(2709 S. K. m. 10, 40)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından; yüksek yargı kararları ve yasalara göre bir davanın sonucu beklenmeden mükerrer ödeme emrinin tebliğ edilemeyeceği ileri sürülerek adına kanuni temsilci sıfatıyla mükerrer olarak iki adet ödeme emri düzenlenmesi nedeniyle uğranıldığı belirtilen zarara karşılık 20.000,00 TL manevi ve 500,00 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davayı; incelenen dosyada; asıl amme borçlusu ..... Taşımacılık Petrol Ürünleri Turizm Gıda Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti.nin ödenmeyen ve şirket mal varlığından da tahsil edilemediği belirtilen 2001-2012 takvim yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, özel usulsüzlük cezası ile gecikme faizi borçlarının kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla adına ödeme emirlerinin düzenlediği, ancak anılan ödeme emirlerine karşı açılan davalarda söz konusu ödeme emirlerinin hukuka aykırı olduğunun Mahkeme kararları ile belirlenmesi üzerine davalı idarece yargı kararları doğrultusunda işlemler tesis edildiğinin açık olduğu, manevi tazminatın, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik tazmin aracı değil, tatmin aracı olduğu, başka türlü tazmin yollarının bulunmaması veya yetersiz kalması nedeniyle manevî tazminatın parasal olarak belirlenmesinin icap edeceği, manevi tazminat için kişinin fizikî yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve bu olaylarda idarelerin hizmet kusurlarının bulunması veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya kişilerin (gerçek veya tüzel) şeref ve haysiyetlerinin (ticarî itibar ve güvenirlilik) rencide edilmiş olmasının ortaya konulmasının icap edeceği, belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda bulunmasının da şart olduğu, doktrinde de kabul edildiği üzere manevi tazminat mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp tatmin aracı olduğundan, hukuka aykırı idari işlem veya eylem sebebiyle manevi tazminata hükmedilmesi için öncelikle hukuka aykırı ağır bir işlem veya eylem nedeniyle kişinin fizik yapısının zedelenmesi, yaşama ve kazanma gücünün azalması veya ağır bir elemin duyulması ya da kişinin şeref ve haysiyetinin zedelenmesi gerektiği idari yargının ilkelerinden olup manevi tazminatın unsurlarının varlığının ve davacının iddia ettiği mağduriyet ile idarenin işlemleri arasında açık bir illiyet bağı bulunduğunun hukuken itibar edilebilir nitelikte belgelerle ortaya konulamadığı dikkate alındığında, manevi tazminata hükmedilmesi için gerekli şartların maddi olayda gerçekleşmediği sonucuna varılmış olup bunun yanı sıra, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin, Mahkeme kararları ile kaldırılmış olması ve işlemin hukuka aykırılığının ve davacının haklılığının yargı ilâmı ile sübuta ermiş bulunması, davacının manevi olarak tatmini için yeterli olup "manevi tazminat" taleplerinin kişilerce bir zenginleşme aracı olarak telakki edilemeyeceği düsturuda hukukun açık ilkelerinden olduğundan, davacının manevi tazminat istemi yerine görülmediği, maddi tazminat istemine ilişkin olarak ise, uğranıldığı ileri sürülen zararın ne olduğunun, talep konusu miktarın, uğranılan hangi zararın/mal varlığında meydana gelen hangi eksilmenin karşılığı olduğunun somut dayanakları ile ortaya konulamadığı nazara alındığında davacıya maddi tazminat ödenmesini gerektiren bir durumun varlığından bahsedilemeyeceği cihetle söz konusu tazminat isteminin de reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle reddeden Manisa Vergi Mahkemesinin 11/12/2018 gün ve E: 2018/445, K: 2018/1280 sayılı kararının; Anayasanın 10 ve 40.maddelerine aykırı şekilde mükerrer olarak ödeme emri tanzim ve tebliğiyle zarara uğradığını ileri sürülerek, istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
Manisa Vergi Mahkemesince verilen 11/12/2018 gün ve E: 2018/445, K: 2018/1280 sayılı karar hukuka uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, istinaf başvurusunun reddine, aşağıda gösterilen 209,50TL yargılama giderlerinin istinaf başvurusunda bulunan üzerinde bırakılmasına, 44,40 TL karar harcının davacıdan alınmasına, kesin olarak08/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir.
