(213 S. K. m. 114) (4760 S. K. m. 1, 2, 11, 12) (3065 S. K. m. 20)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket tarafından; 2010/8,9,10,11 ve 2011/4 dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı özel tüketim vergisi tarhiyatlarının kaldırılması istemiyle açılan davanın; dava konusu cezalı vergi tarhiyatının dayanağını oluşturan takdir komisyonu kararı incelendiğinde, karara dayanak olabilecek nitelikte yapılan bir araştırma ve tespitin olmadığı, takdir komisyonunun yasal inceleme ve araştırma yetkisini kullanmadığı, Gümrük ve Ticaret müfettişliğince yürütülen soruşturmada elde edilen verilerden hareket ederek matrah takdir ettiği sonucuna varıldığından eksik incelemeye dayalı takdir komisyonu kararına dayanılarak yapılan cezalı tarhiyatlarda hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren, İstanbul 1. Vergi Mahkemesi'nin 31/10/2017 tarih ve E:2017/78, K:2017/2250 Sayılı kararına, davalı idarece istinaf başvurusunda bulunularak; kararın hukuka uygun olmadığı iddialarıyla kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce; İstanbul 1. Vergi Mahkemesi'nin 31/10/2017 tarih ve E:2017/78, K:2017/2250 Sayılı kararına yapılan istinaf başvurusunu reddeden Dairemizin 07/05/2018 tarih ve E:2018/753, K:2018/1285 Sayılı kararının Danıştay Yedinci Dairesinin 29.05.2019 tarih ve E:2018/2761; K:2019/3689 Sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak dava dosyası incelenip gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacı şirket tarafından ithal edilen 17 adet gümrük giriş beyannamesi muhteviyatı 17 adet otomobil için eksik beyan edilen kıymet farkına isabetle takdir komisyonu kararları uyarınca salınan 2010/8,9,10,11 ve 2011/4 dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı özel tüketim vergisi tarhiyatlarının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
Davaya konu 2010 ve 2011 yılları muhtelif dönem vergi ve cezaları için süresinde sevki sağlandığı takdir komisyonu kararları uyarınca davacı adına sadır olan 29.12.2016 tarihli kararlar üzerine tanzim edilen vergi/ceza ihbarnamelerinin 30.12.2016 tarihinde usulüne uygun olarak davacıya tebliğ edilmiş olduğu görülmekle 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 114. maddesindeki "Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlıyarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.” hükmü uyarınca olayda zamanaşımı bulunmadığı anlaşılmıştır.
4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinin ( b ) bendinde, Kanuna ekli ( II ) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabının bir defaya mahsus olmak üzere özel tüketim vergisine tabi tutulacağı; 2. maddesinin ( b ) bendinde, ilk iktisabın, ( II ) sayılı listedeki mallardan Türkiye'de kayıt ve tescil edilmemiş olanların kullanılmak üzere ithalini, müzayede yoluyla veya kayıt ve tescil edilmiş olsa dahi 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine göre iade edilenler de dahil motorlu araç ticareti yapanlardan iktisabını, motorlu araç ticareti yapanlar tarafından kullanılmaya başlanmasını, aktife alınmasını veya adlarına kayıt ve tescil ettirilmesini ifade ettiği, 3. maddesinin ( a ) bendinde, mal teslimi veya ilk iktisap hallerinde, vergiyi doğuran olayın malın teslimi veya ilk iktisabı olduğu; 11. maddesinin 3. fıkrasında ise, ( II ) sayılı listede yer alan mallar için verginin matrahının bunların teslimi, ilk iktisabı ve ithalinde, hesaplanacak özel tüketim vergisi hariç, katma değer vergisi matrahını oluşturan unsurlardan teşekkül edeceği hükme bağlanmıştır.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 20. maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin ise, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir.
4760 Sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasına 5766 Sayılı Kanun'un 19. maddesinin ( d ) fıkrasıyla eklenen ve 01/07/2008 tarihinde yürürlüğe giren paragrafla, ( II ) sayılı listedeki mallardan alınacak verginin, mükellefin bu malı alış bedeli üzerinden, malın tabi olduğu orana göre hesaplanan vergi tutarından az olamayacağı, ithalatçıların alış bedeli olarak, ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahının esas alınacağı, verginin alış bedeli üzerinden hesaplandığı durumlarda, mükellefin malı teslim tarihine kadar bu malı mükellefe teslim eden tarafından yüzde 10'a kadar yapılan indirimlerin alış bedelinden de indirileceği hükmü getirilmiştir.
