(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Mardin ili, Midyat ilçesi, Ulucami Mahallesi, 599 ada, 62 parselde kayıtlı taşınmazda yer alan mülkiyeti kendisine ait 5 numaralı dükkan nitelikli bağımsız bölümün, altında yer aldığı binanın adliye lojmanı olduğu ve güvenlik gerekçesiyle bina önünün beton bariyerler ile kapatılması nedeniyle kullanılamadığı ve kira geliri elde edilemediğinden bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 28.2.2017-30.05.2018 tarihleri arasındaki dönemde uğranıldığı ileri sürülen 15.804,99-TL zararın, idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; "...davacıya ait dükkanın da bulunduğu Adliye Lojmanı olarak kullanılan binanın yola bakan cephesine terör olaylarına karşı güvenliği tesis etmek amacıyla idarece beton bariyerler konulduğu, kiraya verme potansiyeli olduğu anlaşılan davacıya ait dükkanın konulan bariyerler nedeniyle kiraya verilemediği, bu nedenle oluşan zararın tespiti amacıyla Midyat Sulh Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporuna göre davacının taşınmazını kiraya verememesinden kaynaklanan gelir kaybının 15.804,99-TL olduğu, her ne kadar davalı idarelerin dava konusu dükkanın önünü bariyer ile kapatması eyleminin güvenlik amacıyla ve kamu yararı gözetilerek tesis edilmiş olması nedeniyle olayda idarelerin hizmet kusurunun varlığından söz edilememekte ise de fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği idarenin kamuya yararlı işlem ve eylemlerinden doğan nimet ve külfetlerin topluma eşit bir şekilde pay edilmesi gerektiğinden, davacının 15.804,99-TL zararının tazminat olarak davalı idareler tarafından davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı..." gerekçesiyle davanın kabulüyle 15.804,99 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi yolunda Mardin 2. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 19/07/2019 gün ve E:2018/1502, K:2019/1327 Sayılı kararın; davalı Mardin Valiliği tarafından, davacının yaptığı başvurunun 13/07/2018 tarihinde Valilik kaydına girdiği, dilekçenin 16/07/2018 tarihinde Zarar Tespit Komisyonuna havale edildiği, 5233 Sayılı Kanun kapsamında başvurunun sonuçlandırılmasına ilişkin yasal sürenin henüz dolmadığı, komisyon tarafından icrai bir karar verilmediği ileri sürülerek hukuki dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek; davalı Midyat Kaymakamlığı tarafından, dava konusu zararın idarelerinin eylemi sonucu oluşmadığı, Midyat Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine alınan önlemler kapsamında söz konusu beton bariyerlerin konulduğu, Midyat Sulh Hukuk Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan rapora itirazlarının bulunduğu, bu raporun hükme esas alınamayacağı, dava dilekçesinde belirtilen faizin başlangıç tarihi ile kararda hükmedilen faiz başlangıcının farklı olmasının usul hükümlerine aykırı olduğu, idareleri aleyhine harca hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek; kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülerek, istinaf başvurularının reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; Mardin ili, Midyat ilçesi, Ulucami Mahallesi, 599 ada, 62 parselde kayıtlı taşınmazda yer alan mülkiyeti davacıya ait 5 numaralı dükkan nitelikli bağımsız bölümün, altında yer aldığı binanın adliye lojmanı olduğu ve güvenlik gerekçesiyle bina önünün beton bariyerler ile kapatılması nedeniyle kullanılamadığı ve kira geliri elde edilemediğinden bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 28.2.2017-30.05.2018 tarihleri arasındaki dönemde uğranıldığı ileri sürülen 15.804,99-TL zararın, idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa'nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2557 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2.maddesinde de, tam yargı davaları idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında bireylerin uğradığı özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini gerektiği idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdarenin belirtilen hukuki sorumluluğu, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin doğal sonucudur.
İdari yargıda, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davalarında idarenin tazmin borcunun doğması için ortada bir zararın ve zarara yol açan idareye yüklenebilir bir eylemin bulunması, zararla eylem arasında nedensellik bağının kurulması ve hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk esaslarına göre idare hukukuna özgü tazmin sebeplerinin olması gerekmektedir. Tam yargı davalarında idarenin tazmin sorumluluğu belirlenirken öncelikle hizmet kusurunun varlığı araştırılmalı, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağı irdelenmelidir.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemi, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare, Anayasanın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aranmadan tazmin etmesi gerekmektedir.
İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Ülkemizin belli yöresinde yoğunlaşan terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı, bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten ileri gelmediği bilinmekte ve gözlenmektedir.
