İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, …….. Mah., 1728 ada 120 parselde yer alan taşınmazın bulunduğu yer için 2018 yılı emlak vergisi asgari m² birim değerlerinin tespitine yönelik takdir komisyonu kararının ve bu birim değer esas alınmak suretiyle 2018 yılı için tahakkuk ettirilen emlak vergilerinin iptali istemiyle açılan davanın kısmen kabulüne, kısmen kanun hükmü gereği konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar veren İstanbul 10. Vergi Mahkemesi'nin 24/10/2018 gün ve E:2018/252, K:2018/2992 sayılı kararına yönelik davalı idarece yapılan istinaf başvurusu üzerine istinaf başvurusunun reddine karar veren Dairemizin 24/01/2019 gün ve E:2019/311, K:2019/132 sayılı kararının Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 04/07/2019 gün ve E:2019/3507, K:2019/3436 sayılı kararı ile bozulması üzerine Vergi Mahkemesi kararına karşı davalı idarenin istinaf başvurusunun yeniden incelenmesinden ibarettir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci Vergi Dava Dairesince, Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 04/07/2019 gün ve E:2019/3507, K:2019/3436 sayılı bozma kararına uyularak gereği görüşüldü:
İstinaf başvurusu; İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, .... Mah., 1728 ada 120 parselde yer alan taşınmazın bulunduğu yer için 2018 yılı emlak vergisi asgari m² birim değerlerinin tespitine yönelik takdir komisyonu kararının ve bu birim değer esas alınmak suretiyle 2018 yılı için tahakkuk ettirilen emlak vergilerinin iptali istemiyle açılan davanın kısmen kabulüne, kısmen kanun hükmü gereği konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar veren Mahkeme kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
Davanın, taşınmazın bulunduğu yer için 2018 yılı emlak vergisi asgari m² birim değerlerinin tespitine yönelik 29/06/2017 gün ve 29 no'lu takdir komisyonu kararına ilişkin kısmı yönünden;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 49/b maddesinde, “Takdir komisyonlarının arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin dört yılda bir yapacakları takdirler, tarh ve tahakkuk işleminin (Emlâk Vergisi Kanununun 33 üncü maddesinin (8) numaralı fıkrasına göre yapılacak takdirler dahil) yapılacağı sürenin başlangıcından en az altı ay önce karara bağlanarak, arsalara ait olanlar takdirin ilgili bulunduğu il ve ilçe merkezlerindeki ticaret odalarına, ziraat odalarına ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları ile belediyelere, araziye ait olanlar il merkezlerindeki ticaret ve ziraat odalarına ve belediyelere imza karşılığında verilir. Büyükşehir belediyesi bulunan illerde takdir komisyonu kararları, vali veya vekalet vereceği memurun başkanlığında, defterdar veya vekalet vereceği memur, vali tarafından görevlendirilecek tapu sicil müdürü ile ticaret odası, serbest muhasebeci mali müşavirler odası ve esnaf ve sanatkârlar odaları birliğince görevlendirilecek birer üyeden oluşan merkez komisyonuna imza karşılığında verilir. Merkez komisyonu kendilerine tebliğ edilen kararları onbeş gün içinde inceler ve inceleme sonucu belirlenen değerleri ilgili takdir komisyonuna geri gönderir. Merkez komisyonunca farklı değer belirlenmesi halinde bu değerler ilgili takdir komisyonlarınca yeniden takdir yapılmak suretiyle dikkate alınır. (Anayasa Mahkemesinin 31/05/2012 tarih ve E:2011/38, K:2012/89 sayılı kararıyla iptal edilen cümle: Takdir komisyonlarının bu kararlarına karşı kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları onbeş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilirler.) Vergi mahkemelerince verilecek kararlar aleyhine onbeş gün içinde Danıştay’a başvurulabilir. Kesinleşen asgari ölçüde arsa ve arazi birim değerleri, ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar ilân edilir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Emlak vergisinin tarh ve tahakkukuna ilişkin esaslar, bina vergisi için 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinde, arazi vergisi için ise 21. maddesinde düzenlenmiştir. Her iki madde de, "Verginin Tarh ve Tahakkuku" başlığını taşımakta ve birbirine paralel hükümler içermektedir.
