(2577 S. K. m. 13, 45, 46)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 24.12.2014 tarihinde Balıkesir Devlet Hastanesinde görev yapan Dr. .....'ın gerçekleştirdiği safra kesesi ameliyatı esnasında karnında sargı bezi unutulması ve sonraki süreçte gelişen enfeksiyonlardan dolayı uzun süren bir tedavi sürecine katlanmak durumunda kalması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen zararın karşılanması amacıyla 50.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; Mahkemenin 05.04.2018 tarihli ara kararı ile davacı vekilinden "davacının karnında unutulduğu iddia edilen sargı bezinin sonraki süreçte çıkarılıp çıkarılmadığı, varsa bu nitelikte bir operasyona ilişkin epikriz raporu ve diğer bilgi belgelerin gönderilmesi" istenmiş ise de, ara kararına cevaben dosyaya sunulan Balıkesir Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğine ait 40.765.127 işlem numaralı Epikriz Raporu incelendiğinde, yapılan operasyonun, davacının ameliyat yerinde gelişen yara iltihabı ve akıntısının tedavisine yönelik olduğu, davacı tarafından iddia edildiği gibi vücudundan çıkartılan sargı bezine ilişkin patoloji raporunun, ayrıca bu bulgunun olduğuna dair bir ameliyat raporu ve/veya tutanağının dava dosyasına sunulamadığı, davacının tazmin talebine konu zararı doğuran eylemin vuku bulduğuna ilişkin iddialarını doğrulayacak nitelikte tıbbi bir tespit raporunun dava dosyasında bulunmaması karşısında, idarenin tazmin sorumluluğu için gerekli olan, "gerçekleşmiş bir eylem, gerçekleşmiş bir zarar ve eylemle zarar arasında uygun illiyet bağı" şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminat isteminin kabulününe olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda Balıkesir 1. İdare Mahkemesince verilen 03/10/2018 tarih, E: 2017/865, K: 2018/1333sayılı kararın; davacının enfeksiyonunun operasyonda unutulmuş cerrahi spançlar nedeniyle oluşan lezyondan kaynaklandığının yapılan USG ve BT tetkiki ile ortaya konduğu, Mahkemenin teknik olarak bilirkişi incelemesi ile çözümlemesi gereken davada bu yolu kullanmadığı, dosyaya sunulan belgelerden davacının karbnında sarı bezi unutulduğunun belli olduğu, eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararda hukuksal isabet bulunmadığı ileri ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Dosya içeriğinde ve davacının tıbbi belgelerinde karın içinde sargı bezi unutulduğuna dair bir belirlemenin bulunmadığı, ameliyat sonrası dış merkezlerde yapılan müdehalelerde de karın içinde sargı bezi çıkarıldığı yolunda bir açıklama yapılmadığı, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinde, "... İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.
Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir..." kuralına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştayda temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" kaldırma nedenleri olarak sayılmıştır.
Dava; davacının 24.12.2014 tarihinde Balıkesir Devlet Hastanesinde görev yapan Dr. V. Sağır'ın gerçekleştirdiği safra kesesi ameliyatı esnasında karnında sargı bezi unutulması ve sonraki süreçte gelişen enfeksiyonlardan dolayı uzun süren bir tedavi sürecine katlanmak durumunda kalması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen zararın karşılanması amacıyla 50.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında; "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir." kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan usul kuralı ile idari eylemlerden hakları ihlal edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kurala bağlanmıştır.
Tam yargı davaları; idari eylem sonucu oluşan hak ihlalleri nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davalardır. Bu nedenle, tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem bulunmayan salt maddi tasarrufları anlatır.
Söz konusu eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Anılan düzenlemede, öngörülen bir yıllık idareye başvuru süresinin, zarara yol açtığı ileri sürülen idari eylemin yazılı bildirim veya öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı ifade edilmekle birlikte, zararın ortaya çıkışının veya öğrenilmesinin idari eylemin öğrenilmesinden sonraya rastladığı durumlarda söz konusu sürenin zararın öğrenildiği tarihten başlatılması hakkaniyet gereğidir. Dolayısıyla, bir idari eylemin süregelen zararlara neden olduğu durumlarda idari eylem daha önce öğrenilmiş olsa bile geçmişteki idari eylemden kaynaklandığı açık olmak kaydıyla sonradan ortaya çıkan zararlar nedeniyle, zararın ortaya çıktığı/öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde giderilmesi için idareye başvurulabileceğinin ve reddi halinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir ifade ile zararın giderilmesi talebiyle idareye yapılan başvuru tarihinden geriye doğru bir yıl içerisinde meydana gelen/öğrenilen zararlar için tam yargı davası açılabilecek, bundan daha önce meydana gelmiş/öğrenilmiş zararlara yönelik davaların ise süre aşımı nedeniyle reddi gerekecektir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve/veya zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Ancak; idari istikrar ve idarenin sürekli dava tehdidi altında tutulmamasını amaçlayan ve hak düşürücü nitelikteki dava açma sürelerinin de; yukarıdaki ilke ve gerekler gözönünde bulundurulup, hak arama özgürlüğü ile idari istikrar ilkesi arasındaki denge korunarak maddi olaya özgülenerek uygulanması gerekmektedir.
