(5393 S. K. m. 38, 49) (657 S. K. m. 76)
İSTEMİN ÖZETİ: Antalya İli, Korkuteli Belediye Başkanlığı'nda başkan yardımcısı olarak görev yapmakta olan davacının, bu görevi sonlandırılarak Temizlik İşleri Müdürü olarak atanmasına ilişkin 21.05.2018 tarihli işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; davacının yürüttüğü başkan yardımcılığı kadrosunun, görevde yükselme, sınav, mülakat gibi seçici nitelikte belirli kriterler aranmadan atama yapılabilecek bir kadro olduğu hususları dikkate alındığında idarenin bu tip kadrolara yapacağı atamalarda kullanacağı takdir yetkisinin diğer kadrolara yapılacak atamalara göre daha geniş değerlendirilmesi gerekeceği, davacının, tamamen idarenin takdir yetkisi kapsamında belediye başkan yardımcılığı görevine atandığı, davacının söz konusu görevinden alınması yönünde tesis edilen dava konusu işlemin, hizmet dışı öğeler esas alınarak kurulduğuna, kamu yararı ve hizmet gerekleri amacı dışında gerçekleştirildiğine ve takdir hakkının hukuka aykırı kullanıldığına ilişkin hukuken geçerli bilgi ve belgenin ortaya konulamadığı anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Antalya 2. İdare Mahkemesi'nce verilen davanın reddine ilişkin 18/12/2018 tarih ve E:2018/583, K:2018/1255 sayılı kararın, davacı vekili tarafından; Temizlik İşleri Müdürlüğü'nün, personeli ve hiçbir işi olmayan bir müdürlük olduğu, müvekkilinin görevinde başarısız veya yetersiz olduğu yönünde somut bir tespite yer verilmediği, idarece gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden daire başkanlığı emrinde çalışmaya devam edecek kişileri belirlerken objektif kriterlere göre davranılmadığı, müvekkilinin yerine atanan kişilerin geçmiş çalışma, başarı, liyakat ve sicil durumuna göre üstünlüğünün bulunmadığı, müvekkilinin daha önce herhangi bir disiplin cezası almadığı, atanmış olduğu müdürlüğün teknik öğrenim gerektiren bir müdürlük olması sebebiyle bu müdürlükte görev yapmasının uygun olmadığı, dava konusu atama işleminin müvekkilini itibarsızlaştırma ve ötekileştirilme amacına yönelik olduğu iddialarıyla istinafen incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü;
Dava; Antalya İli, Korkuteli Belediye Başkanlığı'nda başkan yardımcısı olarak görev yapmakta olan davacının, başkan yardımcılığı görevi sonlandırılarak Temizlik İşleri Müdürü olarak atanmasına ilişkin 21.05.2018 tarihli işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 38. maddesinin (j) bendinde; "Belediye personelini atamak" belediye başkanının görev ve yetkileri arasında sayılmış, Kanun'un "Norm kadro ve personel istihdamı" başlıklı 49. maddesinin ikinci fıkrasında da; belediye personelinin, belediye başkanı tarafından atanacağı hükmü yer almıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesinin birinci fıkrasında; "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.
Kamu hizmetlerini yürütmek için görevlendirilen memurların bulundukları kadrolar ile naklen atama işleminin yapıldığı kadroların durumunun, idari bir görev olup olmadığının ve bu kadrolara yapılacak atamaların takdir yetkisi kapsamında veya terfi, görevde yükselme ve unvan değişikliği gibi kariyer ve liyakat değerlendirmesi yapılmasını gerektiren mevzuatla belirlenmiş özel usullere tabi olup olmadığının ortaya konulması uyuşmazlığın çözümü açısından önem taşımaktadır.
Kamu yönetim alanını ilgilendiren mevzuatımıza göre, kamu kurumlarının görevde yükselme sınavına tabi olan kadrolarına (müdür ve daha alt görevlere) atanma sınavla olmakta iken, daha üst düzey yöneticilerin atanması konusunda, genel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 68 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen yüksek öğrenim görmüş olma ve 10-12 yıl hizmeti bulunma mecburiyeti dışında sınav veya puanlama gibi nesnel bir seçme ve atama yöntemi düzenlenmemiştir.
