(213 S. K. m. 114) (1319 S. K. m. 20, 23, 29, 32, 33)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına düzenlenen 22.12.2017 tarih ve 37/317, 318, 319, 320 sayılı ihbarnamelerle 2005 ila 2017 yılları için tarh edilen bina vergisi ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı ile borç hesap kartı ile öğrenilen 2004 ila 2017 yıllarına ilişkin kesilen vergi ziyaı cezalarının iptali istemiyle açılan davada; 2010 ila 2017 yıllarına ilişkin bina vergisi ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı ile 2013 ila 2017 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezaları yönünden davanın tetkikinden; Mahkemelerince 14.01.2019 tarihinde yapılan ara kararına cevaben davalı idarece gönderilerek 04.02.2019 tarihinde Mahkeme kaydına giren dilekçe eklerinden, davacının 25.06.2018 tarihinde davalı idareye başvurarak, dava konusu 2010 ila 2017 yıllarına ilişkin bina vergisi ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı ile 2013 ila 2017 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezaları için 7143 sayılı Yasadan yararlanarak söz konusu borçları yapılandırdığının anlaşıldığı, bu durumda; davacının 7143 sayılı Kanun kapsamında anılan vergi ve cezaları yapılandırdığı anlaşıldığından konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine mahal bulunmadığı, 2005 ila 2009 yıllarına ilişkin bina vergisi ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı yönünden davanın tetkikinden; söz konusu vergi ve katkı payına ilişkin İstanbul İli, Esenyurt İlçesi, .......... Mah. 134 ada 3 parselde kayıtlı taşınmaz için 08.04.2005 tarihinde emlak bildiriminde bulunulduğu görülmüş olup söz konusu taşınmazın bu tarihten itibaren idarenin bilgisi dahilinde olduğu nazara alındığında, söz konusu vergi ihbarnamelerinin 213 sayılı Kanun'un 114. maddesi uyarınca verginin doğduğu yılı takip eden 5 yıl içinde davacıya tebliğ edilmesi gerekirken bu süre geçtikten çok sonra 08.01.2018 tarihinde davacıya tebliğ edilerek tarh zamanaşımına uğrayan kamu alacaklarında hukuka uyarlık görülmediği, 2004 ila 2012 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezaları yönünden davanın tetkikine gelince; 09.04.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4751 sayılı Kanun ile 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda önemli değişikliklere gidilerek, yapılan değişiklikle emlak vergisinin tarh ve tahakkukuna ilişkin yeni esaslar getirildiği, 4751 sayılı Kanun ile emlak vergisi uygulaması sonucunda görülen olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve vergilemede kolaylığın ve basitliğin sağlanması amacıyla dört yılda bir alınmakta olan beyan esasının kaldırılması ve sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde mükelleflerden bildirim alınmasını sağlamaya yönelik değişiklerin yapıldığı, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 4751 sayılı Kanunla kaldırılmadan önceki 20. maddesinde, arazi vergisinin mükelleflerin yazılı beyanı üzerine tarh ve tahakkuk ettirileceğinin hüküm altına alındığı, aynı Kanunun 4751 sayılı Kanunla değişmeden önceki 32. maddesinde de, ek süreye rağmen beyanname verilmemesi halinde; verginin bu Kanun hükümlerine göre idarece tarh edileceği, şu kadar ki, gayrimenkulün maddi delillere göre tespit edilen değerinin beyan edilmesi gereken asgari değerden fazla olması halinde, bu değer üzerinden ikmalen vergi tarh olunacağı, beyannamesini ek süreye rağmen vermeyen mükellef adına vergi ziyaı cezası kesileceği, mükellefin beyanının maddi delillere göre tespit edilen rayiç bedelden düşük olması halinde, rayiç bedelle tarhiyata esas değer arasındaki fark üzerinden ceza uygulanmaksızın ikmalen vergi tarh olunacağının hükme bağlandığı, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nda 4751 sayılı Kanun ile 09.04.2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yapılan değişiklikler sonucu beyan esası kaldırılarak sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde bildirim verilmesi esasının getirilmesine paralel olarak Kanunun 32. maddesinde yeniden düzenlemeye gidildiği, buna göre emlak vergisi bildirimi verilmesi gereken hallerde mükellefin bildirim vermemesi durumunda, verginin idarece tarh edileceği, idarece tarhiyatta her yıla ilişkin vergi değerinin 29. madde hükmü dikkate alınarak hesaplanacağının belirtildiği, ilgili Kanun hükmünde 09.04.2002 tarihinde yapılan değişiklik öncesi beyanname verilmemesi halinde vergi ziyaı cezası kesileceği açık olarak belirtilmekte iken Emlak Vergisi Kanununda 09.04.2002 tarihinden itibaren 4751 sayılı Yasa ile yapılan değişikler sonucu, beyan esasına ilişkin 20. madde kaldırılarak 23. maddede yapılan değişiklik ile Kanunun 33. maddesinde belirtilen vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana gelmesi halinde bildirim verilmesi esası getirildiği, 32. maddede de bildirimin süresinde verilmemesi durumunda verginin idarece tarh edileceği belirtildiği halde vergi ziyaı cezası kesileceğine dair bir ibareye yer verilmediği, bu durumda, Emlak Vergisi Kanununda 09.04.2002 tarihinden itibaren beyanname verme zorunluluğu kaldırılarak emlak vergisi bildirimi verilmesi gereken hallerde mükellefin bildirim vermemesi durumunda verginin idarece tarh edileceği kuralı benimsendiğinden ve vergi ziyaı cezası kesileceğine dair bir hükme yer verilmediğinden, idarece 2002 yılı ve sonraki yıllar için vergi ziyaı cezası kesilemeyeceği, dava konusu vergi ziyaı cezalarında da yasal isabet bulunmadığı, diğer taraftan, her ne kadar davalı idare tarafından söz konusu vergi ziyaı cezalarının davacı nezdinde oluşan bakiye alacağından mahsup edildiği belirtilmiş olsa da, vergi ziyaı cezalarının hukuka uygun olmadığı görüldüğünden, hukuka aykırı olarak kesilen vergi ziyaı cezalarının davacı nezdinde oluşan bakiye alacağından mahsup işlemi yapılmasına hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen karar verilmesine yer olmadığına, 2010 ila 2017 yıllarına ilişkin bina vergisi ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı ile 2013 ila 2017 yıllarına ilişkin vergi ziyaı cezaları yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kalan kısımları yönünden davanın kabulüne karar veren İstanbul 1. Vergi Mahkemesi'nin 04/04/2019 gün ve E:2018/328, K:2019/693 sayılı kararının; davanın süresinde açılmadığı, eksik emlak vergisi ödeyen davacı adına yapılan vergilendirme işlemlerinin hukuka uygun olduğu iddialarıyla kabule ilişkin kısmının istinaf yoluyla kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü:
İstinaf başvurusuna konu karar usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine, 128,50-TL istinaf başvurma harcı ve 54,20-TL posta giderinin istinaf başvurusunda bulunan üzerinde bırakılmasına, 54,40-TL maktu karar harcının istinaf başvurusunda bulunan taraftan alınması için harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, artan posta ücretinin talep edilmemesi halinde kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren otuz (30) gün içinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere 07.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)