İdareler yürütmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle, bu hizmetin işleyişini sürekli olarak kontrol etmek ve hizmetin yürütülmesi sırasında gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İdarenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemek suretiyle hizmetin kötü veya geç işlemesi, gereği gibi işlememesi idarenin hizmet kusurunu oluşturur. Hizmet kusuru nedeniyle bir zarar verilmiş olması halinde, idarenin meydana gelen zararları tazmin sorumluluğu bulunmaktadır.
Davacı adına kanuni temsici sıfatıyla mükerrer olarak ödeme emri düzenlenmesi sonucu mal varlığında telafi edilmesi lazım gelen bir azalmanın meydana geldiği hukuken geçerli somut verilerle ortaya konulamadığından maddi tazminat talebinin reddedilmeside hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davacının manevi tazminat istemine gelince; manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Başka türlü tazmin yollarının bulunmaması veya yetersiz kalması nedeniyle, manevî tazminatın parasal olarak belirlenmesi zorunlu olup idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya gerçek veya tüzel kişilerin şeref ve haysiyetlerinin ticarî itibar ve güvenirliklerinin rencide edilmiş olması manevi tazminat için yeterli olup idarenin ağır hizmet kusuru işlemesi koşuluna bağlı bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; asıl amme borçlusu ..... Taşımacılık Petrol Ürünleri Turizm Gıda Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti.nin 2011 ve 2012 takvim yılları yasal defter ve belgelerinin ibraz edilmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporları uyarınca tüm dönem indirimlerinin reddi suretiyle adına yapılan cezalı tarhiyatlara ilişkin ihbarnamelerin tebliği sonrası yine şirket adına tanzimli ödeme emirlerinin 14.3.2016 tarihinde şirket yetkilisine tebliği akabinde aynı alacaklar için bu kez 16.5.2012 tarihi itibariyle şirketteki hisselerini devrederek ortaklık ve müdürlük görevinden ayrıldığı anlaşılan davacı adına 213 sayılı VUK nun 10 ve 6183 sayılı AATUHK nun mükerrer 35.nci maddeleri dayanak gösterilmek suretiyle 22.3.2016 tarih 2016..001 sayılı ödeme emrinin düzenlenip tebliğ edildiği bu ödeme emrine karşı davacı tarafından Manisa Vergi Mahkemesinin E:2016/716 esas sayılı dosyasında açılan davada yapılan yargılama sonucu 24.11.2016 gün K:2016/834 sayılı karar ve " şirketin vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen, 22.03.2016 tarihli ödeme emrinin davacıya tebliğ edilmesinden önce, asıl borçlu ..... Taşımacılık Petrol Ürünleri Turizm Gıda Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti. adına, aynı borçların tahsiline yönelik olarak 14.03.2016 tarihli ödeme emrinin düzenlendiği ve buna karşı asıl borçlu şirket tarafından açılan davanın Mahkemelerinin E:2016/714 sayılı dosyasında halen derdest olduğunun anlaşıldığı, buna göre, asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin dava konusu edildiği ve açılan davanın sonuçlanmadığı dikkate alındığında, henüz şirket adına düzenlenen ödeme emri kesinleşmeden ve şirketten tahsil imkanının kalmadığı yapılacak olan malvarlığı araştırmasıyla belirlenmeden, davacı adına aynı amme alacaklarının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesinde yasaya uygunluk görülmediği " gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği halde aynı alacaklar için aynı yasal dayanaklarla mükerrer olarak bu kez 7.6.2017 tarih 2017..001 sayılı ödeme emrinin düzenlenip tebliğ edildiği bu ödeme emrine karşı da Manisa Vergi Mahkemesinin E:2017/359 sayılı esas sayılı dosyasında açılan davada 23.2.2018 gün K:2018/236 sayılı karar ve " dava konusu ödeme emrinin içeriğini teşkil eden vergi borç ve cezalarının, şirketin yasal defter ve belgelerinin ibraz edilmemesi nedeniyle ilgili dönem katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesinden kaynaklandığı, ibraz etmeme fiilinin 2015 yılında gerçekleştiği, davacının ise şirketteki hisselerinin tamamını 16.05.2012 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ve kanuni temsilcilikten ayrıldığı, bu hususun 23.05.2012 tarihli ticaret sicili gazetesinde yayımlandığı, bu durumda, yasal defter ve belgelerin incelemeye ibrazının istenildiği tarih itibariyle kanuni temsilcilik vasfı bulunmayan davacının, ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmemesinde kendisine izafe edilebilecek herhangi bir kusuru bulunmadığından, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca sorumluluğuna gidilmesinde hukuka uyarlık kaydedilmediği" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Olayda;16.05.2012 tarihi itibariyle şirket ortaklığı ve müdürlüğü görevinden ayrılan ve bu hususu 23.05.2012 tarihli ticaret sicili gazetesinde ilan eden bu anlamda şirket yönünden 2015 takvim yılında yapılan vergi incelemesinde yasal defter ve belgelerin ibrazı hususunda yetkisiz bulunduğu için kendisine kusur izafe edilemeyecek olan davacı adına şirketin 2011-2012 takvim yıllarına ilişkin borçları (toplam 2.002.154,61TL) için 22.3.2016 tarih 2016..001 sayılı ve mükerrer olarak da 7.6.2017 tarih 2017..001 sayılı ödeme emirlerinin düzenlendiği hususu açıktır.
