(2577 S. K. m. 12, 13) (6183 S. K. m. 66)
İstemin Özeti: Davacının dava dışı ... Akaryakıt Dağıtım Ticaret AŞ'den satın aldığı motorin cinsi akaryakıta davalı idare tarafından istihkak iddiasında bulunmasına karşın haciz konulması ve bu sebeple tarafına teslim edilmemesi, böylece ticaretini yapamaması nedeniyle uğradığını öne sürdüğü 15.000.000,00-TL maddi zararın tazmini istemiyle açılan davada, petrol piyasasında faaliyet gösteren davacının 1.10.2013 tarihli ikmal anlaşması uyarınca dava dışı ... Akaryakıt Dağıtım Ticaret AŞ ile motorin cinsi akaryakıt alımı için sözleşme akdedildiği, Göztepe Vergi Dairesince dava dışı ... Akaryakıt Dağıtım Ticaret AŞ'nin kesinleşen 157.655,422,14-TL vergi borcu için alınan haciz kararı nedeniyle borçluya ait mallar üzerinde haciz konulmasının istendiği, bu istem üzerine Samsun'da bulunan antrepoda borçlu adına depolanmış 2.990.804 litresi millileştirilmemiş, 1.462.044 litre millileştirilmiş olmak üzere toplam 4.452.848 litre motorin ile Mersin'de bulunan antrepoda borçlu adına depolanmış 3.575.649 litre motorin üzerine haciz uygulandığı, davacının ise borçlu şirket ile aralarındaki sözleşmeye ve bu sözleşme uyarınca kesilen faturalara ve yapılan ödeme belgelerine dayanarak haciz konulan akaryakıtın, yapılan hacizden önce borçlu şirket tarafından kendisine satıldığını ileri sürüp, istihkak iddiasında bulunduğu, ancak istihkak iddiasının davalı idare tarafından iki şirket arasındaki alım satım işlemlerinin muvazaalı olduğu sonucuna ulaşıldığından bahisle reddedildiği, davacının "akaryakıt alımı için sözleşme yaptığını, satın alınan akaryakıta davalı idarece borçlu şirketin borcu nedeniyle haciz konulduğu, bu durumun iyi niyetli üçüncü kişi olarak satın aldığı akaryakıtı teslim alamamasına neden olduğu, satın aldığı akaryakıtın antrepoda bulunduğu, bu ürünlerin ithal edilip, millileştirilen ürün niteliğinde olduğu, Samsun'da antrepoda bulunan 4.450.000 litre ve Mersin'de antrepoda bulunan 3.550.000 litre akaryakıta ait istihkak iddiasının kabulü istemiyle dava açtığı, ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 30.10.2014 tarihli, E:2014/5, K:2014/292 Sayılı kararıyla istihkak iddiasının kabulüyle haczedilen 8.000.000 litre akaryakıt üzerindeki haczin kaldırılarak, kararın kesinleştiğinde davacıya teslimine hükmedildiği, bu kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 12.5.2015 tarihli, 2015/7305 Sayılı kararıyla düzeltilerek onandığı ve karar düzeltme isteminin reddedilmesi üzerine anılan 12.10.2015 tarihinde kesinleştiği, bunun üzerine davalı idarece 4.12.2015 tarihinde haczin kaldırılmasının istenildiği, ancak gümrük mevzuatından kaynaklı olarak ÖTV'nin ödenmediğinin tespit edilmesi nedeniyle eşyanın yurda girişine izin verilmediği, bu nedenle 4.12.2015 tarihinden sonra akaryakıtın teslim edilemediği, uyuşmazlıkta davacının istihkak iddiasında bulunmasına rağmen idarece istihkak iddiasının iki şirket arasındaki alım satım işlemlerinin muvazaalı olduğundan bahisle reddedildiği, dolayısıyla davalı idarenin davacının istihkak iddiasının reddedilmesi aşamasında kusurlu hareket ettiği, idarenin sorumluluğunun 4.12.2015 tarihinde haczin kaldırılmasıyla sona erdiği, bu tarihten sonra