Buna göre 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 11. ve 21 maddelerinde, "emlak vergisi, ilgili belediye tarafından;
a) Dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında,
b) 33 üncü maddenin (1) ila (7) numaralı fıkralarında yazılı vergi değerini tadil eden sebeplerle bildirim verilmesi icabeden hallerde, vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılın Ocak ayı içinde, vergi değerini tadil eden sebep yılın son üç ayı içinde vuku bulmuş ve bildirim, vergi değerini tadil eden sebebin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılda verilmiş ise bildirimin verildiği tarihte,
c) 33 üncü maddenin (8) numaralı fıkrasında yazılı hallerde, takdir işlemlerinin yapıldığı bütçe yılını takip eden yılın Ocak ve Şubat aylarında,
29 uncu maddeye göre hesaplanan vergi değeri esas alınarak yıllık olarak tarh olunur. Bildirim posta ile gönderilmiş ise vergi, bildirim verme süresinin son gününü takip eden yedi gün içinde tarh olunur. Bu suretle tarh olunan vergiler, tarh edilen tarihte tahakkuk etmiş sayılır ve mükellefe bir yazı ile bildirilir.
Yapılan tarh ve tahakkuku takip eden yıllarda, 29 uncu maddeye göre tespit edilen vergi değeri üzerinden hesaplanan emlak vergisi, her bütçe yılının başından itibaren o yıl için tahakkuk etmiş sayılır.
Bir il veya ilçe hududu içerisinde birden fazla belediye olması halinde, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan binaya ait bina vergisini tarha yetkili olacak belediye, ilgili valiler tarafından belirlenir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Emlak vergisinin tarh ve tahakkukunu düzenleyen söz konusu maddeler 09/04/2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4751 sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve yapılan değişiklikle tarh ve tahakkuka ilişkin esaslar getirilmiştir. 4751 sayılı Kanun ile emlak vergisi uygulaması sonucunda görülen olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve vergilemede kolaylığın ve basitliğin sağlanması amacıyla dört yılda bir alınmakta olan beyan esasının kaldırılması ve sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde mükelleflerden bildirim alınmasını sağlamaya yönelik değişikler yapılmıştır.
Arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespiti takdir komisyonlarınca dört yılda bir yapılmakta olup, kesinleşen asgari ölçüde m² birim değerleri esas alınarak hesaplanan bina ve arazilere ilişkin emlak vergisi, takdirin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat ayında yıllık olarak tarh olunur ve tarh edilen tarihte tahakkuk etmiş sayılarak Kanunda mükellef olarak belirtilenler tarafından birinci taksidi Mart, Nisan ve Mayıs aylarında, ikinci taksidi ise Kasım ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir.
Emlak vergisi mükelleflerinin takdir komisyonu kararlarına karşı idari dava açma haklarını kısıtlayan düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmeden önce daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları onbeş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilmekte iken, söz konusu düzenlemenin iptal edilmesi ile birlikte verginin mükellefi olan bireylerin menfaatlerinin ihlal edilmesi halinde verginin tarh ve tahakkukuna dayanak olan asgari arsa m² birim değerlerinin belirlenmesine ilişkin takdir komisyonu kararlarına karşı dava açma hakkının önünde herhangi bir yasal sınırlama bulunmadığı açıktır.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra dava açma ehliyetine kavuşan mükellefler tarafından takdir komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davalarda dava açma süresi ile ilgili bir yasal düzenleme bulunmadığından, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağı ve en son hangi tarihe kadar dava açılabileceği hususlarının yukarıda söz edilen yasa hükümleri çerçevesinde emlak vergisinin genel özellikleri de dikkate alınarak irdelenmesi gerekmektedir.
Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 49. maddesinin (b) fıkrasının üçüncü paragrafı "takdir komisyonlarının bu kararlarına karşı kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları onbeş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilirler. Vergi Mahkemelerince verilecek kararlar aleyhine onbeş gün içinde Danıştay'a başvurabilirler" şeklinde iken, bu paragrafın ilk cümlesi Anayasa Mahkemesince Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olup, iptal kararı esasen takdir komisyonu kararlarına karşı dava açabileceklerle ilgili olmasına rağmen, dava açma süresini içeren cümle tamamen iptal edildiğinden, takdir komisyonu kararlarına karşı açılacak davalarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde yer alan yasal dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 49. maddesinde arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin takdir komisyonu kararlarının, öteden beri dava açma ehliyeti bulunan odalara, belediyeler ile köy ve mahalle muhtarlıklarına imza karşılığı verileceği belirtilmekte ise de, emlak vergisi mükelleflerine ilan yoluyla tebliğ edileceği yönünde bir hüküm bulunmadığı gibi ilgililere ne suretle tebliğ edileceği de düzenlenmemiştir.