Üst düzey yönetici atamalarında, nitelikli yöneticilerin hangi usule göre ve nasıl belirleneceği, yöneticilik vasıflarının hangi ölçütlere göre ve nasıl değerlendirileceği konusu tamamen atamaya yetkili amirlerin subjektif tercihlerine ve geniş takdirine bırakılmıştır. İdarenin, hangi kıstas ve kriterlere göre hukuki tasarrufta bulunacağının hukuk kuralları ile önceden kesin bir şekilde belirlenmediği durumlarda, idareye geniş takdir yetkisinin tanındığı kabul edilmelidir. Başka bir deyişle, idari işlemin unsurları bakımından hukuk kuralları idareye serbest hareket imkânı tanıyorsa, bu durumda idarenin geniş takdir yetkisinden söz edilebilir.
Nitekim, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliğine Dair Genel Yönetmelik'te ve kurumların kendi özel yönetmeliklerinde, görevde yükselmeye aday kişilerin seçiminde; öğrenim seviyesi, hizmet süresi, sicil notu, takdirname, ödül, katıldığı hizmetiçi eğitimler ve yabancı dil bilgisi seviyesi gibi hususların dikkate alınmakta olduğu görülmektedir. Görevde yükselme sınav sistemi incelendiğinde ise, yazılı olarak yapılan bu sınavların esas olarak alt ve orta düzey yöneticilerin bilgisini ölçmeye yönelik olduğu, bunun dışında yöneticilerde bulunması gereken yöneticilik becerisi ve niteliklerini değerlendirme konusunda bir değerlendirme sisteminin öngörülmediği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, kamu kurumlarının, alt ve orta düzey yöneticilerinin seçimi için getirilen sınav ve liyakat sistemine benzer bir sistemin üst düzey yöneticilerin seçimi konusunda getirilmediği aşikardır.
Hukuk sistemimiz, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde görev, yetki ve sorumlulukları tanımlamış ve sorumlu idari makamları açıkça belirleyerek gerekli yetkilerle donatmıştır. Görev ve sorumluluk verilen makamın üstün yetkilerle donatılması, bu yetkinin hukuk sınırları içinde bir tercihe zorlanmadan kullanılabilmesi yönetsel faaliyetlerin zorunlu gereğidir. Görev verilip gerektiği gibi yetkilendirme yapılmaması durumunda sorumluluktan bahsetmek yönetsel fonksiyonla bağdaşmaz. Bunun için kanun koyucu görev ve sorumluluk verdiği makamlara atama konusunda farklı seçenekleri değerlendirerek tercih yapma imkanı veren düzenlemeler yapmıştır. Uyuşmazlık konusu olay çerçevesinde yürürlükteki mevzuatımıza baktığımızda bu hususu açıkça görmek mümkündür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlıklı 2 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; “İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.” hükmüne yer verilerek yargı yetkisinin sınırları çizilmiştir.
Kuşkusuz 657 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi kapsamında takdir yetkisine istinaden tesis edilen işlemlerin de hukuka uygunluk denetimine tabi tutulacağı, bu denetimin ise, 2577 sayılı Kanun'un 2/2.maddesinde belirtilen sınırlar içinde yapılacağı noktasında hukuken bir duraksama bulunmamaktadır. Bu çerçevede, memurların görev ve görev yerlerinin; başarısızlık, performans yetersizliği, soruşturma, disiplin cezası gibi nedenlere veya hizmetin gerektirdiği durumlarda da kamu yararı amacıyla değiştirilebileceğinin kabulü gerekir.