Olayda; davacının 24.12.2014 tarihinde Balıkesir Devlet Hastanesinde safrakesesi ameliyatı olduğu, ameliyat sonrasında 01.01.2015 tarihinde taburcu edildiği, yakınmalarının sürmesi nedeniyle 06.02.2015 tarihinde Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesine başvurduğu, çekilen batın USG ve BT'sinde ameliyat bölgesinde sargı bezi unutulduğu yolunda değerlendirmeler üzerine önceki hekime yönlendirildiği, ilk ameliyatı yapan hekime başvurduğu, 09.03.2015-03.04.2015 tarihleri arasında anılan hekim tarafından ameliyat bölgesindeki enfeksiyonun tedavisinin yapıldığı ve taburcu edildiği, daha sonraki süreçte başkaca sağlık kuruluşlarında yine safra kesesi hastalığı nedeniyle başvuruda bulunduğu, davacının en son 15.04.2016 tarihinde İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gördüğü, önceki ameliyatında unutulan sargı bezi nedeniyle gelişen enfeksiyondan kaynaklandığını ileri sürdüğü tedavi süreci nedeniyle uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle 13.12.2016 tarihinde davalı idareye ön başvuruda bulunduğu, başvurunun yanıt verilmeyerek reddi üzerine önümüzdeki davanın 03.04.2017 tarihinde açıldığı görülmektedir.
Bu durumda; davacının Balıkesir Devlet Hastanesinde 24.12.2014 tarihinde Koledok Taşı Çıkarılması ve T Tüp ameliyatının yapıldığı ilk yatışında 22.12.2014-01.01.2015 tarihleri arasında hastanede yattığı, daha sonra 21.01.2015 tarihinde yatırılarak T Tüpün çıkarıldığı, 14.01.2015 tarihinde taburcu edildiği, Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesinde 06.02.2015 tarihinde yapılan "Tam Batın USG ve Kontraslı Tüm Batın BT" incelemesi ile saptanan lezyon (gossipiboma?)" tespiti üzerine davacının ameliyatını yapan hekime başvurduğu, hekimin Balıkesir Devlet Hastanesinde 09.03.2015 tarihinde davacının yatışını yaparak enfeksiyon tedavisini sürdürdüğü ve davacıyı 03.04.2015 tarihinde taburcu ettiği görüldüğünden, davacının ameliyat sonrası yakınmalarının ve enfeksiyonunun ameliyat sırasında unutulan sargı bezinden kaynaklandığını 06.02.2015 tarihli tetkik sonrası öğrendiği, hizmet kusuru nedeniyle yeniden yattığı ve bu yönden tedavisi yapılarak taburcu edildiği 03.04.2015 tarihinde zararının da gerçekleştiği kabulü gerektiğinden; zararının nedeni enfeksiyona neden olan hizmet kusurundan kaynaklanan manevi zararının gerçekleştiği 03.04.2015 tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca davalı idareye başvuruda bulunmayarak, bu süreler geçtikten sonra yaptığı ve geçmiş dava açma sürelerini canlandırma olanağı bulunmayan 13.12.2016 tarihli başvurunun reddi üzerine 03.04.2017 tarihinde açtığı davanın süreaşımı nedeniyle reddi gerektiğinden; ilk derece Mahkemesinin esasa ilişkin olarak davanın reddi yolundaki kararında sonucu itibariyle bu gerekçeyle hukuksal isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; Balıkesir 1. İdare Mahkemesince verilen 03/10/2018 tarih, E: 2017/865, K: 2018/1333 sayılı karara karşı yapılan istinaf başvurusunun yukarıda yer verilen gerekçeyle gerekçeli olarak reddine, davacının adli yardım talebinin kabul edilmesi nedeniyle davacıdan bu aşamada tahsil edilemeyen 98,10-TL başvuru harcı ile 81,00-TL posta giderinin davacıdan tahsilinin Mahkemesince Tahsil Dairesinden istenilmesine,02/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
AYRIŞIK OY
Dava; davacının 24.12.2014 tarihinde Balıkesir Devlet Hastanesinde görev yapan Dr. .....'ın gerçekleştirdiği safra kesesi ameliyatı esnasında karnında sargı bezi unutulması ve sonraki süreçte gelişen enfeksiyonlardan dolayı uzun süren bir tedavi sürecine katlanmak durumunda kalması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen zararın karşılanması amacıyla 50.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasamızın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" kuralına yer verilmiş, Dairemiz kararında anılan 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi ile getirilen dava açma süreleri ile idari eylemlerden kaynaklanan "hak ihlalleri" nedeniyle oluşan zararın tazmini için açılacak davalara kısıtlama getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi anılan yasa kuralının uygulamasına ilişkin kararlara yönelik olarak yapılmış bireysel başvurularda; "adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geleceği; kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği; mahkemeye erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirdiği; özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizliklerin kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği, bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerektiği değerlendirmelerini yaparak; dava açma süresinin işlemeye başladığı anın belirlenmesinin mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşıdığını" özellikle vurgulamış, değerlendirmelerini bu bağlamda yapagelmiştir.
Olayda; davacının ameliyat edildiği 21.12.2014 tarihli ilk başvurusu sonrasında, 24.12.2014 tarihinde ameliyatı, sonraki süreç, bu süreçteki tıbbi uygulamalar, farklı sağlık kuruluşlarında yapılan takip ve tedavi süreci, bu sürecin kapsamı gözönünde bulundurulduğunda, safrakesesi rahatsızlığı nedeniyle 24.12.2014 tarihinde yapılan ameliyatı sonrasında yaşadığı tedavi sürecinde en son başvurduğu sağlık kuruluşundaki 15.04.2016 tarihli uygulama sonrasında, bir yıllık süre içinde yaptığı 13.12.2016 tarihli başvurunun reddi üzerine 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca süresi içinde açılan davada verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esasının incelenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun esasının incelenmesi gerektiği düşüncesi ile aksi yönde davanın süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddi yolundaki Dairemiz kararına katılmıyorum. (¤¤)