Sözü edilen eylemler nedeniyle zarara uğrayan, terör olaylarına herhangi bir şekilde katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan bu olaylardan zarar görmektedir. Başka bir deyişle toplumun birer parçası olmak sıfatıyla zarar gören kişilerin belirtilen şekilde ortaya çıkan zararlarının özel ve olağan dışı nitelikleri dikkate alınıp nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarının önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekmektedir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idarece tazmini böylece topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği oluğu gibi sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
Öte yandan; 27.07.2004 tarih ve 25535 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş, uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan, bu haliyle alternatif çözüm yöntemi öngören ve taraflara seçimlik hak sunan idari bir usul kanunu olup; 5233 Sayılı Kanun'un zarara uğrayan kişilere, uyuşmazlıklarını idari yoldan ve sulhen çözümleme konusunda seçimlik hak tanıyan alternatif çözüm yöntemi öngörüyor olması nedeniyle, uğranılan ve sosyal risk ilkesi gereği tazmini gerektiği düşünülen maddi ve manevi zarar nedeniyle hem 5233 Sayılı Kanun kapsamında hem de genel hükümler uyarınca idareye başvuru hakkının bulunduğu, usul hükümlerine uyulmak kaydıyla bu şekilde yapılan başvuruların kapsam ve mahiyetinin tespitinde kişilerin iradesinin önem taşıdığı ve 5233 Sayılı Kanun kapsamında zararın gideriminin istenilmesi halinde uyuşmazlığın yalnızca 5233 Sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çözümleneceği, genel hükümlere göre tazminat istenilen durumlar da ise, yine uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile "terör olayları" denilen bu eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan olaylardan zarar görmektedirler. Başka bir deyişle, zararın nedeni toplumun bireyi olmaktır. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekir. Esasen terör olayları veya terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan zararların idare tarafından tazmini suretiyle topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Mardin ili, Midyat ilçesi, Ulucami Mahallesi, 599 ada, 62 parselde kayıtlı mülkiyeti davacıya ait dükkan nitelikli 5 numaralı bağımsız bölümün altında yer aldığı binanın adliye lojmanı olması ve yörede meydana gelen terör eylemleri nedeniyle Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Midyat Kaymakamlığı'na yazılan 20/02/2017 tarih ve 2017/110 Sayılı yazıda; "...son dönemlerde terör örgütleri tarafından adliye binalarına, hakim/savcı ve personel lojmanlarına silahlı/bombalı terör eylemleri gerçekleştirilmektedir... Hakim /Cumhuriyet Savcıları ile diğer personelin ikamet ettiği Adliye lojmanları için görevlendirilen güvenlik personeline gerekli takviyenin yapılması, alınan güvenlik önlemlerinin gözden geçirilmesi, adliye lojmanı çevresinde uzman kişilerce keşif işlemlerinin yapılarak alınan güvenlik önlemlerinde eksiklik bulunduğu taktirde eksikliklerin giderilmesi, ayrıca öngörülecek diğer tedbirlerin alınması" hususlarına değinilerek, gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasının istenildiği, bunun üzerine Kaymakamlık tarafından yaptırılan inceleme sonucu hazırlanan risk analizi raporunda; "...Mardin yolu geliş istikametinde, lojmanın sağ tarafındaki sokak, ana cadde üzerinde ve kaldırım üzerine bombalı araç ile saldırıya maruz kalma riski bulunmakta, mevcut belirtilen güzergahların beton bloklar kullanılmak suretiyle perdeleme yapılarak güvenliği sağlanabilir..." yönündeki tespite istinaden adliye lojmanı önünden geçen iki şeritli yolun binaya taraf olan bir şeridinin beton bariyerler konulmak suretiyle 28/02/2017 tarihinde kapatıldığı, sonrasında davacı tarafından 25/05/2017 tarihli dilekçeyle Midyat Kaymakamlığı'na başvurularak, dükkanının önünün hangi gerekçeyle kapatıldığı ve hangi tarihte bariyerlerin kaldırılacağının sorulduğu, başvuruya Midyat Kaymakamlığı tarafından verilen 01/06/2018 tarih ve 788 Sayılı yazıyla "binanın önünün 28/02/2017 tarihinde, yoldan araçların, kaldırımdan da yayaların geçebileceği şekilde güvenlik nedeniyle kapatıldığı, söz konusu bariyerlerin OHAL kalktığında kaldırılacağı" cevabı verilmesi üzerine beton bariyerler nedeniyle dükkanını kiraya veremediğinden bahisle uğradığı zararın tespiti amacıyla 30/05/2018 tarihinde Midyat Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvuru yapıldığı, Midyat Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/5 D.