eşyanın teslim edilememesinin davacının gümrük mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklandığı, buna göre davalı idarenin haciz işleminin oluşturulduğu 29.11.2013 tarihi ile haczin kaldırılmasına ait yazıya ait 4.12.2015 tarihleri arasında davacının akaryakıta tasarruf edememesinden sorumlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, davacının sahibi olduğu akaryakıta haciz konulması nedeniyle tarafına teslim edilememesi yoluyla uğradığı zararının tespit edilmesi amacıyla yapılan bilirkişi incelemesi sonununda düzenlenen raporda, davacının 8.000.000 litre akaryakıt için 30.478.361,00-TL bedel ödediğinin, bu akaryakıtın zamanında çekemediğinin, akaryakıtın zamanında alınamaması sonunda 30.478.361,60-TL ( mal bedeli ) x 8,20-TL ( kar marjı ) = 2.499.225,65-TL brüt kar marjından yoksun kaldığının, yoksun kaldığı brüt kar marjı nedeniyle 4.12.2015 tarihine kadar 473.349,38-TL faiz kaybı olduğunun, akaryakıtın zamanında teslim edilmemesi nedeniye davacının borcun tamamını ödemek zorunda kaldığı, bu ödeme nedeniyle 29.11.2013 - 4.12.2015 tarihleri arasında toplam 5.821.978,07-TL faiz zararı olacağının, yetkili gümrük müdürlüklerinin davacıya akaryakıtı teslim ettikleri tarihlerine göre fiyatlandırma yapıldığında ise 22.1.2014 ile 4.12.2015 tarihleri arasında 1.001.417,09-TL, 4.12.2015-23.2.2018 tarihleri arasında 1.828.704,24-TL faiz teslim alınan akaryakıta ait faiz kaybı oluştuğunun ortaya konularak, davacının 16.11.2013 tarihinde satın aldığı 8.000.000 litre akaryakıtını davalı idarenin 29.11.2013 tarihli haciz yazısından dolayı yetkili gümrük müdürlüklerinden teslim alamadığı, bu nedenle davacı firmanın 29.11.2013 - 4.12.2015 tarihleri arasındaki zararının, kar marjının faizi, ödenen mal bedelinin faizi ve teslim alınan akaryakıt karşılığı faiz toplamı 5.293.910,36-TL olduğunun ortaya konulduğu, dayandığı veriler karşısında bilirkişi raporununun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle, davanın 5.293.910,36-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddi yolunda ... İdare Mahkemesince verilen 30.9.2019 tarihli, E:2018/1808, K:2019/2017 Sayılı kararın, davacı tarafından hükmedilen tazminata faiz hükmedilmediği, faizin başlangıç tarihinin gösterilmediği, haczin kaldırıldığı 4.12.2015 tarihinden veya dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, maddi zararının idarenin bütünlüğü ilkesi gereğince haciz işleminin tesis edildiği 29.11.2013 ile akaryakıtı teslim aldığı 23.2.2018 tarihleri arasındaki dönemi kapsaması gerektiği, maddi zararın bilirkişi tarafından eksik hesaplandığı, sadece ticari faize göre hesaplama yapıldığı, oysa akaryakıt fiyatının değişkenlik arz ettiği, haciz tarihinde motorinin litre fiyatı 4,43-TL iken, 5.12.2015 tarihinde 3.62-TL olduğu, daha fazla zararınının oluştuğu, 29.11.2013 tarihindeki tüm motorinin perakende satış değerinin 34.400.000,00-TL iken, 5.12.2015 tarihinde 28.960.000,00-TL olduğu, denkleştirici ilkeler ışığında tüm ekonomik değerlerin ortalamasının esas alınması gerektiği; davalı idare tarafından hukuka aykırı işleminin olmadığı, tazminat yükümlülüğü bulunmadığı iddialarıyla kaldırılması istenilmektedir.
Savunmalarının Özeti: Savunma verilmemiştir.