Davalı idareye ait savunma dilekçesinde: 7.6.2017 tarih 2017..001 sayılı ödeme emrinin (mükerrer olarak) düzenlenmesinin gerekçesi "Manisa Vergi Mahkemesinin 24.11.2016 gün E:2016/716 K:2016/834 sayılı kararındaki .......şirketten tahsil imkanın kalmadığı yapılacak olan mal varlığı araştırmasıyla belirlenmeden .." ibaresine ve yargı kararlarının uygulanmasında karar gerekçesinin gözetilmesinin zorunlu olduğu hususuna dayandırılmış ise de, Manisa Vergi Mahkemesinin 24.11.2016 gün E:2016/716 K:2016/834 sayılı kararına karşı Dairemiz nezdinde istinaf talebinde bulunulmuş, bu talebin 11.10.2017 gün E:2017/143 K.2017/2502 sayılı karamız ile reddi akabinde ise Danıştay 9.Dairesinin E:2018/872 esas sayılı dosyasında temyiz yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Keza; davalı idarece, mükerrer olarak düzenlenen 7.6.2017 tarih 2017...001 sayılı ödeme emrine karşı açılan davada verilen davanın kabulü yönündeki 23.2.2018 gün K:2018/236 sayılı karara karşı yine Dairemiz nezdinde yapılan istinaf başvurusunun 26.8.2018 gün K:2018/768 sayılı kararımız ile reddi akabinde Danıştay 9. Dairesinin E:2018/10570 esas sayılı dosyasında temyiz yoluna başvurulduğu da açıktır.
Bu anlatımdan olmak üzere; hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespitli ödeme emrine karşı açılmış davada verilen kabul kararına istinaden 2577 sayılı İYUK nun 28/1.maddesi uyarınca hukuk aleminden kaldırarak ve açılmış davayı devam ettirmeyerek kararın gerekçesine uygun biçimde yeni bir ödeme emri tanzim ve tebliğ suretiyle (asıl borçlu şirket adına ödeme emrinin tebliği nedeniyle 2016 takvim yılında kesilip takip eden takvim yılı başından itibaren yeniden işlemeye başlayan ve 31.12.2021 tarihinde dolacak 5 yıllık tahsil zaman aşım süresi içersinde) takibat yapma olanağı bulunan davalı idarenin bu yolu kullanmadığı hem mahkeme kararına yönelik istinaf ve akabinde temyiz yoluna giderek davayı devam ettirdiği hem de hukuk aleminde aynı dönem, aynı nevi ve aynı tutardaki alacağı mükerrer olarak takibe aldığı tartışmasızdır.
Hal böyle olunca; adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emrine karşı açtığı davayı kazanmasına karşın davalı idare tarafından karardaki " .......şirketten tahsil imkanın kalmadığı yapılacak olan mal varlığı araştırmasıyla belirlenmeden .." ibaresine ve yargı kararlarının uygulanmasında karar gerekçesinin gözetilmesinin zorunlu olduğu görüşüne dayanılmış olmakla birlikte karara karşı kanun yollarına başvurmuş olması nedeniyle adına hukuka aykırı olarak mükerrer takibatı doğuracak şekilde ikinci bir ödeme emri düzenlenen davacının bu işlem sonucunda elem ve üzüntü duymadığından bahsetmeye olanak bulunmadığından ve manevi tazminata hükmedilebilmesi idarenin ağır hizmet kusuru işlemesi koşuluna bağlı olmadığından, davacının olaydan duyduğu üzüntünün kısmen de olsa giderilmesi için takdir edilecek 2000,00TL nin davacıya manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken, manevi tazminat istemini reddeden çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)