(2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının Mersin İli, Erdemli İlçesi, Sorgun Mahallesi, İmrahor Mevkii, 101 ada, 1256 parsel sayılı taşınmaza, yol açmak ve ağaçları sökmek suretiyle tecavüz ettiğinden bahisle tecavüzün men'ine ilişkin Erdemli Kaymakamlığının 06/12/2018 tarih ve 31 Sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davada; davalı idarece, uyuşmazlık konusu yerin zilyetliğine ilişkin muhtarın ve bölgede yaşayan diğer kişilerin ifadelerine başvurulması gerekirken bu yönde bir tespit yapılmaksızın yalnızca taşınmazın mevcut tapu kaydındaki sahiplik durumundan hareketle eksik soruşturma sonucunda düzenlenen fezlekeye dayalı olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle Mersin 2. İdare Mahkemesi'nce verilen dava konusu işlemin iptaline ilişkin 10/07/2019 gün ve E:2019/394, K:2019/753 Sayılı kararın; davalı idare vekilince, davalı idarece gerekli araştırma ve incelemeler yapılarak verilen men kararının, mahkemece yeterli inceleme, araştırma ve keşif yapılmaksızın ve davacı ile dava dışı şikayetçinin zilyetliğine ilişkin herhangi bir tespitte bulunulmaksızın iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla istinaf yolu ile kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: İdare mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenerek kaldırılabilmeleri 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
SONUÇ: Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Mahkeme kararı ve dayandığı gerekçe, hukuk ve usule uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığından, istinaf başvurusunun reddine, istinaf aşamasında yapılan 76,90-TL yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin mahkemesince davalı idareye iadesine, 2577 Sayılı Kanun'un 45. Maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olmak üzere 16/06/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Dava, L.'in şikayeti sonrasında C. hakkında 3091 Sayılı Kanun kapsamında alınan men kararının iptaline karar verilmesi talebi ile açılmıştır.
İlk derece mahkemesince özetle "davalı idarenin uyuşmazlık konusu yerin zilyetliğine ilişkin muhtarın ve bölgede yaşayan diğer kişilerin ifadelerine başvurulması gerektiği; bu ifadelere başvurulmadan, sadece tapu kaydındaki sahiplik durumundan hareketle, eksik soruşturma sonucunda düzenlenen fezlekeye dayalı karar alındığı, bu kararın hukuka aykırı olduğu" gerekçesi ile işlemin iptaline karar verildiği görülmektedir.
Bu noktada dava konusu işlemin hukuka uygun olup olmadığının açıklığa kavuşturulabilmesi için; muhtar ile (olay tarihinde var olup olmadığı dahi belli olmayan) bölgede yaşayan kişi(n)lerin ifadesine başvurmanın (bu olay özelinde) zorunlu olup olmadığının, ifadeye başvurmanın uyuşmazlığın sonucu etkileyip etkilemeyeceğinin ele alınması gerekmektedir. Bunun için ise evvelâ uyuşmazlık konusu parselin durumunun incelenmesi icab etmektedir.
a-) Aşağıda Görsel 1'de kenarları kırmızı hat ile işaretlenen 101 ada, 1256 Sayılı parsel, toplam 191980.91 m2 alanlıdır.
Bu yerin, bir nevi yayla niteliğinde olduğu, çevresinde mahalle merkezinin bulunmadığı, parsel üzerindeki yapıların ise yayla evi ve müştemilatı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.¸
Görsel 1: 1256 Sayılı parsel
Niza ise, parselin tamamında değildir. Niza konusu alan, parselin 995 m2'lik kısmına ilişkin olup; aşağıda Görsel 2'de niza konusu 995 m2'lik alan kenarları siyah hatla işaretlenmiştir.
Görsel 2: Niza konusu yer
Niza konusu yerin parsel içindeki konumu dikkate alındığında, "bölgede yaşayan diğer kişiler"in ifadesinin alınması durumunun söz konusu olmayacağı gibi; bölgede yaşayan diğer kişilerin 191980.91 m2 alanlı parselin 995 m2'lik kısmını kimin kullandığı konusunda net bir beyanda bulunmalarının da hayatın olağan akışına göre mümkün görünmediği anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; tarafların kendilerine yapılan tebligattan sonra, soruşturma memuruna dinletecekleri tanıklarını bildirmeleri gerekmektedir. Şayet 191980.91 m2 alanlı parselin 995 m2'lik kısmını kendisinin kullandığını gören üçüncü kişiler (ilk derece mahkemesinin ifadesi ile bölgede yaşayan diğer kişiler) olsa idi, zaten tarafların bunları şahit olarak gösterecekleri ve bu alanı kendilerinin kullandığına şahitlik yapmalarını isteyecekleri izahtan varestedir. Ancak, hem şikayetçinin he de şikayet edilenin bu yönde bir şahit göstermediği görülmektedir.