Bu durumda, yine Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 49. maddesinde yer alan hükümler, emlak vergisi ile ilgili yasal düzenlemeler ve emlak vergisinin özelliği göz önüne alınarak emlak vergisi mükelleflerinin hangi tarihe kadar dava açabilecekleri hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Emlak vergisinin matrahı Emlak Vergisi Kanunu'nun 29. maddesinde tanımlanan vergi değeri olup, bina, arsa ve arazilerin emlak vergisi hesaplamasına esas alınan vergi değeri dört yılda bir ilgili belediyeler tarafından yeniden hesaplanmakta ve vergi değerinin hesaplanmasında esas alınan arsa ve arazi birim değerleri de dört yılda bir takdir komisyonları tarafından belirlenmektedir. Belediyelerce de Emlak Vergisi Kanununa göre dört yılda bir belirlenen ve kesinleşen arsa ile arazi metrekare birim değerleri göz önüne alınarak emlak vergileri tarh ve tahakkuk ettirilmektedir.
Arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin değerlerin nasıl belirleneceğine dair usuller Emlak Vergisi Kanunundaki hükümlerden ayrı olarak Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 49. maddesinde özel olarak düzenlenmiş, emlak vergisine ait bedel ve değerlerin tespiti, kesinleşmesi ve ilanı, takdir komisyonu kararlarına karşı kimlerin hangi sürelerde yargı yoluna gidecekleri açıklanmıştır.
Sözü edilen Kanunun mükerrer 49. maddesinin son fıkrasında, kesinleşen asgari ölçüde birim değerlerinin ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar ilan edileceği belirtilmektedir. Maddede yer alan "kesinleşme" tabiri dava açılmayarak dava açma süresinin dolması ya da dava açılarak sonuçlanması anlamını taşıdığından, herhangi bir değerin ya da bedelin kesinleşmesinden sonra değiştirilmesi kanunen ve hukuken mümkün olamayacaktır.
Bütün bu hususların göz önüne alınması halinde Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 49. maddesi ile arsa ve arazi metrekare birim değerleri yönünden davanın açılması ve devamı özel olarak düzenlendiğinden, maddede kesinleşen değerlerin ilanından bahsedilerek Kanun Koyucu tarafından verginin tahakkuk ettirildiği yılın başından önce vergi değerinin kesinleşmesi sağlanmak istenildiğinden ve belediyelerce kesinleşen bu değerler esas alınarak tarh ve tahakkuk yapıldığından, mükelleflerin takdir komisyonlarınca dört yılda bir belirlenen arsa ve arazi asgari metrekare birim değerlerinin kesinleşmesinden önce idareye yapılan başvuru sonucu verilen cevaptan ya da herhangi bir şekilde öğrenildiği tarihten itibaren 2577 sayılı Kanunun 7. maddesinde yer alan ve 30 gün olan genel dava açma süresi içerisinde söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açmaları gerekmekte olup, sözü edilen değerlerin kesinleşmesinden sonra dava açma imkanı bulunmamaktadır.
Emlak vergisi mükellefleri, takdir komisyonlarınca dört yılda bir belirlenen değerlere karşı kesinleştikten sonra veya kesinleşme ile birlikte tarh ve tahakkuktan önceki dönemlerde ya da verginin tarh ve tahakkukundan sonra açtıkları davalarda ilgili takdir komisyonu kararlarının iptalini isteyemeyeceklerdir.
Olayda ise, tahakkuk tarihi esas alınmak suretiyle vergi değerinin kesinleşmesinden sonra asgari arsa metrekare birim değerinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararının iptali istemi ile açılan davada süreaşımı bulunduğundan, davanın bu kısmının süre aşımı nedeniyle reddi gerekmektedir.