Anılan paragrafın 6487 Sayılı Kanun'un 28. maddesiyle 11/06/2013 tarihinde yürürlüğe giren değişik halinde ise, ( II ) sayılı listedeki mallardan alınacak verginin, mükellefin bu malı alış bedeli ile her hâlükârda bu malların imalatçısının satış bedeli veya ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahı üzerinden malın tabi olduğu orana göre hesaplanan vergi tutarından az olamayacağı; verginin, mükellefin alış bedeli üzerinden hesaplandığı durumlarda, malı teslim tarihine kadar bu malı mükellefe teslim eden tarafından yüzde 10'a kadar yapılan indirimlerin alış bedelinden de indirilebileceği; ancak, bu indirimler sonrası kalan tutarın, malın imalatçısının satış bedelinden veya ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahından düşük olamayacağı; Maliye Bakanlığının, bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü, ithalatçı/bayi konumundaki davacı tarafından ( II ) sayılı listedeki malların satış faturalarında gösterilen bedellerin, ithalattaki katma değer vergisi matrahından düşük olduğunun tespit edilmesi durumunda, söz konusu matrah esas alınarak re'sen özel tüketim vergisi tarh edilip edilemeyeceği, diğer bir ifadeyle asgari vergi uygulaması yapılıp yapılamayacağının saptanmasına bağlı olup, anılan saptamanın yapılabilmesi, olayda uygulanacak mevzuat hükümlerinin doğru olarak belirlenmesini gerektirmektedir.
Yukarıda değinilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden anlaşıldığı üzere konunun üç döneme ayrılarak incelenmesi zorunludur:
( II ) sayılı listedeki mallar bakımından asgari vergi uygulaması 4760 Sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasına 5766 Sayılı Kanun'un 19. maddesinin ( d ) fıkrasıyla eklenen paragrafla getirilmiş olup ilk dönem, söz konusu hükmün yürürlüğe girdiği 01/07/2008 tarihinden öncesini kapsamaktadır. Anılan dönemde konuya ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından özel tüketim vergisi genel hükümlere göre ithalatçı/bayiler tarafından yapılan satış bedeli üzerinden hesaplanacaktır. Söz konusu bedelin, ithalattaki katma değer vergisi matrahı veya alış bedelinden düşük olması da vergilendirmeyi etkilemeyecektir. Bir başka ifadeyle, bu dönemde hem ithalatçılar hem de bayiler bakımından ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahı esas alınmak suretiyle asgari vergi uygulamasına gidilemeyecektir. Aksi yönde alıcı ifadesi ya da satış bedelinin doğru olmadığı hususunda somut tespit bulunması durumunda söz konusu tespitlere göre vergilendirme yapılacağı tabiidir.
12. maddenin 1. fıkrasına eklenen paragrafın yürürlüğe girdiği 01/07/2008 tarihi ile anılan paragrafın 6487 Sayılı Kanun'un 28. maddesiyle değiştirilen halinin yürürlüğe girdiği 11/06/2013 tarihleri arasını kapsamına alan ikinci dönemde, asgari vergi uygulamasına geçilmiştir. Buna göre, araçlardan alınacak vergi, mükellefin bu malı alış bedeli üzerinden, malın tabi olduğu orana göre hesaplanan vergi tutarından az olamayacak; ithalatçıların alış bedeli olarak da, ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahı esas alınacaktır. Bu dönemde, genel kural yine, ithalatçı/bayiler tarafından yapılan satış bedeli üzerinden özel tüketim vergisi hesaplanması olmakla birlikte öngörülen şekilde hesaplanan vergi tutarının ithalatçı/bayilerin alış bedeli üzerinden hesaplanacak vergiden az olması durumunda, alış bedeli ( ithalatçılar için bu bedel ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahıdır ) üzerinden vergilendirme yapılacaktır. Söz konusu dönem bakımından önem arz eden husus ithalatçılar yönünden alış bedeli olarak getirilen ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahının bayiler bakımından esas alınamayacak olmasıdır. Aksi yönde alıcı ifadesi ya da alış/satış bedellerinin doğru olmadığı hususunda başkaca somut bir tespit bulunması durumunda bu dönemde de tespit edilen bedel üzerinden vergilendirme yapılacağı açıktır.
