(AİHS m. 6) (2577 S. K. m. 45) (6100 S. K. m. 323, 335)
İSTEMİN KONUSU: Ankara 19. İdare Mahkemesince verilen 13/05/2019 gün ve E:2018/1814, K:2019/1818 sayılı kararın kaldırılması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
(1) Dava konusu istem: Dava, davalı idare bünyesinde görev yapmakta iken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair 15.03.2018 tarih ve 2018/7475 sayılı işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
(2) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Ankara 19. İdare Mahkemesince; davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı ... Bankası AŞ'de (Bank ...) 2014 yılından sonra para yatırdığının, FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan özel öğretim kurumunda çocuğunun 2014-2016 yılları arasında öğrenim kaydının bulunduğunun, FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan ... Derneği'ne 2014-2015 yılları arasında ödeme bilgisinin bulunduğunun, FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle TMSF'ye devredilen ... Medya Dağıtım A.Ş.'ye 2014-2015 yılları arasında ödeme bilgisinin bulunduğu, bu nedenlerle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, işlem hukuka uygun bulunduğundan işlemden dolayı yoksun kalınan özlük haklarının ödenmesi talebinin kabulüne de olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİNDE BULUNANIN İDDİALARI: Davacı tarafından, FETÖ/PDY adlı bir örgüt ile uzaktan yakından bir ilgi ve alakası bulunmadığı, bu iddialara ilişkin olarak davalı tarafından herhangi bir soruşturma yapılmadığı ve savunmasının alınmadığı, 672 sayılı KHK ile varlığı henüz hiçbir mahkeme kararı ile saptanmayan ve ne ilgisi olduğu belirtilmeden bir terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğunun iddia edildiği, hiçbir somut delil ve gerekçe sunulmaksızın memuriyetten çıkarıldığı, herhangi bir kişinin talimatı ya da telkiniyle Bank ...'ya para yatırmadığı ve anılan Bankaya destek vermediği, Bankada 2000 yılından itibaren hesabı bulunduğu, dini hassasiyetleri gereği faizsiz olması nedeniyle bu bankaya para yatırdığı, ayrıca bazı dönemlerde müftülük toplantılarında söz konusu Banka yetkililerinin gelip bireysel emeklilik konusunda kampanyalar yapıldığını belirttiği ve hesap açma konusunda personelin teşvik edildiği, ihraç gerekçesinde terör örgütü üyeliğine dayanak yapılan suçlamanın yasal olarak faaliyetine devam eden bir bankaya para yatırmak olarak gösterildiği, suç tarihi olarak kabul edilen dönemde Bank ...'ya para yatırılmasının silahlı terör örgütüne yardım etmek anlamına geleceğine, işlenilen fiilin suç kabul edileceğine, sonraki dönemlerde cezai müeyyideyle karşı karşıya kalabileceğine, dahası o dönem sahiplerinin ve yöneticilerinin kim olduğunu bilmediği bankanın sahip ve yöneticilerinin ileride silahlı terör örgütü kurucu ve üyeleri, bankanın ise bu terör örgütünün finans kaynağı olarak anılacağına ilişkin en küçük bir şüphesi ve bilgisi dahi bulunmadığı, üye olduğu ... Camii ve ... Derneği'nin görev yaptığı caminin derneği olduğu, bu derneğe üye olmasından daha doğal bir şey olamayacağı, derneğinin bu örgüt ile ilgisi olduğunu sonradan öğrenerek dernek üyeliğinden hemen ayrıldığı, resmi kurum ve kuruluşların izni ile açılmış ve faaliyetine devam eden derneğe üye olmanın terör örgütü üyeliği suçunu oluşturmadığı, Kanunlara göre açılmış ve bağış toplayan bir dernek olan ... Derneğine bağış yapmanın da suç olarak kabul edilemeyeceği, çocuklarının söz konusu yapılanmaya ait olduğu belirtilen özel X2 ilkokulu ve ortaokulunda 2014-2015-2016 eğitim döneminde kaydının olmasının da ihraç gerekçesi yapıldığı, ancak mevzuata uygun şekilde kurulan ve faaliyet göstermesine izin verilen ve Devletçe denetlenen bir okula çocuğunu göndermenin terör örgütü ile bağlantılı olduğu şeklinde yorumlanamayacağı, bu durumun Anayasa'da yer verilen eğitim ve öğretim hakkının ihlali anlamına geldiği, okulu tercih