Öte yandan; tarafların bölgede yaşayan diğer kişiyi şahit olarak beyan etmelerine karşın dinlenmediği yönünde bir iddialarının da bulunmadığı görülmektedir.
Bu durum da, bölgede yaşayan diğer kişilerin bu konuyla ilgisinin - bilgisinin bulunmadığına delâlet etmektedir. Bölgede yaşayan ve bu konuyu (11.11.2018 tarihli müdahaleyi) bilen olsa idi, zaten tarafların bunları tanık olarak dinletecekleri, tarafların dahi tanık gösteremediği bir durumda; soruşturma memurunun "bölgede yaşayan diğer kişi" aramasının ve bulmasının "gerekmediği" sonucuna varılmaktadır.
b-) Bu noktada, "yukarıda Görsel 2'de işaretli niza konusu yerin L. tarafından mı, yoksa C. tarafından mı kullanıldığını, 11.11.2018 tarihinde ve sonrasında bir müdahalenin olup olmadığını muhtarın bilmesi mümkün mü?" sorusunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Parsel, idarî olarak Sorgun Mahallesi sınırları içerisinde kalmaktadır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin ifadesine başvurulmasını istediği muhtar da, haliyle Sorgun Mahallesi muhtarıdır.
Aşağıda Görsel 3'te, Sorgun Mahallesi yerleşimi sarı renk ile, niza konusu yer ise kırmızı renk ile işaretlenmiştir.
Görsel 3: Mahalle yerleşimi ile niza konusu yer arasındaki kuş uçuşu mesafe
Niza konusu yer ile bilgisine başvurulacak muhtarın mahalle yerleşimi arasında kuş uçuşu 6 km mesafe bulunduğu görülmektedir.
Görsel 4'te ise, niza konusu yer ile mahalle yerleşimi arasındaki karayolu mesafesine yer verilmiş olup; karayolu mesafesinin ise, 11.6 km olduğu, bu mesafenin otomobil ile ortalama 28 dk sürdüğü anlaşılmaktadır.
Görsel 4: Mahalle yerleşimi ile niza konusu yer arasındaki karayolu mesafesi
Dolayısıyla muhtarın da, bu kadar uzak mesafede olan 191.980.91 m2 alanlı parselin 995 m2'lik niza konusu kısmını kimin kullandığı, 11.11.2018 günü itibariyle zilyedin C. mi yoksa L. mi olduğu konusunda net bir beyanda bulunmasının hayatın olağan akışına göre mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; muhtarın bu konuda bir bilgisi olsa idi, zaten tarafların muhtarı şahit olarak göstererek muhtarın beyanının alınmasını sağlamaları mümkündü. Ancak ne şikayetçinin ne de şikayet edilenin muhtarı şahit olarak göstermediği dikkate alındığında, kilometrelerce uzakta olan mahalle yerleşiminin muhtarının da bu konuda esasa müessir bir bilgi beyan edemeyeceği kanaatine varılmıştır.
c-) Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin "Soruşturma" başlıklı 28. maddesinde, "Soruşturma memuru, taşınmaz malın bulunduğu yerde sırasıyla önce şikayetçinin, sonra mütecaviz olduğu iddia edilen kişi veya kişilerin, daha sonra tarafların tanıklarının ve gerek gördüğünde doğrudan seçeceği bilirkişiler ile ilgilisine göre Hazine, özel idare ve belediye temsilcilerinin, köy veya mahalle muhtarı ve ihtiyar kurulu üyelerinin ifadesini alarak (...) tesbit yapacağı" hüküm altına alınmıştır.
Mevzuattaki sıralamaya göre, ifadesine başvurulması zorunlu olan kişiler;
1-) Şikâyetçi,
2-) Şikayet edilen,
3-) Şikayetçi göstermiş ise şikayetçinin gösterdiği tanıklar,
4-) Şikayet edilen göstermiş ise şikayet edilenin gösterdiği tanıklardır.