Kanun Koyucu, görev verdiği makamların sorumlu tutulabilmesi için gerekli takdir yetkileriyle donatarak farklı seçenekler arasından tercih yapmalarına imkan sağlamış olup, bu yetkinin hangi alternatifin tercih edilerek uygulanacağını idareye bırakmış, yargı mercilerince verilecek kararlarla da idarenin bir tercihe zorlanmasını yasaklamıştır. Zira burada takdir yetkisinin kullanılması idari işlemin hukukiliği ile değil yerindeliği ile ilgilidir. Yani teknik bir husustur. Özellikle idari görevler açısından mevzuatında öngörülen nitelikleri taşıyanlar arasından tercih yapabilmeleri için atamaya yetkili makamlara bu yetki tanımıştır. İşin ehli olanlardan hangisinin tercih edileceği, bunların kazanılmış hak aylık derecesiyle ne zaman nerede çalıştıracağı hususu o kamu hizmetinin yürütülmesinden sorumlu ve atama yetkisi verilmiş makamlara bırakılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Korkuteli Belediye Başkanlığı'nda başkan yardımcısı olarak görev yapmakta olan davacının bu görevi sonlandırılarak Temizlik İşleri Müdürü olarak atanmasına ilişkin 21.05.2018 tarihli işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır
Anayasa Mahkemesi 8.12.2015 tarih ve E.2014/87 K.2015/112 sayılı kararında; daire başkanı kadrolarının idareci(yönetici) kadroları olduğunu, idarenin bu kadrolara bir kere atadığı kişileri meslek hayatları boyunca bu kadrolarda çalıştırma zorunluluğunun bulunmayacağını, bu kadrolara atanan kişiler yönünden, bulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş, kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklardan yahut bu durumun devam edeceği yönündeki haklı beklentiden söz edilemeyeceğini, kamu yararı ve hizmetin gerekleri dikkate alınarak bu kişilerin idarecilik görevlerine son verilmesi durumunda kariyer meslek kadrolarından gelenlerin kendi kadrolarına atanmalarının mümkün olduğunu, bunun kazanılmış hakları veya genel olarak hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir yönünün bulunmadığını vurgulamıştır.
Bu bağlamda; görevde yükselme sınavına tabi olmayan yönetici kadrolarına atama konusunda idarenin geniş bir tercih ve takdir hakkı bulunduğu kuşkusuz olup, idarenin, bu yetkisini belirli bir kişi lehine kullanmaya yargı kararı ile zorlanamayacağı gibi yukarıda da değinildiği gibi önemli bir sorumluluk gerektiren üst düzey yönetici kadrolarına atadığı kişileri, gelişen ve değişen kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde değiştirme konusunda da geniş bir takdir hakkının olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu durumda, belediye başkan yardımcılığı kadrosunun da üst düzey kadro olduğu üst düzey kamu yöneticilerinin, kamu kurum ve kuruluşlarının geleceğe dönük planlarını ve politikalarını saptayan, bu plan ve politikalardaki hedefleri gerçekleştirmek için gerekli kaynakları ve bu kaynakların kullanım yerlerini belirleyen ya da bu kişilerin emir ve direktifleri yönünde uygulamayı yapan veya onlara yardımcı olan kişiler oldukları, ayrıca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda atama yapma ve görevden alma konusunda idarelere tanınan takdir yetkisinin bu tür kadrolar için daha geniş olduğunun kabul edilmesinin, bu görevlerden başka görevlere atanmaya ilişkin işlemlerin kazanılmış hakları veya genel olarak hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmadığı gibi belediye başkanlarının görevlerini kamu görevlisi olarak yürütmesine karşın görevlerinin seçim süresi ile sınırlı bulunduğu, yürütülen görevin devamı için seçimlerde tekrar başarılı olunmasının zorunlu olduğu, seçilmiş kamu personeli olan belediye başkanlarının, atama suretiyle görev yapan kamu personelinin görevlerinin gereği gibi ve başarılı bir biçimde yürütülememesi halinde doğacak müeyyidelerin yanında bir de seçilememek suretiyle bu görevinin sona ermesi sonucuyla karşılaşacağından, görev yapacağı personeli seçme ve atama hakkı ile yetkide paralellik ilkesi gereğince görevden alma hakkı bulunduğunun kabulü gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, belediye başkan yardımcılığı görevini yürüten davacının, bu görevinden alınarak Temizlik İşleri Müdürlüğü'ne atanması yolunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık; davanın reddine dair istinaf başvurusuna konu kararda ise sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan; dava konusu atama işlemi Dairemizce hukuka uygun bulunduğundan, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
Başvuruya konu mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun yukarıda yer verilen gerekçe ile REDDİNE, istinaf aşamasında yapılan 175,30.-TL yargılama giderinin istinaf yoluna başvuran davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin Mahkemesi'nce davacıya iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45 inci maddesinin 6 ncı fıkrası uyarınca kesin olmak üzere, 09.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)