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdare Dava Dairesince gereği görüşüldü:
KARAR: 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Açılması" başlıklı 13. maddesinde "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." kuralına yer verilmiştir. Bu madde uyarınca tam yargı davası açılmasının temel koşulu "idari eylem"in bulunmasıdır. İdari eylem ise idarenin kamu hukuku alanındaki maddi fiil ve hareketlerini ifade eder. İdari eylemler, idari dava türleri içinde yalnızca tam yargı davasına konu olabilir. Bir eylemin iptalinin istenilmesi söz konusu olamaz. Bu kapsamda açılacak tam yargı davalarından önce idari mercie başvuru zorunluluğu bulunmaktadır.
2577 Sayılı Kanun'un "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde ise, "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." kuralı bulunmaktadır.
Bu madde ise, bir idari işlemin dolayısıyla ya da idari işlemin uygulanması nedeniyle açılacak tam yargı davalarını düzenlemektedir. Kimi zaman idari işlemin uygulanması "idarenin eylemi" yoluyla gerçekleşir ki, idarenin eyleminin kaynağında mutlak surette bir idari işlem bulunmaktadır. Olayda, davalı idare tarafından, davacının dava dışı şirketten satın aldığı motorin cinsi akaryakıta satıcı şirketin kesinleşen vergi borcu nedeniyle haciz konulması işleminden kaynaklandığını öne sürdüğü maddi zararının tazmini istemiyle görülen davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacının uğradığını öne sürdüğü zarar idari eylemden değil, idarenin kamu alacağının kamu gücü kullanılarak tahsiline ait işlemlerinden kaynaklandığından, İstanbul 10. İdare Mahkemesince idari merci tecavüzünde bulunulduğu gerekçesiyle ilk olarak 2.3.2016 tarihinde açılan davada dava dilekçesinin mercine tevdi edilmesi yolunda verilen 31.10.2017 tarihli, E:2017/1932, K:2017/2223 Sayılı karar usule aykırıdır.
Diğer yandan, idare, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlemin veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alınmaktadır. Bu nedenle eylemi ve/veya işleminden doğan zararın idare tarafından tazmin yükümlüğünden söz edilmesi için, idare hukuku kuralları çerçevesinde ilk olarak idarenin hizmet kusurunun, sonrasında objektif sorumluluğunun bulunup, bulunmadığının ortaya konulması gerekir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmaktadır. Ancak idari işlemlerin iptalini gerektiren nedenler ile hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında her zaman bir bağlılık ve özdeşlik yoktur. Başka bir ifadeyle idari işlemin herhangi bir unsuru yönden hukuka ve yasa kurallarına aykırılığı görülerek iptal edilmiş olması, tek başına hizmet kusurunun varlığını ve bu nedenle doğduğu öne sürülen zararın idare tarafından tazmini gerektiğini kabule yetmez. İdarenin işleminin tesisinde ve uygulamasında hizmet kusurundan söz edilmesi için, saptanan hukuki sakatlığın belirli bir ağırlıkta olması gerekir. Dolayısıyla idari işleyişe ait olarak, idari işlemin özellikle sebep, konu ve maksat unsurları yönünden kamu hizmetinin ve kamu yararının gereklerini aşan, açık ve somut hukuka aykırılıkların hizmet kusuru olarak nitelendirilmesi ve idarenin bu işleminden kaynaklanan zararları tazmin yükümlüğünün bulunduğunun kabulü gerekir.