etme nedenleri arasında öğrenim ücretinin emsallerine kıyasla düşük olmasının da yer aldığı, yine yasal olarak faaliyet gösteren bir okulda çalışma kaydının bulunmasının da suç olmadığı, AİHM kararlarına göre OHAL Komisyonunca suç olarak kabul edilen ve ihraç işlemine gerekçe yapılan fiillerin suç olmadığı, bugüne kadar hiçbir suç eylemine veya disiplin sürecine muhatap olmadığı, dava konusu işlemin Anayasa’ya aykırı olduğu gibi, şekil, konu, yetki ve maksat unsurları açısından da sakat olup ve iptali gerektiği, OHAL döneminde durumun gerektirdiği ölçüde geçici tedbirler alınması gerekirken kalıcı sonuçlar doğuran kamu görevinden çıkarılma işleminin uygulandığı, Anayasaya göre OHAL döneminde dahi ihlal edilmeyecek türden bir hak olan masumiyet karinesinden yararlanma hakkının OHAL KHK'sı ile terör örgütü üyesi olarak suçlanmak suretiyle cezalandırılarak ihlal edildiği, Anayasa ve TBMM içtüzüğüne göre OHAL KHK'larının Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra süresi içinde TBMM'nin onayına sunulması gerektiği halde sunulmadığı, Anayasa'da yer alan hüküm gereği OHAL döneminde Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği, ancak kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve bunlardan dolayı suçlanamayacağı, suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı düzenlemesine yer verildiği, 672 sayılı KHK ile getirilen düzenlemelerin, olağanüstü halin gereklerini aşan nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkilerini olağanüstü halden sonra da devam ettirdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, masumiyet karinesinin ihlal, adil yargılanma hakkının gasp edildiği, savunma hakkı tanınmadığı, isnadı öğrenme hakkının kullandırılmadığı, bir daha çalıştırılmamak üzere kamu görevinden çıkarmanın Ceza Hukuku anlamında bir ceza olduğu ve bu nedenle AİHS'nin 6. maddesinin cezai yaptırımlara ilişkin tüm hükümleri ve garantilerinin somut olayda uygulanması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAF SAVUNMASININ ÖZETİ: İstinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesince, davacının adli yardım talebinin kabulü yönünde ilk derece mahkemesince karar verildiği görüldüğünden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 335.maddesinin 3.fıkrasında, adli yardımın, hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceğinin belirtilmesi karşında, bu konuda yeniden bir karar verilmeksizin, 2577 sayılı Kanunun değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Dava konusu işlemde ve istinaf incelemesine konu İdare Mahkemesi kararında yer almamasına karşın, dosyanın ve UYAP kayıtlarının incelenmesi neticesinde, Dairemizce ... iletişim programına ilişkin değerlendirme yapılması ve davacının durumunun tespit edilmesi gerekli görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi'nce; ... uygulamasının soruşturma ve kovuşturma mercilerince tespit edilen kurumsal ve ticari mahiyetinin olmaması, uygulama üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ/PDY unsurlarına ait örgütsel temas ve faaliyetlere ilişkin olması, uygulamayla ilişkili İnternet kaynaklı yayınların çoğunlukla sahte hesaplar üzerinden yapılması ve burada FETÖ/PDY lehine paylaşımlarda bulunulması, büyük bir kullanıcı kitlesine sahip uygulamanın 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde diğer kişilerce bilinmemesi, kullanıcılarının belirlenmesini önlemeye yönelik olağan dışı işleyişinin ve şifreleme sisteminin bulunması, kullanımın ancak diğer bir kullanıcının onaylamasıyla mümkün hale gelmesi ve bu yönüyle hücre tipi örgütlenmeye elverişli olması, haberleşme içeriğinin belirli bir süre sonra otomatik olarak kendiliğinden silinmesi gibi özellikleri (AYM, Aydın Yavuz ve diğerleri, [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §106) gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceği kabul edilmiştir (AYM, Aydın Yavuz ve diğerleri, §267).
