İstemin Özeti: Davacının faaliyet izni kaldırılan .... Katılım Bankası A.Ş.'nde bulunan ve 24.11.2016 tarihinde .... Katılım Bankası A.Ş.'nin 60151 sayılı hesabına aktarılan 85.149,66-TL mevduatının bloke edilmesi işleminin kaldırılmasına ait 27.8.2018tarihli başvurusunun cevap verilmeyerek reddi işleminin iptali istemiyle açtığı davanın; 2013 yılı sonundan itibaren .... Katılım Bankasından yoğun para çıkışı yaşanmasına rağmen aynı dönemde ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak şekilde ve FETÖ/PDY terör örgütünü desteklemek amacına ait olduğu kanaatini sağlayacak biçimde yeni hesaplar açan veya mevcut hesapların bakiyelerini artıranlardan yaşı, mesleği, daha önceki dönemde bu Banka nezdinde gerçekleştirdiği işlemler ile belirtilen dönemde gerçekleştirilenlerin uyumu gibi ölçütlerin dikkate alınarak, bir kısım işlemlerin şüpheli olarak değerlendirildiği, bu kapsamda davacının 81.807,00-TL mevduatının şüpheli görülerek tedbiren bloke konulduğu, banka nezdinde bulunan hesaplardan sigorta kapsamında bulunan ve .... Katılım Bankası A.Ş.ye aktarılan hesap üzerine, incelemelerin sonuçlandırılıp, hesabın doğruluğu konusunda oluşan şüphe giderilinceye kadar tedbir niteliğinde tesis olunan dava konusu işleminde hukuka ve dayanak düzenlemeye aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddi yolunda İstanbul 4. İdare Mahkemesince verilen 25.10.2019 tarihli, E:2018/2078, K:2019/2346 sayılı kararın, üç yıl gibi uzun süre incelemenin bitirilmediği, adli yargı yerince alınan bilirkişi raporunda işlemlerinin bankacılık mevzuatına uygun olduğunun tespit edildiği, işlemin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kaldırılması davacı tarafından istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Kararın hukuka uygun olduğu, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdare Dava Dairesince gereği görüşüldü:
5411 sayılı Bankacılık Kanununu finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanmasına, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasına, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasına ilişkin yöntemi ve ilkeleri düzenlemekte olup, bir güven ve itibar kurumu olan bankalar düzenleyici ve denetleyici idari otorite olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun gözetim ve denetimine tabidir.
Bu çerçevede Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun gözetim ve denetimi altındaki bankalarda denetimler sonucunda 5411 sayılı Kanunun 67. maddesinde açıklanan durumların belirlenmesi durumunda düzeltici, iyileştirici veya kısıtlayıcı önlemlerin alınması öngörülerek, 5411 sayılı Kanunun 71. maddesiyle, bir bankayla ilgili olarak kısıtlayıcı tedbirlerin süresinde alınmaması ya da kısmen veya tamamen almış olmasına rağmen malî bünyesinin güçlendirilmesine olanak bulunmadığının veya bu tedbirler alınmış olsa dahi mali bünyesinin güçlendirilemeyeceğinin tespit edilmesi, faaliyetine devamının mevduat ve katılım fonu sahiplerinin hakları ve mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz ettiğinin ortaya çıkması, yükümlülüklerini vadesinde yerine getiremediğinin tespit edilmesi, yükümlülüklerinin toplam değerinin varlıklarının toplam değerini aşması, hakim ortaklarının veya yöneticilerinin, banka kaynaklarını, bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek biçimde doğrudan veya dolaylı veya dolanlı olarak kendi lehlerine kullanması veya dolanlı olarak kaynak kullandırması ve bankayı bu suretle zarara uğratması durumunda bankanın faaliyet iznini kaldırılması ya da temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin Fona devredilmesi, faaliyet izni kaldırılanların tasfiye edilmesi yöntemi kabul edilmiştir.
Bankanın belirtilen biçimde faaliyet izninin kaldırılıp, sonuçta tasfiye edilmesinin veya temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin Fona devredilmesinin yada iflasının yalnızca o bankaya veya bankacılık piyasasına değil, genel olarak kredi sistemine ve ekonomik işleyişe, kimi hallerde kamu düzenini bozacak nitelikte ağır etkilerinin olduğu dikkate alınarak, sayıları çok olan mudilerin mevduatı veya katılım fonu üzerindeki mülkiyet hakkı ve bankanın işlem ve eylemleriyle mevduatı üzerinde mülkiyet hakkını yitiren mudinin bu hakkını banka hakim ortakları veya yöneticilerinin sorumluluğu yoluyla ve giderim hukuku ilkeleri içinde karşılayabilmesinin zorlukları gözetilerek, bunların sözü edilen etkilerden en az zarara uğraması ve esasen mevduatın korunarak kredi sisteminin işleyişinin devamının sağlanması amacıyla "mevduatın ve katılım fonunun sigortalanması" yöntemi getirilmiştir.