6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 66. maddesinde, "Borçlu, elinde bulunan bir malı üçüncü şahsın mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, haczi yapan memur bunu haciz zaptına geçirir. Keyfiyet, iddia borçlu tarafından yapılmışsa üçüncü şahsa, üçüncü şahıs tarafından yapılmışsa borçluya bildirilir. Tahsil dairesi, haciz zaptını aldığı tarihten itibaren 7 gün içinde iddiayı reddetmediği takdirde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Üçüncü şahıs, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz etmediği takdirde istihkak iddiası dinlenmez. İstihkak iddiası tahsil dairesince kabul edilmez veya borçlu tarafından istihkak iddiasına itiraz edilirse, 7 gün içinde mahkemeye müracaat etmesi lüzumu tahsil dairesince üçüncü şahsa bildirilir. Müddetinde dava açılmadığı takdirde istihkak iddiasından vazgeçilmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden,
-Petrol piyasasında geçerli dağıtıcı lisansı ile faaliyet gösteren davacının, dava dışı ... Akaryakıt Dağıtım Ticaret AŞ'den motorin cinsi akaryakıt alımı hususunda 1.10.2013 tarihli "ikmal anlaşması" başlıklı adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşmeni tarafı olduğu,
-Davalı idarece, motorin cinsi akaryakıtı sağlayarak, onun belirlediği terminal ve ikmal noktalarında davacıya teslim etmeyi taahhüt eden satıcının kesinleşen vergi borcunun tahsili için 29.11.2013 tarihli ihtiyati haciz kararının alındığı,
-Bunun üzerine, takip edilen vergi borçlusu adına Samsun A. antreposunda depolanmış motorin bulunduğunun bildirildiği, davalı idarenin 26.12.2013 tarihli yazısıyla haciz uygulanmasının istenildiği, ancak 30.12.2013 tarihli haciz tutanağında, akaryakıtın vergi borçlusuna değil, davacıya ait olduğundan bahisle haciz uygulanmadığının, ancak eşyanın bulunduğu antrepo yetkilisinin aksi beyanı nedeniyle davalı idarenin 2.1.2014 tarihli yazısı üzerine, 6.1.2014 tarihinde 2.990.804-litre millileştirilmemiş, 1.462.044-litre millileştirilmiş olmak üzere toplam 4.452.848-litre motorinin haczedildiği,
-Mersin K. antrepoda vergi borçlusu adına depolanmış akaryakıt bulunduğunun bildirilmesi ve davalı idarenin 25.12.2013 tarihli yazısı üzerine 31.12.2013 tarihinde 897.396-litre millileştirilmiş, 2.678.253-litre millileştirilmemiş olmak üzere toplam 3.575.649-litre motorinin haczedildiği,
-Davacının 25.12.2013 tarihli dilekçesiyle hacze konu eşyanın kendisine ait olduğunu bildirerek, haczin kaldırılmasını istediği, öte yandan istihkak iddiasının 6.1.2014 tarihli haciz tutanağında da belirtildiği,
-Davalı idarenin 30.12.2013 tarihli, 33134 Sayılı yazısıyla, ödemenin mal alımına ait faturaların düzenlenme tarihinden yapıldığı ve taraflar arasındaki sözleşmeye ait damga vergisinin beyan edilmediğinden bahisle satışın kamu alacağının tahsiline olanak bırakmamak için yapıldığı kanaatine ulaşılarak istihkak iddiasının reddedildiği; 6.1.2014 tarihli haciz tutanağına konu eşya hakkındaki istihkak iddiasının da 10.1.2014 tarihli, 815 Sayılı yazıyla reddedildiği,
-Bu arada davalı idarenin 3.1.2014 ve 15.1.2014 tarihli yazıları uyarınca, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu vergi müfettişleri tarafından alım - satım işleminin muvazaa içerip, içermediğinin incelenmesinin sonunda 29.5.2014 tarihli "Görüş ve Öneri Raporu" ile alış - satış işleminde muvazaa olduğu sonucuna ulaşıldığı,
-Davacı tarafından bunun öncesinde 6.1.2014 tarihinde, ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/5 esas sayılı dosyasına kayıtlı olarak, "istihkak davası" açıldığı,
-Adı geçen Mahkemenin 30.10.2014 tarihli, E:2014/5, K:2014/292 Sayılı kararıyla, davacının istihkak iddiasının kabul edilerek, akaryakıt üzerindeki haczin kaldırılmasına ve karar kesinleştiğinde davacıya teslimine hükmedildiği, bu kararının Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 12.5.2015 tarihli, E:2014/23775, K:2015/7305 Sayılı kararıyla düzeltilerek onandığı, karar düzeltme isteminin reddedilmesi üzerine kesinleştiği,