Soruşturma memurunun seçeceği bilirkişiler ile ilgisine göre Hazine, özel idare, belediye temsilcilerinin, muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinin dinlenmesi ise, gerek görülürse yapılacak olan bir iştir.
Yukarıda dört bent halinde sayılan kişilerin ifadesi ile diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde herhangi bir sonuca varılmazsa, bu durumda belirtilen kişiler haricindeki ilgisine göre diğer şahısların ifadesine başvurulmasının nizada sonuca varmayı sağlayacağı kanaatine varılması halinde, muhtarın beyanına başvurulması gerekmektedir. Ancak yukarıda dört bent halinde sayılan kişilerin ifadesi ile diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde bir sonuca varılabiliyorsa, bu durumda muhtarın beyanına başvurulmayı gerektiren bir durum da bulunmamaktadır.
İlk derece mahkemesi kararında ifadesini bulan "bölgede yaşayan diğer kişilerin" ve mahallenin muhtarının ifadesine başvurmanın, bu olayın çözümüne katkı sunmasının mümkün olmadığı; niza konusu 995 m2'lik kısmın konumu göz önünde bulundurulduğunda; "diğer kişi" denen kişilerin ya da muhtarın 11.11.2018 gününden şikayet gününe kadar olan süreçte 995 m2'lik kısmı C.in mi, yoksa L.'in mi kullandığını bilemeyecekleri anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; diğer kişilerden ya da muhtardan bu alanı kimin kullandığını bilenin olması halinde, C.'in veya L.'in diğer kişileri ya da muhtarı şahit olarak göstermelerinin mümkün olduğu; ancak C.'in ve L.'in belirtilen şahısları şahit olarak göstermedikleri dikkate alındığında, "diğer kişi" denen kişilerin ve muhtarın konuyu açıklığa kavuşturacak açıklıkta malumat sahibi olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Dosya kapsamındaki verilere göre konu incelendiğinde ise;
3091 Sayılı Kanun uygulamasında "zilyetlik, taşınmaz mallardan bir yarar sağlamak üzere olanları fiilen hakimiyet altında bulundurma" iken "Zilyed ise, taşınmaz maldan bir yarar sağlamak üzere o taşınmaz malı fiilen hakimiyeti altında bulunduran gerçek ve tüzel kişi"dir.
C.'in özetle, "2014 öncesinde burayı babasının kullandığını, ev yapılması için temel atıldığını, ancak 2014'ten bu yana babasının yatalak olduğunu, babasının yatalak olması sebebiyle 2014'ten bu yana burayı kullanmadıklarını, buraya 1 ay önce yol açtırdığını" beyan ettiği görülmektedir. Nitekim dosyadaki fotoğraflardan da, su basman seviyesine kadar inşa edildiği gözlenen bir temelin bulunduğu, ancak temel atılan yerin kenarlarının tamamen ot ve çalılarla çevrilmiş olmasının temel atılmasına konu yerin uzun süreden beri kullanılmadığına işaret etmektedir.
Şikayetçi L.'in ise, burada evi olduğunu, evini kullandığını, evi ve ev çevresi vesilesiyle yol açılan yeri de kullandığını beyan ettiği görülmektedir.
Dolayısıyla C.'in şikâyete konu tarihten önceki 4 yıl boyunca bu alanı kullanmadığı, diğer bir deyişle buranın zilyedi olma sıfatını 4 yıl öncesinde yitirdiği; şikayetçi bu alanı kullanmakta iken C.'in 4 yıldır kullanmadığı yere gelip yol açtığı anlaşılmaktadır.
Zilyed ve zilyedlik tanımlarına göre, olay tarihinde C.'in taşınmazda fiilen hakimiyetinin bulunmadığı, olay tarihinde fiilî hakimiyetin L. tarafından sürdürüldüğü; diğer bir deyişle olay tarihinde niza konusu yerin zilyedinin L. olduğu anlaşıldığından; olayda C.'in araziye yol açmaya yönelik hafriyat müdahalesi ile 3091 Sayılı Kanun'a göre tecavüzcü konumunda bulunduğu; C. hakkında alınan tecavüzün men'i yönündeki kaymakamlık kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü ile, aksi yöndeki sayın çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)