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.09.2017 tarihli E:2017/956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli E:2015/3, K:2017/3 sayılı kararda; ... iletişim sisteminin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı karara bağlanmıştır. Bu durumda, ... iletişim sistemini kullandığı tespit edilen kişilerin FETÖ/PDY örgütü ile üyelik, iltisak ve irtibatının bulunduğu ve kamu görevinden çıkarılma için hukuki gerekçe olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
Buna karşın, ... programının kişinin iradesi dışında, kullanmakta olduğu iletişim cihazına yüklendiğinin ve hiç bir şekilde iletişimde kullanılmamış olduğunun tespiti halinde, bu durumun tek başına irtibat veya iltisak sebebi sayılamayacağı açıktır.
Davacının durumuna gelince;
Davacı hakkında ceza yargılaması sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, davacının başka bir kişi üzerine kayıtlı N1nolu GSM hattı üzerinden ... iletişim programını kullandığı tespit edilmiştir.
Bu durumda; davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgüt içi haberleşme programı olan ... programını kullandığının tespit edildiği hususu, Mahkeme kararında belirtilen diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde; davacının çeşitli yol ve yöntemlerle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat düzeyinde ilişkisinin olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Öte yandan; ilk derece mahkemesince davacının adli yardım talebi kabul edilmiş olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde harçlar, posta giderleri ve vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında sayıldığı, aynı Kanunun 335. maddesinin 3.fıkrasında ise adli yardımın, yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet sağladığı ve hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği yönünde kural getirildiği hususları birlikte dikkate alındığında; vekalet ücreti dahil tüm yargılama giderlerine ilişkin tahsilatın, kararın kesinleşmesinden sonra yapılabileceği, dolayısıyla bu aşamada davacıdan herhangi bir tahsilat yapılamayacağı açık olmakla birlikte İdare Mahkemesi kararında yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin olarak bu yönde bir belirleme yapılmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç: Yukarıda yer verilen gerekçe ve açıklamayla birlikte;
1-Ankara 19. İdare Mahkemesince verilen 13/05/2019 gün ve E:2018/1814, K:2019/1818 sayılı karar usul ve hukuka uygun olup, kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, İSTİNAF İSTEMİNİN REDDİNE,
2-Anılan kararda ''belirlenen 1.362,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine'' şeklinde kurulan hükmün, 2577 sayılı Kanunun 45.maddesinin 3. fıkrası gereğince;'' belirlenen 1.362,00 TL vekalet ücretinin iş bu kararın kesinleşmesinden sonra davacıdan alınarak davalıya ödenmesine'' olarak düzeltilmesine,
3- Anılan kararda "davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın başında alınmayan söz konusu yargılama giderinin davacıdan tahsili için ilgili kuruma müzekkere yazılmasına" şeklinde kurulan hükmün, 2577 sayılı Kanunun 45.maddesinin 3. fıkrası gereğince; "davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın başında alınmayan söz konusu yargılama giderinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıdan tahsili için ilgili kuruma müzekkere yazılmasına" şeklinde düzeltilmesine,
4- Aşağıda dökümü yapılan istinaf aşamasına ait yargılama giderinin istinaf edenin üzerinde bırakılmasına,
5- Adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan davacıdan önceden alınmamış olan istinaf yargılama giderlerine ait olan istinaf başvuru harcı ve posta giderinin tahsili için karar kesinleştikten sonra mahkemesince ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına,
2577 sayılı Kanunun değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 17/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)