(213 S. K. m. 94, 101, 102, 113, 114, 374) (6183 S. K. m. 8, 35, 55, 58)
BAŞVURUNUN KONUSU: Davacı tarafından, ortak sıfatıyla adına düzenlenen 20190301..1, 20190301...2 ve 20190318...1 sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada; davacının, 01/02/2007 tarih ve 6736 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanan ilana göre, Kadıköy 7. Noterliği'nden 26/01/2007 tarih ve 02418 yevmiye nolu devir ve temlik sözleşmesi ile şirkete %50 oranında ortak olduğu, şirketin Kadıköy 7. Noterliği'nden 09/01/2008 tarih ve 711 sayı ile onaylı ortaklar kurulu kararıyla tasfiyeye girdiği, tasfiyenin henüz sonuçlandırılmadığı, dava konusu 20190301..1, 20190301...2 ve 20190318...1 sayılı ödeme emirlerinin içeriğinde yer alan vergi borçlarının şirketten tahsili için şirket adına 20131112...7, 20160822...247 ve 20170712...592 sayılı ödeme emirleri düzenlenerek 26/10/2018 tarihinde şirket tasfiye memuru olan ....'in ikametgah adresinde eşi ....'e posta yoluyla tebliğ edildiğinin görüldüğü, 213 sayılı Yasa'nın 94. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunun adresinde kanuni temsilcisine, kanuni temsilcinin bulunmaması halinde şirket daimi çalışanına yapılabileceği, şirket adresinde tebliğin yapılamaması halinde kanuni temsilcinin ikametgah adresinde de tebliğ yapılması olanaklı olmakla birlikte, öncelikle şirketin adresinde tebliğ yapılamadığının 213 sayılı Yasanın 102. maddesine uygun olarak düzenlenmiş bir tebliğ alındısıyla ortaya konulması gerektiği halde, davacı şirketin adresinde tebliğ yapılamadığı hususu tebliğ alındısıyla ortaya konulmadan, şirket yetkilisinin ikametgah adresinde eşine yapılan tebliğin usulüne uygun olduğundan bahsedilemeyeceğinden, usulüne uygun olarak şirkete tebliğ edilmeyen ve nihayetinde şirket hakkında kesinleştirilmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nin 15/10/2019 tarih ve E:2019/954, K:2019/1761sayılı kararına davalı idare tarafından istinaf başvurusunda bulunularak; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Altıncı Vergi Dava Dairesi'nce dosyadaki belgeler incelenip davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu hakkında işin gereği görüşüldü:
Dava; davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen 20190301..1, 20190301...2 ve 20190318...1 sayılı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı hükme bağlanmış olup, aynı Yasanın takip eden 58. maddesinde de, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddiası ile tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait davalara bakan vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği öngörülmüştür.
Aynı Kanun'un 35. maddesinde; ''Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar." hükmü yer alıyor iken, 5766 sayılı Yasanın 3. maddesiyle 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren hükmüyle söz konusu maddeye ek olarak getirilen ek fıkrayla; "Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.'' kuralı getirilmiştir.
Yukarıda anılan yasal düzenlemeler uyarınca, tüzel kişiliğe sahip şirketlerin vergi borçlarından dolayı öncelikle o şirket adına tarh ve tahakkuk işlemi yapılacağı, borç ödenmediği takdirde şirket adına ödeme emri düzenleneceği ve kamu alacağının şirketten tahsil edilmesi için idarece 6183 sayılı Kanunda sayılan tüm takip yollarının tüketileceği, buna rağmen kamu alacağı borçlu şirketten tahsil edilemezse, şirket ortakları adına hisseleri oranında ödeme emri düzenleneceği tartışmasızdır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un "Tebliğler ve müddetlerin hesaplanması" başlıklı 8. maddesinde, hilafına bir hüküm bulunmadıkça bu Kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Tebliğ Yapılacak Kimseler" başlıklı 94. maddesinde; "Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır. Tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müsdahdemlerinden birine yapılır. (Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir.)" hükmüne yer verilmiş, 28.11.2017 tarih ve 7061 sayılı Kanun'la değişik 101. maddesinin 1. fıkrasında, 1. Mükellef tarafından işe başlamada veya adres değişikliğinde bildirilen işyeri adreslerinin, 2. Yoklama fişinde veya ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adreslerinin, 3. 