Davanın, 2018 yılı için tahakkuk eden emlak vergisine ilişkin kısmı yönünden;
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun; "Sınırlı Ayni Haklar" başlıklı ikinci kısmında ve irtifak hakkına ilişkin birinci kısmın ikinci ayrımındaki 794. maddesinde, intifa hakkının, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabileceği, aksine düzenleme olmadıkça bu hakkın, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlayacağı, 795. maddesinde, intifa hakkının taşınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulacağı, 806. maddesinde, sözleşmede aksine hüküm yoksa veya durum ve koşullardan hak sahibince şahsen kullanılması gerektiği anlaşılmıyorsa intifa hakkının kullanımının başkasına devredilebileceği, 813. maddesinde, intifa hakkı konusu olan malın olağan bakım ve işletme giderlerinin, güvencesini oluşturduğu borçların faizlerinin, vergi ve resimlerin, intifa süresince intifa hakkı sahibine ait olduğu, 823. maddesinde ise, oturma hakkının, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verdiği hükmüne yer verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.06.2010 tarih ve E:2010/14-274, K:2010/356 sayılı kararında; “Beyanlar” başlıklı 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1012. maddesinin; “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır,” şeklinde olduğu, birbirinden farklı konularda beyanlar sütununa yapılan kayıtların bazıları, üçüncü kişilerin iyiniyetini bertaraf etmeye yararken, bazılarının ilgilisi yararına karine yarattığı, bazılarının ise taşınmaza bağlı bir ayni hakkı ya da şahsi hakkı, bazı beyanların da kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamaları açıkladığı, bir diğer anlatımla, beyanın niteliğine göre beyana bağlanan sonucun değiştiği (Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2004, s.204), Yasanın sözü edilen hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterebilme olanağının bulunmadığı, başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için ya Türk Medeni Kanunu’nda bir hüküm olması veya özel kanunlarla bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut Tapu Sicil Tüzüğü’nde bir düzenleme yapılmış olmasının gerektiği, Türk Medeni Kanunu’nun 1012. maddesinin ve Tapu Sicil Tüzüğü’nün izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme olanağının bulunmadığının anlaşıldığı belirtilerek anılan düzenleme ile atıf yapılan mevzuat hükümleri incelendiğinde beyanlar sütununda nelerin yer alacağı saptanmış ve Türk Medeni Kanunu’nda öngörülmeyen, özel kanunlarda düzenlenmeyen ve Tapu Sicili Tüzüğünde yer verilmeyen bir nedenden dolayı taşınmazın mülkiyetinin eylemli ve hukuki olarak kullanılmasını bertaraf edecek şekilde beyanlar sütununda belirtme yapılamayacağına hükmedilmiştir.
Diğer yandan, 19.06.2007 tarih ve 26557 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin 1. maddesinde, bu Yönetmeliğin amacının Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, trampası, arsa veya kat karşılığı inşaat yaptırılması, kiraya verilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, ön izin ve kullanma izni verilmesi ile ecrimisil ve tahliye işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, "Tanımlar" başlıklı 4/ç maddesinde, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerin, Türk Medenî Kanunu ile diğer kanunlarda Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilen yerleri, aynı maddenin (g) bendinde, Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazın, tapuda Hazine adına tescilli taşınmazları, (j) bendinde, irtifak hakkının, bir taşınmaz üzerinde yararlanmaya ve kullanıma rıza göstermeyi veya mülkiyete ilişkin bazı hakların kullanılmasından vazgeçmeyi kapsayan ve diğer bir taşınmaz veya kişi lehine aynî hak olarak kurulan yükümlülüğü, (ö) bendinde, kullanma izninin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde kişiler lehine idarece verilen izni ifade edeceği, 76. maddesinde ise, Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde Türk Medeni Kanununa göre en fazla kırkdokuz yıla kadar, oturma hakkı hariç olmak üzere irtifak hakkı kurulabileceği, bu taşınmazlar üzerinde taşınmaz yükü ve taşınmaz rehni tesis edilemeyeceği, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde ilgili mevzuatı uyarınca yapılması mümkün olan yapı ve tesislerin yapılması amacıyla, en fazla kırkdokuz yıla kadar kullanma izni verilebileceği belirtilmiştir.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun "Mükellef" başlıklı 3. ve 13. maddelerinde ise, bina ve arazi vergisinin, taşınmazın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa taşınmaza malik gibi tasarruf edenler tarafından ödeneceği hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümden emlak vergisini taşınmaz malikinin ödeyeceği, maliki bulunan taşınmazlarda intifa hakkı tesis edilmesi halinde emlak vergisini malik yerine intifa hakkı sahibinin ödeyeceği, ancak taşınmaz malikinin ve intifa hakkı sahibinin bulunmaması halinde taşınmaza malik gibi tasarruf edenlerin ödeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Olayda, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 30.12.2012 tarihine kadar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na ait olan, 138/5. maddesi uyarınca Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bedelsiz olarak tapuda re'sen Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanan taşımazın ilk on beş yılı bedelsiz olmak üzere yirmi dokuz yıllığına doğrudan davacının kullanımına bırakıldığı hususunun tapuya 02.04.2013 tarih ve 2955 yevmiye numarası ile tescil edildiği ve beyan hanesine şerh düşüldüğü anlaşılmıştır.