İş sayılı dosyasında 01/06/2018 tarihinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda özetle; "dava konusu edilen bağımsız bölümün kain olduğu ve Adliye Lojmanı olarak kullanılan binanın önünün güvenlik gerekçesiyle beton bariyer ile kapalı olduğu, bu beton bariyerlerin yolun bir şeridini tamamen kapattığı, bu nedenle dükkan olarak kullanılan bağımsız bölüme araçla yaklaşılmasını engellediği, alışveriş yapmak isteyen şahısların dükkanlara ulaşımını engellediği, dükkanın faaliyete geçmeye hazır olmasına rağmen keşif tarihi itibariyla beton bariyerlerden ötürü ticari amaçla kullanılamadığı, 101,70 m2 alana sahip dava konusu taşınmazın bariyer ile kapatıldığı 28/02/2017 tarihi ile Sulh Hukuk Mahkemesine başvuru tarihi olan 30/05/2018 tarihleri arasındaki kira getirisinin 101,70 m2 x 155,408 TL/m2: 15.804,99-TL olduğu'' yönünde görüş ve kanaatlere yer verildiği, bu rapora istinaden uğranıldığı ileri sürülen zararlarının karşılığı olarak 15.804,99-TL tazminatın ödenmesi istemiyle 10/07/2018 tarihinde Midyat Kaymakamlığı'na, 12/07/2018 tarihinde Mardin Valiliği'ne yapılan başvuruların yasal süreler içinde cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedildiğinden bahisle 19/09/2018 tarihinde açılan işbu davada; yargılamayı yapan idare mahkemesince söz konusu bilirkişi raporundaki tespitler esas alınarak yukarıda yazılı gerekçe ile istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda; davacının tazminini talep ettiği zarar, adliye lojmanı altında yer alan dükkan nitelikli taşınmazın, terörle mücadele amacıyla alınan güvenlik tedbirleri kapsamında bina önünden geçen yolun bir şeridinin beton bariyerlerle kapatılmasından kaynaklanmış olup, zararın meydana gelmesinde idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı, öte yandan, Anayasal düzene, Devletin bütünlüğüne, toplumun huzur ve sükununa yönelik olarak gerçekleştirilen terör eylemleri veya bu eylemleri önlemek amacıyla alınan güvenlik tedbirleri sonucu kişilerin uğramış oldukları özel ve olağanüstü zararın, topluma pay edilmesi maksadıyla genel güvenlik ve asayişi sağlamak, toplumun can ve mal güvenliğini korumak, terör olaylarını önlemekle yükümlü olan davalı idarelerce sosyal risk ilkesi uyarınca karşılanması gerekmekte ise de, bu kapsamda tazmin edilecek zararların kesin, somut ve hesaplanabilir nitelikte olması gerektiği; oysa ki, davacının talep ettiği zararın, sahibi olduğu dükkanın önünden geçen yolun bir şeridinin araç trafiğine kapatılması nedeniyle kiraya veremediği, yolun bir şeridi araç trafiğine kapatılmamış olsa idi kira geliri edeceği iddiasına dayandığı görülmüştür.
Bu durumda; oluştuğu iddia edilen zararın somut ve ispatlanabilir nitelikte olmadığı, muhtemel gelir kaybı mahiyetinde olan bu zararın sosyal risk ilkesi gereğince topluma pay edilmek suretiyle karşılanmasına olanak bulunmadığı sonucuna varıldığından, idare mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulü yönünde verilen kararda hukuki isabet bulunmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; davalı idarelerin istinaf başvurularının kabulü ile, Mardin 2. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 19/07/2019 gün ve E:2018/1502, K:2019/1327 Sayılı kararın KALDIRILMASINA, davanın REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan 195,90.-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarelerin karşıladığı posta giderinden ibaret toplam (85,90.-TL+79,00.-TL=) 164,90.-TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak payları nispetinde davalı idarelere verilmesine, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak vekil ile temsil edilip dosyaya savunma dilekçesi sunan davalı Mardin Valiliğine verilmesine, davalı idarelerin harçtan muaf olmaları nedeniyle istinaf başvurusu sırasında alınmayan toplam 242,60-TL istinaf başvuru harcının 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca davacıdan tahsili için mahkemesince ilgili merciye müzekkere yazılmasına, dava açılırken peşin alınan 270,00 TL nisbi karar harcından hükmedilen 35,90.-TL maktu karar harcının mahsubu sonucu artan 234,10.-TL harcın istemi halinde davacıya iadesine, artan posta gideri avansının taraflara iadesine, 27.02.2020 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY
İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile "terör olayları" denilen bu eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan olaylardan zarar görmektedirler. Başka bir deyişle, zararın nedeni toplumun bireyi olmaktır. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekir. Esasen terör olayları veya terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan zararların idare tarafından tazmini suretiyle topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
Uyuşmazlık konusu olayda; davacının tazminin talep ettiği zarar, adliye lojmanı altında yer alan dükkan nitelikli taşınmazın, terörle mücadele amacıyla alınan güvenlik tedbirleri kapsamında bina önünden geçen yolun bir şeridinin beton bariyerlerle kapatılmasından kaynaklanmış olup, zararın meydana gelmesinde idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmasa da, Anayasal düzene, Devletin bütünlüğüne, toplumun huzur ve sükununa yönelik olarak gerçekleştirilen terör eylemleri veya bu eylemleri önlemek amacıyla alınan güvenlik tedbirleri sonucu kişilerin uğramış oldukları özel ve olağanüstü zararın, topluma pay edilmesi maksadıyla genel güvenlik ve asayişi sağlamak, toplumun can ve mal güvenliğini korumak, terör olaylarını önlemekle yükümlü olan davalı idarelerce sosyal risk ilkesi uyarınca karşılanması gerektiği açıktır.