Bu bağlamda 5411 sayılı Kanunun 63. maddesinde, kredi kuruluşlarının bulundurdukları tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği belirtilerek, kredi kuruluşları, bulundurdukları tasarruf mevduatını ve gerçek kişilere ait katılım fonlarını "sigortaya tâbi kısım üzerinden" sigorta ettirmek ve bunun üzerinden prim ödemekle yükümlü tutulmuş; sigortaya tâbi olacak tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının kapsamı ve tutarının Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Hazine Müsteşarlığının olumlu görüşü alınmak suretiyle Fon Kurulu tarafından belirlenmesi öngörülmüş; risk esaslı sigorta priminin üst sınırı yıllık bazda sigortaya tabi tasarruf mevduat ve katılım fonunun binde yirmisi olarak tespit edilmiş; risk esaslı sigorta priminin tarifesini, tahsil zamanını, şekli ve diğer hususlarını belirlemeye Fon Kurulu yetkili kılınmış; öte yandan aynı maddeyle, sözü edilen sigortanın amacı ve niteliği, prim sistemine dayandığı ve risk esaslı olduğu dikkate alınarak, Fonun, faaliyet izni kaldırılan kredi kuruluşlarında bulunan ve doğruluğu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtlanan mevduat ve katılım fonunun sigorta kapsamındaki kısmını ödeyeceği belirtilmiştir.
Nitekim sigortalı mevduat ve sigortalı katılım fonunun tespiti ve hak sahiplerine ödenmesi ile ilgili usul ve esasları açıklayan "Faaliyet İzni Kaldırılan Bankalardaki Sigortalı Mevduat ve Sigortalı Katılım Fonunun Ödenmesi ile Bu Bankaların İflas ve Tasfiyesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in 10. maddesiyle, sigortalı mevduat ve sigortalı katılım fonlarının doğruluğunun Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile adli ve idari mercilerin tespitleri ve alınan kararları, hesap sahipleri tarafından ibraz edilen belgeler, Sigorta ve Risk İzleme Daire Başkanlığı nezdinde tutulan kayıtlar ile banka kayıtları ve ilgili diğer belgeler esas alınarak oluşumu açıklanan komisyon tarafından incelenmek suretiyle tespit edilmesi öngörülmüş; doğruluğu hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilen mevduat ve katılım fonunun sigorta kapsamındaki kısmının tespiti ve ödeme süresi bankanın faaliyet izninin kaldırıldığı tarihten itibaren üç ay olarak belirlenmekle birlikte, gerektiğinde bu süre üç ay uzatılmasına, zorunlu nedenlerle üç aylık uzatma süresinin yetersiz kalması halinde bu sürenin Fon Kurulunca her biri üç ayı geçmemek üzere iki kez daha uzatılmasına olanak tanınmış; doğruluğu hiç bir şüpheye yer vermeyecek sigortaya tabi mevduat ve sigortaya tabi katılım fonunun tespiti için ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyonun sağlanması suretiyle teknik ve idari alt yapının oluşturulacağı belirtilmiş; ayrıca ödeme talebinde bulunan hak sahibi ile ilgili olarak Fona veya faaliyet izni kaldırılan bankaya, 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun nedeni ile soruşturma başlatıldığının resmi merciler tarafından bildirilmesi halinde yargılama sonuçlanıncaya kadar herhangi bir ödeme yapılmaması ve tasarruf mevduatı ve katılım fonu yargılama sonuçlanıncaya kadar bloke hesapta tutulması esası benimsenmiştir.
Getirilen bu düzenlemeler ile sigortacıya, yani Fona, riskin gerçekleştiğini, sigorta kapsamındaki kısmı itibarıyla mevduatın veya katılım fonunun sigortalıya ait olduğunu ve tutarının doğruluğunu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile adli ve idari mercilerin tespitleri ve alınan kararları, hesap sahipleri tarafından ibraz edilen belgeler, Sigorta ve Risk İzleme Daire Başkanlığı nezdinde tutulan kayıtlar ile banka kayıtları ve ilgili diğer belgeleri esas alarak araştırma ve belirleme, aksi durumda sigortadan ödeme yapmama hak ve yetkisi tanınmış olup, mevduat veya katılım fonu sahibinin sigortadan talep hakkını kazanmış olması halinde davalı idarenin bu ödemeyi yapmak konusunda bağlı yetki içinde olduğundan söz edilemez.