Bu durumda yukarıda anılan madde hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; vergilendirmede olayın gerçek mahiyetinin esas olduğu, kullanım hakkının tapuya tescilinde intifa kelimesine yer verilmemesinin hakkın mahiyetini değiştirmeyeceği ve davacıya verilen kullanım hakkının karşılığının irtifak hakları içinde yer alan intifa hakkı olduğu sonucuna varıldığından, bu hakkın tapuya tescil tarihini takip eden yılın başından itibaren davacının emlak vergisi mükellefi sayılması gerekmekte olup, davacının, vergilendirmede daha yüksek değerdeki cadde rayici yerine, taşınmazın daha çok cephe aldığı cadde rayiç değerinin esas alınması gerektiğine yönelik iddiasının değerlendirilmesi uyuşmazlığın çözümü için önem arz etmektedir.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun “Vergi Değeri” başlıklı 29. maddesinde, arsa ve araziler için, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümlerine göre takdir komisyonlarınca arsalar için her mahalle ve arsa sayılacak parsellenmiş arazide her köy için cadde, sokak veya değer bakımından farklı bölgeler, arazide her il veya ilçe için arazinin cinsi itibariyle takdir olunan birim değerlere göre hesaplanan bedelin vergi değeri olduğu, vergi değerinin, mükellefiyetin başlangıç yılını takip eden yıldan itibaren her yıl, bir önceki yıl vergi değerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca aynı yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranının yarısı nispetinde artırılması suretiyle bulunacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Diğer taraftan, İstanbul İmar Yönetmeliği'nin 5.01 maddesinde, “parsel cephesinin, parselin üzerinde bulunduğu yoldaki cephe olduğu, köşebaşı veya iki yoldan yüz alan parsellerde geniş yol üzerindeki kenarın parsel cephesi olduğu, iki yolun genişliğinin eşit olması halinde dar kenarın parsel cephesi olduğu belirtilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece dava konusu taşınmaz için 2018 yılına ilişkin emlak vergisi hesaplanırken .... Caddesi arsa metrekare birim değerinin esas alındığı, söz konusu taşınmazın en uzun cephesinin bulunduğu .... Caddesi arsa metrekare birim değeri esas alınmak suretiyle vergilendirilmesi gerektiği iddiasıyla 2018 yılına ilişkin emlak vergisi tahakkukunun iptali istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davalı idare tarafından, dava konusu taşınmazın cephesinin bulunduğu .... Caddesi için belirlenen arsa metrekare birim değeri esas alınarak 2011 yılı için yapılan taşınmaz kültür varlıkları katkı payı tahakkukuna karşı İstanbul 1.Vergi Mahkemesinin E:2011/1695 sayılı dosyasında açılan davada, anılan Mahkemenin 22.06.2012 gün ve K:2012/1439 sayılı kararı ile birden çok cadde ve sokağa cephesi bulunan taşınmaz için en uzun cepheli cadde veya sokağa ait takdir edilen değerin esas alınması, dolayısıyla uyuşmazlığa konu taşınmazın en uzun cephesi olan .... Caddesinden vergilendirilmesi gerektiği gerekçesiyle tahakkukun iptaline karar verildiği, söz konusu kararın Danıştay 9. Dairesi'nin 12.12.2013 gün ve E:2012/10026, K:2013/11985 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür.
Bu durumda, işbu davaya konu tahakkukun .... Caddesi esas alınarak yapılması gerektiği kesinleşmiş mahkeme kararı ile hüküm altına alınmış olup, ayrıca mahkeme kararından sonra da taşınmazın ve taşınmazın cephesinin olduğu caddelerin yapısında ve özelliklerinde de bir değişiklik meydana geldiği hususunda bir iddia, bilgi ve belge bulunmadığından, dava konusu tahakkukun .... Caddesine ilişkin vergi değeri esas alınarak yapılmasında hukuka uyarlık bulunmamakla birlikte, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar sonucu itibariyle yerinde olan Mahkeme kararının bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Mahkeme kararının kısmen kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, kısmen süreaşımı nedeniyle reddine, davanın takdir komisyonu kararına ilişkin kısmının süre aşımı nedeniyle reddine, 2018 yılı için tahakkuk ettirilen emlak vergilerine ilişkin hüküm fıkrası yönünden yapılan istinaf başvurusunun yukarıdaki gerekçe esas alınarak reddine, aşağıda dökümü yapılan 185,10-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre belirlenen 92,55-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, geri kalan 92,55-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, istinaf ve temyiz aşamalarında davalı tarafından karşılanan 395,40-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre belirlenen 197,70-TL'sinin davalı üzerinde bırakılmasına, geri kalan 197,70-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Mahkeme kararında davacı vekili lehine vekalet ücretine hükmedildiğinden yeniden vekalet ücretine hükmedilmesine gerek bulunmadığına, 44,40-TL maktu karar harcının davacıdan ve davalıdan ayrı ayrı tahsili için müzekkere yazılmasına, artan posta ücretinin talep edilmemesi halinde kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren otuz (30) gün içinde Danıştaya temyiz yolu açık olmak üzere 05/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)