Bu kapsamda; terör eylemleri ve/veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu kişilerin gerek ev ve işyerlerinin tahrip olması suretiyle doğrudan ve gerekse de mal varlıklarına ulaşamamaları; ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyetlerini yürütememeleri suretiyle (katlanılan ve ticari faaliyet olmadığı durumda birer zarar kalemi haline gelen kira, MTV ve stopaj vergisi, işçilik giderleri gibi sabit giderler ile ticari emtianın bozulması, miyadının dolması, mal ve hizmet tesliminde temerrüde düşülmesi sonucu cezai şart veya gecikme faizi ödenmesi veya sözleşmesi yapılmış ve kayıtlara yansımış mal ve hizmet teslimlerinin yerine getirilememesi sonucu mahrum kalınan kesinleşmiş ve hesaplanabilir kazanç kayıpları ile ikamet edilen evin veya ticari faaliyet yürütülen işyerinin zarar görmesi nedeniyle kiraya çıkılan ev veya işyeri için ödenen kira bedellerinin, kiradaki taşınmazların kiracıları tarafından terk edilmek zorunda kalınması veya akdedilmiş kira sözleşmelerinin taşınmazın mülk sahibi tarafından kullanıma hazır halde bulundurulamaması ya da kullanıma sunulamaması nedeniyle kiracıya teslim edilememesi yahut kiracı tarafından hukuken ve fiilen kullanılma imkanının kalmaması dolayısıyla taşınmazlarından istifade edemeyen mülk sahiplerinin kira gelirinden mahrum kalmaları gibi nedenlerle) dolaylı yoldan zarara uğramaları varit olup, bu şekilde zarara uğradıkları tespit edilen kişilerin maddi zararlarının sosyal risk ilkesi kapsamında karşılanması gerekeceği açıktır.
Bu itibarla; davacının dükkanının bulunduğu adliye lojmanı önünden geçen araç yolunun bir şeridinin trafiğe kapatılması sebebiyle dükkanın kiraya verilme imkanı tamamen ortadan kalkmış ise, bu suretle oluşan zararın tazmin edilmesi gerektiği açık ise de, istinafa konu kararı veren idare mahkemesi hakimliğince hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu yönde somut ve olayı aydınlatıcı tespitler içermediği, bir inşaat mühendisi tarafından hazırlandığı anlaşılan bu raporun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmadığı, bu kapsamda; dükkanın ne zaman yapı kullanma izin belgesi aldığı, daha önce hangi amaçla kullanıldığı, güvenlik tedbirinden önce kirada olup olmadığı, güvenlik tedbirinden önce kiraya verilmemiş olmasının sebebinin ne olduğu, bina önündeki yaya yolunun (kaldırımın) yaya trafiğine açık olup olmadığı, güvenlik tedbiri kapsamında bina önündeki araç yolunun bir şeridinin trafiğe kapatılmasının dükkanın kiraya verilme imkanını tamamen mi ortadan kaldırdığı yoksa bir ihtimal olarak kiraya verilmesini mi zorlaştırdığı veya geciktirdiği, ayrıca adliye lojmanı altında olmasının türlü kullanım durumlarına göre taşınmaza artı değer ve kiralanmasına kolaylık sağlayıp sağlamadığı gibi hususların aralarında bir gayrimenkul değerleme uzmanı ve bir mahalli emlakçının da bulunduğu bilirkişi heyeti tarafından mahallinde ve emsal taşınmazlar da dikkate alınarak yapılacak inceleme ve değerleme sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, Dairemizce yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde idare mahkemesine istinabe yoluyla yaptırılacak keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu dosyaya sunulacak bilirkişi raporuna göre tazmini gereken bir zarar olup olmadığının tespit edilmesinden sonra bir karar verilmesi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmamaktayım. (¤¤)