İSTİNAF İSTEMİNİN KONUSU: Davalı idare bünyesinde görev yapmaktayken 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair 01/02/2018 tarihli ve 2018/3282 sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelere göre dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu işlem Mahkemelerince hukuka uygun bulunduğundan davacının yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde Ankara 20. İdare Mahkemesince verilen 28/03/2019 tarihli ve E:2018/4214, K:2019/1545 sayılı kararın kaldırılması istenilmektedir.
İSTİNAF İSTEMİNDE BULUNANIN İDDİALARI: Davacı tarafından, zabıt katibi olarak görev yapmaktayken kamu görevine son verildiği, yerel Mahkemenin usule ilişkin itirazlarını gözetmeden hüküm kurduğu, hakkında 657 sayılı Yasa'nın disiplin hükümlerinin uygulanması gerekirken OHAL KHK'sı hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, herhangi bir somut eylem isnadında bulunulmadan kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, başta savunma hakkı olmak üzere dilekçesinde belirttiği Anayasa ve AİHS hükümleri ile Disiplin Hukuku ve Ceza Hukuku ilkelerinin ihlal edildiği, hakkındaki ceza yargılaması sürecinin devam ettiği, ceza yargılamasında verilen kesinleşmemiş yargı kararlarının aleyhe değerlendirilemeyeceği, ... kullanıcısı olmadığı ve bu iddianın ispatlanamadığı, ... programını indirdiği varsayılsa dahi bu durumun aleyhine delil teşkil etmeyeceği, dava konusu işlemde ve davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAF SAVUNMASININ ÖZETİ: İstinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Kanun'un değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Uyuşmazlıkta, davacı hakkındaki ceza yargılamasında; tanık (...)'nin ifadesinde; davacının 2012 yılında zabıt katipliğini kazandığını, memuriyete girdikten sonra FETÖ/PDY'nin memur evlerinde kaldığını, memur evlerinden birinde "ev abiliği" yaptığını, davacının FETÖ/PDY'nin emir ve talimatlarına uyan sohbet toplantılarına katılan, sadık elemanlarından biri olduğunu beyan ettiği hususları dava konusu işlemde belirtilen diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının çeşitli yol ve yöntemlerle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat düzeyinde ilişkisinin olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Davacının adli yardım talebinin kabulü yönünde ilk derece mahkemesince karar verildiği görülmekte olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 335. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; adli yardımın, yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet sağladığı ve hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği düzenlemesi ile aynı Kanun'un 323. maddesinde yer verilen avukatlık ücretinin yargılama giderleri arasında sayıldığı hususları birlikte dikkate alındığında, İdare Mahkemesi kararında yer alan yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsilinin, kanun yolu incelemeleri dahil kararın kesinleşmesinden sonra yapılabileceği, dolayısıyla bu aşamada davacıdan gerek Mahkeme ve gerekse istinaf safhasındaki yargılama giderleri ile vekalet ücretinin tahsil edilemeyeceği açıktır.
Öte yandan, davacı tarafından dava dilekçesinde yürütmenin durdurulması talebinde bulunulduğu, Mahkeme tarafından davacının adli yardım istemi kabul edildiğinden yürütmenin durdurulması harcı tahsil edilmeden davacının bu isteminin karara bağlandığı ancak esas hakkındaki kararda da yargılama gideri dökümünde "yürütmenin durdurulması harcına" yer verilmediği, ayrıca kararın "Yargılama Giderleri" bölümünde "Genel Toplamın" yanlış hesaplandığı anlaşıldığından, kararın belirtilen kısımlarının düzeltilmesi gerekmiştir.
Ayrıca Mahkeme tarafından, adli yardımdan yararlanması nedeniyle davacıdan tahsil edilmemiş olan yargılama giderinin davacıdan tahsili için kararın kesinleşmesinden sonra ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına karar verilmekle birlikte, davacıdan zaten tahsil edilmiş olan "vekalet harcının" müzekkereden istisna tutulmadığı görüldüğünden, mükerrer tahsilata yol açılmaması için kararın hüküm fıkrasının bu kısım yönünden de düzeltilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle,
1-Ankara 20. İdare Mahkemesince verilen istinafa konu karar, usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, istinaf isteminin reddine,
2-Anılan kararda "...takdir edilen 1.362,00-TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine..."şeklinde kurulan hükmün, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 3. fıkrası gereğince; "...takdir edilen 1.362,00-TL vekalet ücretinin işbu kararın kesinleşmesinden sonra davacı tarafından davalı idareye ödenmesine..." olarak düzeltilmesine,
3- Anılan kararın "Yargılama Giderleri" bölümüne; "Yürütmenin durdurulması harcı: 59,10-TL",ibaresi eklenerek "TOPLAM: 213,80-TL" ibaresinin, "TOPLAM: 204,50-TL" olarak düzeltilmesine,
4- Anılan kararda; "...adli yardımdan yararlanan davacıdan tahsil edilemeyen yargılama giderinin, işbu kararın kesinleşmesinden sonra tahsili için ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına..." şeklinde kurulan hükmün, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 3. fıkrası gereğince; "...adli yardımdan yararlanan davacıdan tahsil edilemeyen yargılama giderinin(davacıdan tahsil edilmiş olan 5,20-TL vekalet harcı hariç olmak üzere), işbu kararın kesinleşmesinden sonra tahsili için ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına..." şeklinde düzeltilmesine,
5- Aşağıda dökümü yapılan istinaf aşamasına ait yargılama giderinin istinaf edenin üzerinde bırakılmasına,
4- Adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan davacıdan önceden alınmamış olan istinaf yargılama giderlerinin tahsili için Mahkemesince karar kesinleştikten sonra ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına,
2577 sayılı Kanun'un değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren30 gün içerisinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 26.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)