı idare tarafından fiillerin işlenildiği 14, 15, 21 ve 22 Aralık 2015 tarihlerinde öğrenilmesine karşın davacı hakkında ancak26/01/2016 tarihli soruşturma oluruna dayalı olarak soruşturmaya başlanıldığı ve disiplin cezası verildiği görülmektedir.
Bu duruma göre, davacının disiplin cezasına konu fiillerinin idarece öğrenildiği 14, 15, 21 ve 22/12/2015 tarihlerinden itibaren 657 sayılı Kanunu'nun 127. maddesi gereğince bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanılması gerekirken, disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğradıktan sonra ve 26/01/2016 tarihli soruşturma oluruna dayalı olarak başlatılan disiplin soruşturması sonucu tesis edilen dava konusu işlemin anılan tarihler nedeniyle davacıya disiplin cezası verilmesine ilişkin kısmında hukuka uyarlık, işlemin bu kısmının iptaline ilişkin idare mahkemesi kararında ise sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.
Dava konusu işlemin; davacının 29/12/2015 tarihinde mazeretsiz olarak göreve gelmemesi nedeniyle 657 sayılı Kanun'un 125/C-b maddesi uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına yönelik kısmına gelince;
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 26. maddesinde "Devlet memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelipte Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır." kuralına yer verilmiş, aynı Kanunun 125/C-(b) maddesinde ise; "Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek" fiili aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.
Öte yandan, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını belirlemek ve toplu sözleşme yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." hükmü yer almış, 3/f maddesinde, sendikanın, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları ifade edeceği belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü” başlıklı 11. maddesinde ise; “1) Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir. 2) Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.” hükmü bulunmaktadır.
Anılan sözleşme kapsamında başvurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Karaçay-Türkiye davasında; (27 Mart 2007 tarihli, Başvuru No:6615/03) Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nda elektrik mühendisi olan davacının, üyesi bulunduğu sendika tarafından memur maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek ve kamuoyu oluşturmak maksadıyla 5 Eylül 2002 tarihinde İstanbul’da yapılan eyleme katıldığından bahisle uyarma cezasıyla cezalandırılmasının ve verilen uyarma cezasının “demokratik toplumda gerekli olmadığı” ve bu ceza nedeniyle AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar verdiği, Urcan Ve Diğerleri/Türkiye Davası (17 Temmuz 2008 23018/04 sayılı) kararında da; aynı mahkeme, başvuranların .......... sendikasının çalışma koşullarının iyileştirilmesine dikkat çekmek amacıyla düzenlediği bir günlük greve katıldıkları için sonradan para cezasına çevrilen mahkumiyet cezasına çarptırıldıklarını ve geçici olarak kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarını belirterek, başvuranlara Türk Ceza Kanunu uyarınca cezai yaptırım uygulanmasının "demokratik bir toplum için gerekli olmadığı" sonucuna varmıştır.
Yine, Satılmış Ve Diğerleri/Türkiye Davası’nda ise; (17 Temmuz 2007 74611/01); İstanbul Boğaz Köprüsü'nde görevli gişe memurları olan davacıların işi yavaşlatma eylemi nedeniyle haklarında açılan tazminat davası sonucu ortaya çıkan zararı ödemek zorunda kalmalarının, varılmak istenilen amaçla orantılı bulunmadığına ve "demokratik bir toplum için gerekli olmadığına" kanaat getirmiş ve kararın verildiği tarihte ayrıca kamu görevlilerinin örgütlenme hakkının sınırlı olduğu ve içerisinde bulundukları olumsuz koşulların kamuoyuna duyurulması için başka bir seçenekleri olmadığı belirtilmiştir.
Diğer taraftan, Türkiye'nin de onayladığı 87 no'lu ILO Sözleşmesinin 3. maddesinde de; çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahip oldukları ve kamu makamlarının bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmaları gerektiği düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin iyileştirilmesi amacını taşıyan eylemlerin AİHS'nin 11. maddesi kapsamında korunması gerekmekle birlikte, sendika kararı bulunsa dahi, yukarıdaki amaçları gerçekleştirmeye yönelik olmayan eylemlerin AİHS'nin 11. maddesi kapsamında korunması gereken haklardan olmadığı açıktır.
Bakılan davada; Diyarbakır İlinde öğretmen olarak görev yapan ve sendika üyesi olan davacının, KESK'e bağlı .......... Merkez Yürütme Kurulunun 25.12.2015 tarih ve 12 sayılı kararı doğrultusunda 29 Aralık 2015 tarihinde okuldaki görevine gelmediğinin tespit edilmesi üzerine açılan soruşturma sonucu disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu okul müdürlüğü işleminin tesis edildiği, anılan sendika kararının 22.12.2015 gün ve 92 sayılı Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK) Yürütme Kurulu kararına dayanılarak alındığı ve söz konusu eylemin, bölücü terör örgütünün şehir merkezlerinde açtığı hendeklerin kapatılması, kent merkezlerindeki terör örgütü varlığının sonlandırılarak hayatın normale döndürülmesi amacıyla güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyonların ve bu kapsamda oluşan çatışma ortamının "savaş" olarak nitelendirilmesi suretiyle ve anılan operasyonların sonlandırılması talebiyle "Savaşa Hayır, Barışı Savunacağız" sloganı altında yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kamu görevlilerinin, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin ve bu kapsamda özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi, bu konulara dikkat çekilmesinin ve kamuoyu oluşturulmasının sağlanması amacıyla ve başka seçeneklerinin bulunmaması durumunda üyesi bulundukları sendikaların aldıkları kararlar uyarınca işi bırakma eylemlerine ilgili mevzuatına uygun olarak katılmaları nedeniyle disiplin cezaları ile cezalandırılmalarının demokratik bir toplumda gerekli olduğundan söz edilemeyeceği tartışmasızdır.
Ancak, uyuşmazlık konusu olayda, davacının görevine gelmeme nedeninin, güvenlik güçleri tarafından yürütülen terörle mücadele faaliyetlerinin "savaş" olarak nitelendirilmesi suretiyle ve anılan terörle mücadele faaliyetin sonlandırılmasını sağlamak amacıyla yapılan eyleme katılmak olduğu hususu sabit olup, kamu görevlilerinin, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin ve bu kapsamda özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi amacını taşımayan 29 Aralık 2015 tarihli eyleme katılan ve bu nedenle görevine gelmeyen davacının, 657 sayılı Kanun'un 125/C-b maddesi uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu işlemin davacının 14, 15, 21, 22 ve 29/12/2015 tarihlerinde göreve gelmeme veya gelip de görevin gereklerini yerine getirmeme fiilleri nedeniyle tek bir aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin olduğu, davacının disiplin cezasına konu fiillerinden yalnızca 29/12/2015 tarihinde göreve gelmeme nedeniyle 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı görülmekte ise de, anılan fiilin davacıya 1/30 oranında aylıktan kesme cezası verilmesi için tek başına yeterli olması nedeniyle işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun kabulü ile, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/12/2017 gün ve E:2017/1022, K:2017/3383 sayılı kararın kaldırılmasına, yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan 148,25.-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, posta giderinden ibaret 73,00.-TL istinaf gideri ile kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.362,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle istinaf başvurusu sırasında alınmayan 98,10.-TL istinaf başvuru harcının 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca davacıdan tahsili için mahkemesince ilgili mercie müzekkere yazılmasına, dava ve istinaf gideri için tahsil edilen paranın kullanılmayan kısmının ilgilisine iade edilmesine, 30/04/2019 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)