-Davalı idarece yargı kararının kesinleşmesi üzerine 4.12.2015 tarihinde, haczi kaldırılarak, akaryakıtın istihkak talebinde bulunan davacıya teslimini istediği
-Eşyanın gümrük mevzuatından kaynaklanan ÖTV yükümlülüklerinin yerine getirilmediğinden bahisle teslim edilmediği,
-Ancak vergi yargısında açılan davalar sürecinde 16.8.2017 ve 15.3.2018 tarihlerinde akaryakıtın teslim edildiği,
-Davacının, maliki olduğu akaryakıta haksız bir şekilde haciz konulması ve tarafına teslim edilmemesi nedeniyle, zamanında akaryakıt satışı yapamadığı, ticari kazançtan yoksun kaldığı, bu suretle oluştuğunu öne sürdüğü maddi zararın tazmini amacıyla bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen maddi ve hukuki duruma göre, dava dışı vergi borçlusu ve şirket müdürü hakkında ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk kararı alındığı, bu işlemlerin hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri yolunda yargı kararı bulunmadığı, bu kararlar doğrultusunda Samsun ve Mersin Gümrük Müdürlüklerinin denetimindeki antrepolarda bulunan ve vergi borçlusuna ait olduğu bildirilen eşyaya haciz uygulandığı, davacının istihkak iddianın doğruluğunun anlaşılabilmesi için iki şirket arasındaki alım satım işlemlerinin muvazaalı olup, olmadığının incelenmesi neticesinde 29.5.2014 tarihli raporun düzenlendiği, anılan raporda yapılan alış-satış işleminde muvazaa olduğu görüşüne yer verildiği, dolayısıyla borçlunun elinde bulunan eşyanın haczi ve davacının itirazın reddinin, daha sonra vergi müfettişlerinin incelemesiyle oluşturulan, öneri ve görüş raporuyla ortaya konulan hukuken kabul edilebilir geçerli bir sebebe dayandığı görülmektedir.
Buna göre davalı idarenin kamu hizmetinin ve kamu yararının gereklerini aştığı, açık ve somut hukuka aykırılık içerdiği ortaya konulamayan, borçlunun elinde bulunan ancak davacıya ait olduğu ilgili yasa kuralı gereğince açılan dava sonunda ancak yargı kararıyla belirlenebilen eşyayı haczinin ve davacının istihkak iddiasının reddinin hizmet kusuru olarak nitelendirilmesine olanak bulunmadığından, bu işleminden kaynaklandığı öne sürülen maddi zararı davalı idarenin tazmin yükümlüğünün bulunduğundan söz edilemez.
Kaldı ki davalı idare tarafından adli yargı yerinin kararının kesinleşmesi üzerine, bu karar gereğince ve makul süre içinde hacizlerin kaldırıldığı, akaryakıtın davacı yetkilisine teslim edilmesinin ilgili gümrük idarelerine bildirildiği, bu hacizlerin kaldırılmasına karşın gümrük mevzuatından kaynaklı olduğu öne sürülen vergi yükümlülüğünü yerine getirilmemesi sebebiyle akaryakıtın davacıya hemen teslim edilemediği, ayrıca davacıya ait olduğu belirlenen akaryakıtın tasfiye edilmediği, eşyadan bir eksilmeye neden olunmadığı da ortada olup, davanın reddi gerekirken, tazminat isteminin kısmen kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık yoktur.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, ... İdare Mahkemesince verilen 30.9.2019 tarihli, E:2018/1808, K:2019/2017 Sayılı kararın kaldırılmasına, DAVANIN REDDİNE, dava ve istinaf aşamasında karşıladığı aşağıda dökümü gösterilen 1.254,90-TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına, istinaf kanun yolu aşamasında davalı idare tarafından karşılanan 38,00-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin 4. fıkrası uyarınca duruşmalı işler için belirlenen 2.590,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, posta gideri için alınan paranın kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra ilgililere iadesine, nispi tamamlama harcı olarak tahsil edilen 220,26-TL'nin davacıya iadesine 2577 Sayılı Kanun'un 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren otuz ( 30 ) gün içinde Danıştaya temyiz yolu açık olmak üzere, 10.6.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) Karşı Oy: Dava dosyasının incelenmesinden, dayandığı gerekçeler karşısında, istinaf başvurularına konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu anlaşıldığından ve dilekçelerde ileri sürülen iddialar söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)