Buna göre, mevduat veya katılım fonu sahibinin bankada bulunan ekonomik değeri üzerindeki tasarruf olanağını, sonuç olarak mülkiyet hakkını iş ve işlemleriyle ortadan kaldıran sorumlu kredi kuruluşu olup, davalı idarenin bu ekonomik değerin belirli bir kısmının sigorta kapsamında ödenmesi için gerekli inceleme ve araştırmayı yapması, bunun için sigortalı adına ayırdığı ekonomik değerin kullanımını bu incelemesinin sonuçlanmasına kadar askıya almasının ise mülkiyet hakkına müdahale olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu haliyle, FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği suçlamasıyla hakkında Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/411 esas sayılı ceza davası süren davacının, faaliyet izni kaldırılan .... Katılım Bankası A.Ş.'nde bulunan ve sigorta kapsamında 24.11.2016 tarihinde .... Katılım Bankası A.Ş.'nin 60151 sayılı hesabına aktarılan 85.149,66-TL mevduatının bloke edilmesi işleminin kaldırılmasına ait 27.8.2018tarihli başvurusunun cevap verilmeyerek reddi işleminin iptali istemiyle açtığı davanın, 2013 yılı sonundan itibaren .... Katılım Bankasından yoğun para çıkışı yaşanmasına rağmen aynı dönemde ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak şekilde ve FETÖ/PDY terör örgütünü desteklemek amacına ait olduğu kanaatini sağlayacak biçimde yeni hesaplar açan veya mevcut hesapların bakiyelerini artıranlardan yaşı, mesleği, daha önceki dönemde bu Banka nezdinde gerçekleştirdiği işlemler ile belirtilen dönemde gerçekleştirilenlerin uyumu gibi ölçütlerin dikkate alınarak, bir kısım işlemlerin şüpheli olarak değerlendirildiği, bu kapsamda davacının mevduatının şüpheli görülerek tedbiren bloke konulduğu, banka nezdinde bulunan hesaplardan sigorta kapsamında bulunan ve .... Katılım Bankası A.Ş.ye aktarılan hesap üzerine, incelemelerin sonuçlandırılıp, hesabın doğruluğu konusunda oluşan şüphe giderilinceye kadar tedbir niteliğinde tesis olunan dava konusu işleminde hukuka ve dayanak düzenlemeye aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun olup, davacı tarafından ileri sürülen nedenler dayandığı gerekçeler karşında bu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte değildir.
Öte yandan, davacı tarafından yargılandığı ceza davasına ilişkin bilirkişi raporuyla hesabının bankacılık faaliyetlerine uygun olduğunun tespit edildiğinin ileri sürülmesi üzerine 8.1.2020 tarihli ara kararıyla davalı idareden, bilirkişi incelemesinde mevduat ve hesap hareketlerinin bankacılık faaliyetleri kapsamında olduğu değerlendirmesiyle ortaya çıkan durum karşısında herhangi bir işlem yapılıp, yapılmadığının, davacının mevduatı hakkındaki incelemenin hangi tarihte başladığının, ne aşamada olduğunun, incelemenin ne zaman sona ereceğinin sorulması üzerine verilen 28.1.2020 tarihli yanıtta, Fon Kurulunun 14.11.2019 tarihli, 2019/543 sayılı kararıyla "...Takip eden dönemde karşılaşılması muhtemel benzer durumlara ilişkin olarak, haklarında FETÖ/PYD terör örgütü kapsamında devam eden başkaca bir ceza davası veya savcılık soruşturması olmaması kaydıyla şahsıyla alakalı yürütülen FETÖ/PYD yargılamaları takipsizlik, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, hüküm verilmesine yer olmadığı kararlarından (kesinleşme aranmaksızın) herhangi bir ile neticelenen mudilere veya haklarındaki yargılama devam etse bile sigortalı katılım fonu tutarları üzerinde tesis edilmiş olan mahkeme/savcılık tedbirleri sonradan yine yargı mercilerine kaldırılan mudilere ait sigortalı katılım fonu tuarları üzerinde tesis edilen blokelerin kaldırılmasına..." karar verildiği, ancak davacı hakkındaki ceza kovuşturmasının sürmesi nedeniyle bu karar kapsamında işlem tesis edilmediği ifade edilmekte olup, ceza yargılamasının sona ermesi sonrasında ilgili hakkında sözü edilen Fon Kurulu kararı doğrultusunda yeniden değerlendirme yapılıp, işlem tesis edileceği ortadadır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun olup, dilekçede ileri sürülen iddialar söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden davacının istinaf başvurusunun belirtilen açıklamayla REDDİNE, aşağıda dökümü gösterilen kanun yolu aşamasına ait yargılama giderlerinin istinaf yoluna başvuranın üzerinde bırakılmasına, posta gideri için alınan paranın kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu Mahkemeye gönderilmesine 29.1.2020 tarihinde kesin olarak ve oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)