25/04/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin bu Kanuna göre bilinen adres sayıldığı, birinci fıkranın (1) ve (2) numaralı bentlerinde yazılı bilinen adreslerden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanının dikkate alınacağı ve tebliğin öncelikle bu adreste yapılacağı, işyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış addolunması hallerinde tebliğin, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacağı, işyeri adresi olmayanlara tebliğin, doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacağı belirtildikten sonra, 28.11.2017 tarih ve 7061 sayılı Kanun'la değişi....02. maddesinin 4. fıkrasında, bu Kanunun 101. maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (bulunamama durumunun o adresten geçici ayrılmaları da kapsadığı) durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakının gönderildiği idareye iade edileceği, bu durumda, bu Kanunun 101. maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılacağı, 5. fıkrasında, bu Kanunun 101. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (bulunamama durumunun o adresten geçici ayrılmaları da kapsadığı) durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakının gönderildiği idareye iade edileceği, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusulanın kapıya yapıştırılacağı, bu durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakının, gönderildiği idareye iade edileceği, tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 113. maddesinde; "Zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkmasıdır. Zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder." hükmüne yer verilmiş, 114. maddesinin 1. fıkrasında, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, "Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hal ve takdirde bir yıldan fazla olamaz" hükmüne yer verilmiştir. "Ceza Kesmede Zamanaşımı" başlıklı 374. maddesinde ise; vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden; 353 ve mükerrer 355. maddeler uyarınca kesilecek usulsüzlük cezalarında, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak beş yıl (114. maddenin ikinci fıkrası hükmü ceza zamanaşımı için de geçerlidir.) geçtikten sonra vergi cezası kesilemeyeceği, bu süreler içinde ceza ihbarnamesi tebliğ edilmekle zamanaşımının kesilmiş olacağı hükmü yer almaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, asıl borçlu Tasfiye Halinde …… Metal Demir Çelik ve İnşaat Malzemeleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin 2007, 2010, 2011, 2012 yıllarının muhtelif dönemlerine ilişkin amme borçlarının şirketten tahsil edilemediğinden bahisle ilgili dönemlerde şirket ortağı olan davacıdan tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği görülmüştür.
Asıl borçlu şirkete ait Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi örneklerinin incelenmesinden, davacının Kadıköy 7. Noterliği'nin 26.01.2007 tarih ve 02418 sayılı hisse devir sözleşmesi ile hisse devralarak %50 oranında şirket ortağı olduğu, bu hususun 26.01.2007 tarihinde tescil ve 01.02.2007 tarihinde ilan edildiği, 26.05.2007 tarihli ortaklar kurulu kararı ile K4'nın 5 yıl süre ile şirket müdürlüğüne atandığı, bu hususun 31.05.2007 tarihinde tescil ve 06.06.2007 tarihinde ilan edildiği, şirketin 09.01.2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile tasfiye haline girdiği ve ....'in tasfiye memuru olarak atandığı, bu hususun 14.01.2008 tarihinde tescil ve 18.01.2008 tarihinde ilan edildiği, davacının ortaklığının devam ettiği ve şirketin tasfiyesinin sona ermediği görülmüştür.
İstinaf başvurusuna konu kararın, dava konusu 20190301..1, 20190301...2 sayılı ödeme emirlerinin iptali isteminin kabulüne yönelik hüküm fıkrasına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu yönünden;
Dava dosyasının incelenmesinden, asıl amme borçlusu şirketin 2010 ve 2011 takvim yılı kurumlar vergisi beyannamesinin verilmemesi nedeniyle adına kesilen özel usulsüzlük cezalarına ilişkin ihbarnamelerin tebliğ alındılarının üzerinde herhangi bir imza/şerh vs. bulunmadığı, söz konusu cezaların tahakkuk ettiğinden ve vadesinde ödenmediğinden bahisle asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen 22.08.2016 tarih ve 247 sayılı, 12.07.2017 tarih ve 592 sayılı ödeme emirlerinin (şirketin mükellefiyet kaydının 31.01.2011 tarihinde re'sen terk ettirildiği göz önünde bulundurularak) şirketin tasfiye memuru ....'in ikametgah adresinde eşi ....'e 26.10.2018 tarihinde tebliğ edildiği, yapılan takibatla vergi alacağının yükümlü şirketten tahsil imkanı bulunmadığından bahisle şirket ortağı sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla dava konusu20190301..1, 20190301...2 sayılı ödeme emirlerinin düzenlenerek tebliği suretiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Olayda, şirketin mükellefiyet kaydının 31.01.2011 tarihinde re'sen terk ettirildiği (işin bırakılmış addolunması hali) göz önünde bulundurularak 213 sayılı Kanunun yukarıda yer verilen düzenlemelerine göre şirket hakkında düzenlenen ödeme emirlerinin kanuni temsilcinin ikametgah adresinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği görülmekte ise de; dava konusu20190301..1, 20190301...2 sayılı ödeme emirleri içeriği 2010 ve 2011 takvim yıllarına ilişkin özel usulsüzlük cezalarına ilişkin olarak asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen ihbarnamelerin usule uygun şekilde tebliğ edildiğini ortaya koyan belgelerin gönderilmemesi karşısında, bahse konu ödeme emirleri içeriği söz konusu cezaların asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun şekilde tahakkuk ettiğinin davalı idarece ortaya konulamadığı ve ödeme emri içeriği 2010 ve 2011 yılına ilişkin cezaların 31.12.2015 ve 31.12.2016 tarihleri itibariyle ceza kesme zamanaşımına uğradığı sonucuna varıldığından, davacı adına düzenlenen20190301..1, 20190301...2 sayılı ödeme emirlerinde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İstinaf başvurusuna konu kararın, dava konusu 20190318...1sayılı ödeme emrinin iptali isteminin kabulüne yönelik hüküm fıkrasına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu yönünden;
Dava dosyasının incelenmesinden, asıl amme borçlusu şirketin sahte fatura düzenlediğinin vergi tekniği raporu ile tespiti ve takdire sevk edilmesi üzerine 2007 yılının muhtelif dönemlerine ilişkin kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gecikme faizi, vergi ziyaı cezası ve 2012/1-12 dönemine ilişkin özel usulsüzlük cezası borçlarının tahsili amacıyla asıl borçlu şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin (şirketin mükellefiyet kaydının 31.01.2011 tarihinde re'sen terk ettirildiği göz önünde bulundurularak) şirketin tasfiye memuru ....'in ikametgah adresinde eşi ....'e (tarh zamanaşımı süresi içerisinde) 02.04.2013 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, tahakkuk eden söz konusu vergi, ceza ve gecikme faizinin tahsili amacıyla asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen 12.11.2013 tarih ve 7 sayılı ödeme emrinin (şirketin mükellefiyet kaydının 31.01.2011 tarihinde re'sen terk ettirildiği göz önünde bulundurularak) şirketin tasfiye memuru ....'in ikametgah adresinde eşi ....'e (tahsil zamanaşımı süresi içerisinde) 26.10.2018 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmalarında borcu karşılayacak mal varlığının bulunmadığı, yapılan takibatla vergi alacağının yükümlü şirketten tahsil imkanı bulunmadığından bahisle şirket ortağı sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla dava konusu 20190318...1 sayılı ödeme emrinin düzenlenerek tebliği suretiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, söz konusu kamu alacağının asıl borçlu şirketten tahsil edilmesi için 6183 sayılı Kanunda sayılan tüm takip yollarının usule uygun şekilde tüketildiği anlaşıldığından, dava konusu 20190318...1 sayılı ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nin istinafa konu edilen 15/10/2019 tarih ve E:2019/954, K:2019/1761 sayılı kararının; dava konusu 20190318...1 sayılı ödeme emrinin iptali isteminin kabulüne yönelik hüküm fıkrasının kaldırılarak, buna ilişkin kısım yönünden davanın reddine, istinafa konu kararın; dava konusu 20190301..1, 20190301...2 sayılı ödeme emirlerinin iptali isteminin kabulüne yönelik hüküm fıkrasının kaldırılarak, buna ilişkin kısım yönünden yukarıda belirtilen gerekçe uyarınca davanın kabulüne, sonuç olarak; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, dava konusu 20190301..1, 20190301...2 sayılı ödeme emirlerinin iptaline, 20190318...1 sayılı ödeme emrinin iptali isteminin reddine, dava kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlandığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesi uyarınca, davacı tarafından yapıldığı anlaşılan ve aşağıda dökümü gösterilen 106,70-TL yargılama giderinden, davadaki haklılık oranına göre hesaplanan 105,70-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan 1,00-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, istinaf aşamasında davalı idare tarafından yapıldığı anlaşılan ve aşağıda dökümü gösterilen 24,50-TLyargılama giderinden, davadaki haklılık oranına göre hesaplanan 0,50-TL'sinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, kalan 24,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, taraf vekilleri yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.890,00-TL vekalet ücretinin karşılıklı olarak alınıp verilmesine, davacıdan 54,40-TL maktu karar harcının alınmasına, tahsil edilen posta avansından artan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, kararın taraflara tebliğine, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (b) bendi uyarınca kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 17/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)