12. maddenin 1. fıkrasına eklenen paragrafın 6487 Sayılı Kanun'un 28. maddesiyle değiştirilen halinin yürürlüğe girdiği 11/06/2013 tarihinden sonrasını kapsayan üçüncü dönemde, ( II ) sayılı listedeki mallardan alınacak vergi, mükellefin bu malı alış bedeli ile her hâlükârda bu malların imalatçısının satış bedeli veya ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahı üzerinden malın tabi olduğu orana göre hesaplanan vergi tutarından az olamayacaktır. Söz konusu dönemde ithalatçılar ve bayiler bakımından herhangi bir ayrım yapılmaksızın araçların satış bedeli ile alış bedeli, imalatçıların satış bedeli veya ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahı üzerinden malın tabi olduğu orana göre hesaplanan vergi tutarından en yüksek olanı üzerinden vergilendirme yapılması esası getirilmiştir. Diğer bir anlatımla, maddede sayılan diğer bedellerden yüksek olması durumunda ithalatta hesaplanan katma değer vergisi matrahı hem bayiler hem de ithalatçılar bakımından vergilendirmeye esas alınabilecektir.
Olayda, 2010 ve 2011 yıllarında davacının ithalatçı sıfatıyla satışını gerçekleştirdiği araçlar nedeniyle yapılan dava konusu cezalı tarhiyat ikinci dönem kapsamına girmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, takdir komisyonunca gümrük idaresinin 28/12/2016 tarih ve 21386366 Sayılı yazısı ekindeki listede belirtilen kıymet farkları esas alınarak matrah takdir edildiği anlaşıldığından takdir komisyonu kararlarının dayanağının olmadığı ya da eksik incelemeye dayalı olduklarından söz edilemez.
Bahsi geçen yazıda tespit edildiği belirtilen kıymet farkları ile ilgili olarak gümrük idaresince tesis edilen işlemler Dairemiz ara kararlarıyla getirtilerek dosyasına eklenmiştir.
Tespit edilen kıymet farkları için Yeşilköy Gümrük Müdürlüğünce 12 ayrı gümrük giriş beyannamesi kapsamında tesis edilen katma değer vergisi tahakkuklarına karşı şirket tarafından açılmış davada İstanbul 10.Vergi Mahkemesi, beyan edilen kıymetlerin eşyaların gerçek kıymeti olarak kabulüne olanak bulunmadığı ancak iki ayrı beyannamede gümrük idaresince hesap hatası yapıldığı belirtilerek 31.10.2014 tarih ve E:2013/3298; K:2014/2327 Sayılı kararla davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verdiği, bu kararın da temyiz incelemesinden geçerek Danıştay Yedinci Dairesinin 18.12.2019 tarih ve E:2015/1698; K:2019/6731 Sayılı kararıyla onandığı görülmüştür. Kalan 5 adet gümrük giriş beyannamesi için yapılan ek katma değer vergisi tahakkukuna karşı İstanbul 8.Vergi Mahkemesinde açılan davada ise 04.06.2020 tarih ve E:2019/1519; K:2020/1217 Sayılı kararla beyan edilen kıymetlerin eşyaların gerçek kıymeti olarak kabulüne olanak bulunmadığı açıklanarak davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
Bu durumda, gümrük idaresinin 28/12/2016 tarih ve 21386366 Sayılı yazısında tespit edildiği belirtilen kıymet farkları üzerine tahakkuk ettirilen katma değer vergileri, anılan Mahkeme kararlarıyla hukuka uygun bulunmuş olduğundan takdir komisyonu kararları uyarınca bu fark tutarlar üzerinden hesaplanan işbu davaya konu vergi ziyaı cezalı özel tüketim vergisi tarhiyatlarında da yasalara aykırılık görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 1. Vergi Mahkemesi'nin 31/10/2017 tarih ve E:2017/78, K:2017/2250 Sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, isteme konu Mahkeme kararının hüküm fıkrası Dairemizin işbu kararıyla değiştirildiğinden avukatlık ücreti ve yargılama giderlerine yönelik yeniden hüküm kurulmasına gerek görülerek, aşağıda dökümü yapılan 108,00-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idare tarafından istinaf başvuru ve temyiz aşamasında yapılan 180,90-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.890,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 3 Sayılı tarifesi uyarınca reddedilen miktar üzerinden 54,40-TL'den az olmamak üzere binde 4.55 oranında hesaplanacak nispi karar harcı ile harçtan muaf olması nedeniyle davalı idareden aranmayan 103,90-TL istinaf başvuru harcının aynı Kanun'un 13/j maddesinin parantez içi hükmü uyarınca davacıdan tahsiline, artan posta ücretinin hükmün kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay Başkanlığı nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere 10.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)